Hayatı, insanın nefes almaya başladığı anda kendi yolunu oluşturmaya başladığı bir olgu olarak tanımlayabiliriz. Bebek ilk kez ağladığında, hayat yolculuğunda birinci adımını atar ve Doğan Cüceloğlu’nun ifadesiyle, uğrunda hepimizin birer savaşçı olduğu ‘kendini gerçekleştirmek’ eyleminin ilerlemesini başlatmış olur.
Hayat Yolculuğunda Bir Savaşçı ve Kendini Gerçekleştirme Eylemi
‘Kendini gerçekleştirme’ eylemi, insanın kendi benliğini bulma yolunda sarf ettiği çabaların birikimi olarak tanımlanabilir. İnsan doğar, büyür ve ölür. Bu hayatın doğal akışı olan döngüde karşılaştığı her bir kolaylık ya da zorluk, onu daha güçlü bir savaşçı yapar ve benliğini adeta bir fidanı sulayarak büyütür gibi geliştirir. Bu şekilde ‘kendini gerçekleştirir’, benliğini oluşturur ve diğer insanlardan ayrılır; ‘ben’ olur.
‘Ben’in Kendi Yolu ve İnsanın Makul Yolu
Hayat, insanın ilk nefes aldığı andan itibaren kendi yolunu belirlemeye başladığı bir savaştır. Her insan kendi yolunda yürürken sapaklarla karşılaşır; bazı yol ayrımlarında iki farklı sapak yan yana belirir. Bu sapaklardan biri mantıksızdır, ancak yüreğinden geçen, onu ‘ben’ yapacak ayrımdır. Diğer yol ise mantıklı olan, eğer o tarafa saparsa yoğrulacağı yerdir. İnsan ne yapacağını bilemez; bir tarafta benliği, diğer tarafta ise benliğinden tamamen uzak olan, yalnızca makul olan seçenek vardır. Mutluluk göreceli bir kavramdır; fakat bir tarafta mutluluk varken diğer tarafta refah vardır ve çoğu insana göre bir taraf mutlulukken diğeri refahtır. Ancak atlanılan nokta, refahın sadece fiziksel bir durum olmadığıdır. Refah, mutluluk ile bağlantılı bir duygudur. Sadece mantığa dayalı bir tercih yapan bir insan, belki fiziksel olarak refah içinde olabilir; ancak ruhen huzursuzlukla kaplanabilir. Huzursuzluk, ruhsal rahatsızlığa yol açar. Makul seçenekten inşa edilen saltanatın üstüne bu ruhsal rahatsızlık yıkılır ve yerine mutsuzluk diktatörlük yapmaya başlar. Sonuç olarak, insan mantıklı yolda yoğrulacağım düşüncesiyle saptığı yol ayrımında önüne kocaman bir set çekilir ve yorulsa dahi mutlu olacağı o sapağı özlemeye başlar. Çünkü atlanılan bir diğer nokta, sonucunda zorluk çekip yorulacak olsa bile kişinin, mantıksal olarak seçilen ve toplumu şekillendiren o kalıpsal yoldan sıyrılarak kendi istediği yol sapağında da yoğrulabileceğidir; her türlü olayla savaşır, belki yer yer mutsuz da olabilir; ancak mutsuzluğu da kendi benliğinin yaptığı bir seçim olduğu için bunun mutluluğu daim olur. Yani kendi seçtiğimiz yolda ilerlerken karşımıza çıkan aksilikler bizi haddinden fazla yorabilir ve bu da bir parça mutluluğu yakalayabilsek de bir parça da mutsuzluğa yol açabilir. Öteki tarafta ise mutlak bir ruhsal refahsızlığın diktatörlüğü vardır. Bu çelişkide akıllara gelen soru şudur: Kendi seçtiğin yolda mutsuz olmak mı, yoksa mantıklı yolda pişman olmak mı?
Kendi Seçtiğin Yolda Mutsuz Olmak Mı, Yoksa Mantıklı Yolda Pişman Olmak Mı?
Aslında mantıkla hisler her zaman zıt değildir; çoğu zaman birlikte çalışırlar. Bazen bahsedilen yol ayrımı olmaz, direkt tek ve mantık/his birliğinin olduğu bir seçenek ortaya çıkar; bu seçenekte de elbette insan zorluklarla karşılaşabilir çünkü hayatın kendisi başlı başına bir savaştır ve savaş, mücadele demektir. Savaşta mağlup ve galip olmak üzere iki ayrı taraf vardır. Sonunda mağlup olacak da olsa insanın önceliği ‘benlik’ olmalıdır; böylece eğer mağlup olsa bile hayata karşı verdiği kendini gerçekleştirme savaşında mağlubiyetini galibiyete çevirebilir. Çünkü insan, istediği her şeyi başarabilecek potansiyele sahip bir varlıktır. Bu şekilde birey, kendi seçtiği yolda mutsuz olsa da mağlubiyetinden doğan galibiyetle mutluluğu yeniden yakalayabilir. Bu savaşın sonunda kazanılan galibiyet durumu, yukarıda bahsedilen iki seçenekli yol ayrımı için de geçerli bir durumdur. İki opsiyon sonucunda oluşabilecek iki farklı duygu olan pişmanlık ve mutsuzluk ise birbiriyle bağlantılıdır. Zaten pişmanlık da mutsuzluğa evirilen bir duygu olduğu için, en azından pişmanlık yaşamadan sadece mutsuz olabilir ve mutsuzluğunun da çözüm yolu vardır. Bahsedilen mağlubiyetten doğan galibiyet, bu çözümün ta kendisidir. Ancak belirtilmesi gereken bir durum, ele alınan mutsuzluk ve pişmanlık duygularının, bu iki seçenekli yolun sonucunda oluşabilecek birçok olasılık duygu arasından seçilen iki duygu olduğudur; bu yüzden bu çözüm, tüm olasılıklar için geçerli olmayabilir.
Fiziki Refah vs. Ruhsal Refah
Tıpkı bir önceki başlıkta ele alınan durum gibi, fiziki refah ile ruhsal refah da her zaman birbirinden ayrı değildir. Mantık/his iş birliği sağlandığında, fizik ve ruh refahı ilişkisi olumlu olur; bu iş birliğini sağlayabilen insanlar çok şanslıdır. Elbette makul yol ve hislerin yolu; fizik ve ruh refahı ilişkisi aynı yönlü olsa bile, zorluklar insanın peşini bırakmaz. Çünkü zorluk, sadece olumsuzluktan doğmaz; sonucunda güzel bir mükafata ulaşabilmesi için bazen zorluktan geçmesi gerekir. O mükafat ise tam olarak kişinin kendisidir; benliğidir ve birey, benliğinin yoğrulması için karşısına çıkan zorluklarla savaşır. Ancak eğer bahsedilen iki opsiyonun olduğu seçenekle savaşması gerektiğinde, ruhsal refah ile fiziki refah çakışıp ikisinden birisi arasında bir seçim yapması gerekirse; insan, kendini gerçekleştirebilmek için, aynaya baktığında gördüğü sureti tanıyıp ‘işte bu ben’ diyebildiği opsiyonu seçmelidir. İşte o zaman kendi yolunda bir yandan yorulsa da bir yandan da yoğrulup şekillenerek, ilk nefesinden son nefesine kadar hayata karşı verdiği savaştan galip olarak ayrılır.
Kaynakça
Cüceloğlu, D. (2021). Savaşçı. Kronik Kitap.


