Çarşamba, Eylül 30, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kontrol Neden Güven Verir?

Kontrol Neden Güven Verir?

Kontrol ihtiyacının kendisi sağlıksız değildir. İnsan zihni öngörülebilirliği sever. Bir durumun nasıl ilerleyeceğini bildiğimizde ona hazırlanmak, karar vermek ve harekete geçmek daha kolaydır. Belirsizlik ise beraberinde cevaplanmamış sorular getirir. “Ne olacak?”, “Ya istediğim gibi gitmezse?”, “Bunun sonucunda neyle karşılaşacağım?” gibi sorular arttıkça zihnimiz de olası senaryolar üretmeye başlar.

Bu nedenle kontrol etmek, kimi zaman belirsizliğin ortaya çıkardığı rahatsızlığı azaltmanın bir yolu hâline gelir. Plan yapmak, ayrıntıları düşünmek ya da önlem almak kısa süreli bir rahatlama sağlar. Sorun, bu rahatlığı sürdürebilmek için giderek daha fazla şeyi kontrol etmemiz gerektiğini hissettiğimizde ortaya çıkar.

Bir mesaj gönderdikten sonra karşı tarafın ne zaman cevap vereceğini kontrol edemeyiz. Bir iş görüşmesine iyi hazırlanabiliriz ancak karşımızdaki kişinin kararını belirleyemeyiz. Bir ilişkide açık ve özenli davranabiliriz fakat diğer kişinin ne hissedeceğini yönetemeyiz. Buna rağmen zihnimiz sonucu da kontrol etmeye çalıştığında, kendi sorumluluğumuzun bittiği yeri görmek zorlaşabilir.

Daha Fazla Kontrol, Daha Az Kaygı mı?

Kontrol etme çabasının ilginç taraflarından biri, çoğu zaman kaygıyı azaltmak amacıyla başlamasıdır. “Her ihtimali düşünürsem hazırlıksız yakalanmam”, “Her şeyi doğru yaparsam kötü bir sonuçla karşılaşmam” düşüncesi ilk bakışta güven verici gelebilir. Fakat hayatın bütün ihtimallerini hesaplamak mümkün değildir.

Bir ihtimali düşündüğümüzde onun arkasından yenisi gelebilir. Plan yaptıktan sonra planın bozulma ihtimalini, ardından o durumda ne yapacağımızı düşünmeye başlayabiliriz. Böylece çözüm üretmek amacıyla başlayan düşünme süreci, bir süre sonra zihinsel bir nöbete dönüşür. Sürekli tetikte kalmak ise rahatlamamızı değil, her an kontrol edilmesi gereken yeni bir şey varmış gibi hissetmemizi sağlar.

Aslında burada önemli bir ayrım vardır: Bir problem üzerinde düşünmek ile belirsizliği tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak aynı şey değildir. İlki bizi bir çözüme götürebilir. İkincisinin ise çoğu zaman kesin bir sonu yoktur. Çünkü geleceğe dair yüzde yüz garanti elde edemeyiz.

Kontrol Alanımız Nerede Bitiyor?

Kontrol ihtiyacını fark etmenin en işlevsel yollarından biri, hangi konularda gerçekten söz sahibi olduğumuzu ayırt etmektir. Kendi davranışlarımız, seçimlerimiz, hazırlığımız ve verdiğimiz tepkiler büyük ölçüde bizim alanımızdadır. Bunun yanında etkileyebildiğimiz fakat sonucunu belirleyemediğimiz durumlar vardır. Bir ilişkide ihtiyacımızı ifade edebiliriz ama karşımızdaki kişinin vereceği cevabı seçemeyiz. Bir sınava hazırlanabiliriz ancak sınavın bütün koşullarını belirleyemeyiz.

Bir de doğrudan kontrolümüzün dışında kalanlar vardır: geçmişte yaşananlar, başka insanların düşünceleri, beklenmedik değişimler, bazı kayıplar ve geleceğin henüz gerçekleşmemiş kısmı…

Bu sınırlar birbirine karıştığında insan, kendisine ait olmayan bir sorumluluğu da taşımaya başlayabilir. Karşımızdaki insan üzülmesin diye her kelimeyi hesaplamak, olumsuz bir ihtimal gerçekleşmesin diye tekrar tekrar güvence aramak ya da henüz yaşanmamış bir sorunu zihnimizde defalarca çözmeye çalışmak buna örnek olabilir. Harcadığımız enerji arttığı hâlde, sahip olduğumuz gerçek kontrol değişmez.

Belirsizlikle Kalabilmek

Kesinlik arayışı arttıkça kendimizi rahatlatmak için farklı yollar geliştirebiliriz. Aynı konuyu tekrar tekrar düşünmek, çevremizdeki insanlardan sürekli fikir almak, verdiğimiz bir kararı defalarca sorgulamak ya da henüz gerçekleşmemiş durumlar için hazırlık yapmak bunlardan bazılarıdır. Bunlar kısa süreliğine “kontrol bende” hissi yaratabilir. Ancak her rahatsız olduğumuzda kesinlik aradığımızda, belirsizliğin baş edemeyeceğimiz bir şey olduğu düşüncesi de güçlenebilir.

Belirsizlikle kalabilmek ise bütün soru işaretlerinden kurtulmayı beklemeden hayatımıza devam edebilmektir. Bir konuda elimizdeki bilgilerle karar verip sonrasını beklemek, her düşüncenin peşinden gitmemek ve bazı soruların cevabının ancak zamanla ortaya çıkacağını kabul etmek bu becerinin bir parçasıdır. Başlangıçta rahatsızlık devam edebilir; önemli olan o rahatsızlığın varlığını hemen bir tehlike işareti olarak değerlendirmemektir.

Zamanla insan şunu deneyimlemeye başlar: Her şeyi önceden bilmediğim halde de ilerleyebiliyorum. Planım değiştiğinde yeniden düzenleyebiliyor, beklemediğim bir sonuçla karşılaştığımda yeni bir yol bulabiliyorum. Belirsizliğe dayanabilmek biraz da bu deneyimlerin birikmesiyle gelişir. Güven duygusu böylece geleceği kusursuz biçimde tahmin edebilmekten değil, karşılaştığımız durumlara uyum sağlayabileceğimizi bilmekten beslenmeye başlar.

Beyzanur Altın Akyüz
Beyzanur Altın Akyüz
Beyzanur Altın Akyüz, uzman psikolojik danışman ve yazar olarak bireylerin ruhsal iyilik hâlini desteklemeyi ve yaşamlarında içsel dengeyi güçlendirmeyi amaçlayan çalışmalar yürütmektedir. Lisans ve yüksek lisans eğitimini Psikolojik Danışma ve Rehberlik alanında tamamlamış; klinik ve okul ortamlarında çeşitli yaş gruplarıyla deneyim kazanmıştır. Aile danışmanlığı, bilişsel davranışçı terapi, şema terapi, çocuk-ergen terapisi alanlarında aldığı çeşitli eğitimlerle çalışmalarını derinleştirmiştir. Yazılarında farkındalık, kendini anlama, ilişkilerde denge ve psikolojik iyileşme temalarına odaklanarak, okuyucularına bilgilendirici ve ilham verici içerikler sunmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar