“Hayır” demek neden bu kadar zor? Bazen istemediğimiz bir daveti kabul eder, yoğun olduğumuz halde bir başkasının işini üstlenir ya da bizi rahatsız eden bir davranış karşısında sessiz kalırız. İçimizden “Bunu yapmak istemiyorum.” derken ağzımızdan “Tamam, sorun değil.” çıkar.
O an için ilişkiyi koruduğumuzu düşünürüz. Fakat sonrasında yorgunluk, kırgınlık, öfke ya da kendimize yönelik kızgınlık hissedebiliriz. Belki de asıl soru şudur: Başkalarını kırmamak için neden kendimizden vazgeçmeye bu kadar kolay razı oluruz?
Sınır koymak yalnızca “hayır” diyebilmek değildir. Kişinin kendi ihtiyaçlarını, duygularını, zamanını ve psikolojik alanını fark edebilmesi ve bunları ilişkilerinde ifade edebilmesidir. Sağlıklı sınırlar, kişinin hem kendi ihtiyaçlarını gözetmesine hem de ilişkilerini dengeli bir biçimde sürdürebilmesine yardımcı olur.
“Hayır” demek neden suçluluk yaratır? Sınır koymakta zorlanmanın arkasında çoğu zaman yalnızca karşımızdaki kişiyi üzmek istememek yoktur. Reddedilme, onaylanmama veya ilişkinin zarar göreceğine yönelik kaygılar da etkili olabilir.
“Hayır dersem bencil olurum.” “Beni yanlış anlar.” “Benden uzaklaşır.” “İyi bir arkadaş ya da eş olamam.” Bu düşünceler, kişinin kendi ihtiyaçları ile karşı tarafın beklentileri arasında sıkışmasına neden olabilir. Özellikle reddedilme konusunda daha duyarlı kişiler için sınır koymak, basit bir iletişim davranışından çok daha tehdit edici hale gelebilir. Burada önemli bir ayrım vardır: Suçluluk hissetmek, her zaman yanlış bir şey yaptığımız anlamına gelmez.
Bazen suçluluk, yalnızca alışık olduğumuz davranış biçiminin dışına çıktığımızda ortaya çıkar. Yıllardır herkesi memnun etmeye çalışan bir kişi için ilk kez “hayır” demek, doğru bir karar olsa bile yoğun bir suçluluk yaratabilir. Sınır koyamamak kısa vadede rahatlatır, uzun vadede yorabilir Sınır koyamadığımızda kısa vadede bir rahatlama yaşayabiliriz.
“Hayır” demediğimiz için karşı tarafın üzülmesini, kızmasını veya bizi reddetmesini engellediğimizi düşünürüz. Fakat bu rahatlama kalıcı olmayabilir. Kendi ihtiyaçlarımızı sürekli geri plana attığımızda zamanla kırgınlık, öfke, tükenmişlik ve ilişkilerden uzaklaşma ortaya çıkabilir.
Kişi bir süre sonra “Herkes benden bir şey istiyor.” veya “Kimse beni düşünmüyor.” diye düşünmeye başlayabilir. Böylece bir döngü oluşabilir: İhtiyaç → Hayır deme düşüncesi → Kaygı/suçluluk → Sınır koyamama → Kısa süreli rahatlama → Uzun vadede kırgınlık ve öfke. Bu nedenle sınır koymak yalnızca başkalarıyla ilişkilerimizi değil, kendimizle olan ilişkimizi de etkiler.
Sınırlarımızın geçmişi olabilir Kişinin ihtiyaçlarını ifade etme biçimi, erken dönem ilişkilerinden ve zaman içinde öğrendiği ilişki örüntülerinden etkilenebilir. Örneğin duyguların veya ihtiyaçların sık sık görmezden gelindiği, çatışmanın hoş karşılanmadığı ya da kişinin başkalarının duygularından sorumlu tutulduğu ilişkilerde büyümek, ilerleyen dönemlerde kendi ihtiyaçlarını ifade etmeyi zorlaştırabilir. Bağlanma deneyimleri de bu noktada önem kazanabilir.
Yakın ilişkilerde reddedilme korkusu yüksek olan bir kişi, ilişkiyi kaybetmemek için kendi ihtiyaçlarını geri plana atabilir. Böyle bir durumda “hayır” demek, yalnızca bir talebi reddetmek değil, kişinin zihninde ilişkinin güvenliğini tehdit eden bir davranış haline gelebilir. Ancak sınır koyma güçlüğünü yalnızca çocukluk deneyimleriyle açıklamak doğru değildir.
İnsan davranışı tek bir deneyimin sonucu değildir. Mevcut ilişkiler, kişisel özellikler, öğrenilmiş davranışlar ve içinde bulunulan sosyal çevre de bu süreçte rol oynar. Sınır koymak karşı tarafı kontrol etmek değildir Sağlıklı sınırların önemli özelliklerinden biri, karşımızdaki kişinin davranışını kontrol etmeye çalışmamasıdır.
“Benimle böyle konuşamazsın.” demekle, “Benimle bu şekilde konuşulduğunda konuşmayı sürdürmeyeceğim.” demek arasında önemli bir fark vardır. İlk ifade karşı tarafın davranışını değiştirmeye odaklanırken, ikincisi kişinin kendi davranışı üzerindeki kontrolünü vurgular. Bu nedenle sınır koymak, herkesin bizim sınırlarımıza mutlaka saygı göstereceği anlamına gelmez.
Bazen karşımızdaki kişi kırılabilir, kızabilir veya bizi suçlayabilir. Sınır koymayı öğrenmenin zor taraflarından biri de tam olarak budur: Karşımızdaki kişinin tepkisini kontrol edemeyeceğimizi kabul etmek. Bir kişinin bizim sınırımıza verdiği tepki, sınırımızın yanlış olduğu anlamına gelmez.
Peki sağlıklı bir sınır nasıl konulur? Sınır koymak her zaman sert, mesafeli veya çatışmacı olmak anlamına gelmez. Açık, sakin ve ben diliyle ifade edilebilir: “Şu an buna yardımcı olabilecek durumda değilim.” “Bugün dinlenmeye ihtiyacım var, başka bir gün görüşebiliriz.” “Bu şekilde konuşulduğunda kendimi iyi hissetmiyorum.
Sakinleştiğimizde konuşmaya devam edebiliriz.” Üstelik sınır koyduğumuz her durumda uzun açıklamalar yapmak veya kendimizi savunmak zorunda değiliz. Bir ihtiyacımızın geçerli olması için onu karşı tarafa defalarca kanıtlamamız gerekmez. Belki de sınır koymayı öğrenmek, insanları hayatımızdan çıkarmayı değil, ilişkilerin içinde kendimizi kaybetmemeyi öğrenmektir.
Çünkü sağlıklı sınırlar insanlar arasında duvarlar örmek zorunda değildir. Aksine kişinin hem kendi ihtiyaçlarını gözetmesine hem de ilişkilerini daha dengeli biçimde sürdürmesine yardımcı olabilir. Bazen iyi bir insan olmak, herkese “evet” demek değildir.
Bazen iyi bir ilişki kurmanın ilk adımı, kendimize “Ben aslında ne istiyorum?” diye sorabilmektir. Ve belki başlangıç için şu soruyu kendimize yöneltebiliriz: “Başkalarını kırmamak için kendimden ne kadar vazgeçiyorum?”
Kaynakça
- Feldman, S., & Downey, G. (1994). Rejection sensitivity as a mediator of the impact of childhood exposure to family violence on adult attachment behavior. Development and Psychopathology, 6(1), 231–247. https://doi.org/10.1017/S0954579400005976
- Foxhall, M., Hamilton-Giachritsis, C., & Button, K. (2019). The link between rejection sensitivity and borderline personality disorder: A systematic review and meta-analysis. British Journal of Clinical Psychology, 58(3), 289–326. https://doi.org/10.1111/bjc.12216
- Linehan, M. M. (1993). Cognitive-behavioral treatment of borderline personality disorder. Guilford Press.
- Mikulincer, M., Shaver, P. R., Bar-On, N., & Ein-Dor, T. (2010). The pushes and pulls of close relationships: Attachment insecurities and relational ambivalence. Journal of Personality and Social Psychology, 98(3), 450–468. https://doi.org/10.1037/a0017366


