Hiç bir kitabın son sayfasına geldiğinizde karakterlere veda etmek istemediğiniz oldu mu? Ya da bir diziyi izlerken bir karakterin ölümüne ağladığınız?
Bir dizinin finalinden sonra günlerce karakterleri düşünmek, bir karakter öldüğünde gerçekten üzülmek ya da yıllar önce izlediğiniz bir filmi yeniden açıp o tanıdık karakterlerle vakit geçirmek oldukça tanıdık deneyimlerdir. Hatta bazen hiç var olmamış bir karakteri gerçek hayattaki bazı insanlardan daha yakından tanıyormuşuz gibi hissedebiliriz. Peki zihnimiz bunun bir kurgu olduğunu bilirken neden kurgusal karakterlere karşı gerçek duygular geliştirebiliyor? Cevabın önemli bir kısmı hikâyelerle kurduğumuz psikolojik ilişkide yatıyor.
Kurgusal karakterlerle kurduğumuz ilişkiyi anlamak için psikolojide kullanılan birkaç farklı kavramı birbirinden ayırmak gerekiyor. Bunlardan biri karakterle özdeşim (identification). Özdeşim kurduğumuzda yalnızca karakteri sevmekle kalmaz, onun bakış açısını anlamaya, hatta o bakış açısıyla bulunduğu dünyaya bakmaya başlarız. Ne hissedeceğini düşünür, kararlarını anlamaya çalışır ve hikâyeyi bir anlamda onun gözünden deneyimleriz.
Bir diğer kavram ise parasosyal ilişki. Bu, tek taraflı bir ilişki hissini ifade eder. Karakterle gerçekten konuşmadığımızı veya onun bizi tanımadığını bilsek de onu hayatımızda tanıdığımız bir insan gibi hissedebiliriz. Araştırmacılar parasosyal ilişkilerin yalnızca ünlülerle değil, kurgusal karakterlerle de kurulabileceğini belirtiyor.
Dolayısıyla “Bu karakteri çok seviyorum” dediğimizde aslında farklı psikolojik süreçler aynı anda devrede olabilir.
Hikâyenin İçine Girdiğimizde Ne Oluyor?
Bazen bir film izlerken veya kitap okurken çevremizde olup biteni unuturuz. Telefonumuzu kontrol etmeyi bırakır, zamanın nasıl geçtiğini bile fark etmeyiz. Karakter üzülür ve biz de üzülürüz. Karakter korkar ve biz de geriliriz. Psikolojide bu deneyim narrative transportation, yani anlatıya taşınma olarak adlandırılır.
Green ve Brock’un (2000) çalışmaları, insanların bir hikâyeye ne kadar yoğun şekilde “taşındıklarının”, hikâyedeki karakterlere yönelik değerlendirmelerini ve hikâyenin sunduğu düşünceleri etkileyebildiğini göstermiştir. Araştırmacılar bu süreci dikkat, hayal gücü ve duygusal katılımın bir araya geldiği yoğun bir hikâye deneyimi olarak tanımlamaktadır. Başka bir deyişle, iyi anlatılmış bir hikâye yalnızca bize bir şey anlatmaz; bizi bir süreliğine başka birinin dünyasına götürür.
“Kendimi Onun Yerinde Görebiliyorum”
Bir karakterle bağ kurmamızın bir başka nedeni de kendimizden bir parça bulmamız olabilir. Belki karakter bizim yaşadığımız bir korkuyu yaşıyordur. Belki kimsenin bizi anlamadığını düşündüğümüz bir dönemde onun da yalnız hissettiğini görürüz. Belki karakterin ailesiyle ilişkisi, başarısızlık korkusu veya kendini bulma mücadelesi bize tanıdık gelir. Araştırmalar, izleyici ile karakter arasındaki benzerliğin karakterle özdeşim kurma sürecinde rol oynayabileceğini göstermektedir. Bununla birlikte, 2024 yılında yayınlanan bir meta-analiz, benzerliğin karakterle özdeşimi otomatik olarak garanti etmediğini; bu ilişkinin daha karmaşık olduğunu ortaya koymuştur.
Yani karakterin birebir bize benzemesi gerekmeyebilir. Bazen tam tersine, bizde olmayan özellikleri taşıdığı için ona çekilebiliriz çünkü hikâyeler bize yalnızca olduğumuz kişiyi değil, olabileceğimiz kişileri de deneyimleme fırsatı sunar.
Kurgusal Karakterler Bize Kendimizi Anlatabilir
Karakterlerle kurduğumuz bağ yalnızca hikâyeyi daha eğlenceli hale getirmekle kalmayabilir. Bazı araştırmalar karakterlerle özdeşimin kişinin kendisi hakkındaki düşünceleriyle ilişkili olabileceğini göstermektedir. Broom, Chavez ve Wagner’ın (2021) çalışmasında, insanların kurgusal karakterlerle özdeşim düzeyi arttıkça, karakteri ve kendilerini düşünürken kullandıkları bazı beyin bölgelerindeki benzerliğin de arttığı bulunmuştur. Araştırmacılar bunu karakterlerin kişinin kendilik algısının bir parçası haline gelebilmesi açısından önemli bir bulgu olarak değerlendirmektedir.
Bu nedenle bazen bir karakter hakkında konuşurken aslında kendimiz hakkında konuşuyor olabiliriz.
Peki Ya Bağlanma?
Kurgusal karakterlerle kurduğumuz ilişkilerin neden bazı insanlarda daha yoğun olduğunu anlamak için bağlanma stilleri de araştırılmıştır. 2021 yılında yayınlanan bir çalışmada yetişkin bağlanma özelliklerinin insanların hikâyelere ne kadar dâhil oldukları, karakterlerle ne ölçüde özdeşim kurdukları ve parasosyal ilişkiler geliştirdikleriyle ilişkili olduğu bulunmuştur. Araştırmacılar, hikâyelerin gerçek ilişkilerden farklı olarak reddedilme riski olmadan bir tür duygusal yakınlık sağlayabileceğini öne sürmektedir.
Bu, kurgusal karakterlere bağlanmanın mutlaka gerçek hayattaki ilişkilerde bir sorun olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, çoğu insan için bu bağlar günlük yaşamın doğal bir parçasıdır.
Peki Neden Bir Karakter Öldüğünde Gerçekten Yas Tutuyoruz?
Bazen bir karakterin ölümünden sonra gerçekten yas tutma ihtiyacı hissederiz. Karakterin gerçek olmaması, onun hakkında geliştirdiğimiz duygusal yatırımın gerçek olmadığı anlamına gelmez. Haftalarca veya yıllarca bir karakterin hikâyesini takip ettiğimizde onun korkularına, ilişkilerine, hayallerine ve kayıplarına tanıklık ederiz.
Bu nedenle hikâye sona erdiğinde yalnızca karakteri değil, onunla birlikte geçirdiğimiz zamanı da kaybediyor gibi hissedebiliriz. Bir dizinin finalinin ardından yaşanan boşluk hissi de buradan kaynaklanabilir. Artık her hafta hayatımıza eşlik eden karakterlerle yeni bir deneyim yaşamayacağımızı biliriz. Bir anlamda hikâyenin kendisine veda ederiz.
Kurgusal Dünyalar Neden Bize Bu Kadar İyi Gelebilir?
Kurgusal karakterlerle kurduğumuz bağların bir başka önemli tarafı da bize farklı yaşamları deneyimleme fırsatı vermesidir. Bir roman aracılığıyla hiç yaşamadığımız bir hayatı düşünebilir, bir film karakterinin perspektifinden olaylara bakabilir veya bir dizideki karakterin verdiği kararlar üzerinden kendi seçimlerimizi sorgulayabiliriz. Karakterle özdeşim kurmanın kişinin kendisinin sınırlarını geçici olarak genişletmesine ve farklı bakış açılarını deneyimlemesine yardımcı olabileceği öne sürülmektedir.
Belki de bu yüzden bazı karakterleri hayatımızın belirli dönemleriyle özdeşleştiririz. Bir karakter bize üniversite yıllarımızı hatırlatır, bir diğeri ilk aşkımızı, bir başkası kim olduğumuzu anlamaya çalıştığımız bir dönemi… ve yıllar sonra aynı karakteri gördüğümüzde aslında yalnızca onu değil, o zamanki halimizi de hatırlarız.
Sonuç: Belki de Karakterler Hiç “Sadece” Karakter Değildir
Kurgusal karakterler gerçek değildir ama onlarla kurduğumuz ilişkilerde yaşadığımız duygular gerçektir. Onları severiz, onlardan nefret ederiz, onlarla özdeşiriz, onlar için endişeleniriz ve bazen vedalaşmakta zorlanırız. İyi bir hikâye bize yalnızca başka insanların hayatlarını göstermez, bazen kendi hayatımıza dışarıdan bakmamızı sağlar. Belki de bu yüzden yıllar sonra hâlâ bir karakteri düşündüğümüzde hissettiğimiz şey sadece “onu özlemek” değildir. Bir zamanlar onunla birlikte olduğumuz kişiyi de özlüyor olabiliriz.
Belki de kurgusal karakterlerin en güzel tarafı tam olarak budur: Gerçek olmadıklarını bilsek bile, bize kendimiz hakkında gerçek şeyler hissettirebilirler.
Kaynakça
- Broom, T. W., Chavez, R. S., & Wagner, D. D. (2021). Becoming the King in the North: identification with fictional characters is associated with greater self-other neural overlap. Social cognitive and affective neuroscience, 16(6), 541–551. https://doi.org/10.1093/scan/nsab021
- Cohen, Jonathan. (2009). Defining Identification: A Theoretical Look at the Identification of Audiences With Media Characters. Mass Communication and Society. 4. 10.1207/S15327825MCS0403_01.
- Green, M. C., & Brock, T. C. (2000). The role of transportation in the persuasiveness of public narratives. Journal of personality and social psychology, 79(5), 701–721. https://doi.org/10.1037//0022-3514.79.5.701
- Huang, Kate & Fung, Helene & Sun, Peifeng. (2023). The effect of audience–character similarity on identification with narrative characters: A meta-analysis. Current Psychology. 43. 1-18. 10.1007/s12144-023-04842-4.
- Rain, M., & Mar, R. A. (2021). Adult attachment and engagement with fictional characters. Journal of social and personal relationships, 38(9), 2792–2813. https://doi.org/10.1177/02654075211018513


