“Kendimizi gerçekten tanıyor muyuz, yoksa yıllardır bize anlatılan kişiyi mi yaşıyoruz?” Hayatın içinde kendimizi tanımlamak için pek çok kelime kullanıyoruz. Öğretmeniz, öğrenciyiz, anne, baba, arkadaş, çalışan, başarılı ya da başarısız… Zamanla bu tanımlar, kim olduğumuza dair güçlü bir hikâyeye dönüşüyor.
Fakat bazen bu hikâyenin ne kadarının gerçekten bize ait olduğunu sorgulamayı unutuyoruz. Çünkü daha dünyaya geldiğimiz andan itibaren çevremiz bize kim olmamız gerektiğine dair mesajlar vermeye başlıyor. “İyi bir insan olmalısın.” “Çok çalışmalısın.” “Başarılı olmalısın.” “İnsanları üzmemelisin.” “Güçlü olmalısın.” Büyüdükçe bu cümlelerin bazılarını sorgulamadan benimseyebiliyor ve bir süre sonra başkalarının beklentilerini kendi isteklerimiz sanarak yaşamaya başlayabiliyoruz.
Peki ya gerçekten ne istiyoruz? Bize ait olanla bize öğretileni ayırmak Bazen yıllardır sürdürdüğümüz bir mesleğin gerçekten bizim hayalimiz olup olmadığını sorgulamayız. Bazen devam ettirdiğimiz bir ilişkinin bizi mutlu ettiği için mi, yoksa yalnız kalmaktan korktuğumuz için mi sürdüğünü düşünmeyiz.
Bazen de sürekli güçlü görünmeye çalışırken aslında ne kadar yorulduğumuzu kendimizden bile saklarız. Çünkü alıştığımız hayat, her zaman istediğimiz hayat olmayabilir. Kendini tanımak tam da burada başlıyor: Kendimize dürüst sorular sormaya başladığımız yerde.
“Ben ne istiyorum?” “Beni gerçekten ne mutlu ediyor?” “Hayatımda yaptığım seçimlerin ne kadarı bana ait?” “Bir şeyi istemediğim hâlde neden kabul ediyorum?” “İnsanların benden beklentileri olmasaydı nasıl bir hayat yaşardım?” Bu soruların cevapları her zaman kolay olmayabilir. Hatta bazı cevaplar bizi şaşırtabilir. Çünkü kendini tanımak yalnızca güçlü yönlerini keşfetmek değildir.
Korkularına, kırgınlıklarına, öfkene, güvensizliklerine ve kabul etmekte zorlandığın yönlerine de bakabilmektir. Kendimize neden böyle davranıyoruz? Bazen neden sürekli onaylanmak istediğimizi merak ederiz.
Neden “hayır” demekte zorlanıyoruz? Neden birilerinin bizi beğenmesine bu kadar ihtiyaç duyuyoruz? Neden hata yaptığımızda kendimize, başkalarına olduğumuzdan çok daha acımasız davranıyoruz?
Bu soruların cevaplarını bulmak, kendimizi değiştirmekten önce kendimizi anlamamıza yardımcı olur. Çünkü insan yalnızca ne yaptığını değil, neden yaptığını anlamaya başladığında kendisiyle daha farklı bir ilişki kurmaya başlar. Geçmişte yaşadıklarımız da bu yolculuğun önemli bir parçasıdır.
Çocuklukta duyduğumuz sözler, gördüğümüz davranışlar, aldığımız sorumluluklar ve bize yüklenen roller bugün verdiğimiz bazı kararları etkiliyor olabilir. Fakat geçmişimizi anlamak, geçmişte yaşamak anlamına gelmez. Tam tersine, geçmişin üzerimizdeki etkisini fark etmek, bugün nasıl bir insan olmak istediğimizi daha bilinçli şekilde seçmemize yardımcı olabilir.
Başkalarının hayatıyla kendi hayatımızı karşılaştırmak Kendimizi tanımanın önündeki engellerden biri de sürekli başkalarına bakmaktır. Özellikle sosyal medyada insanların başarılarını, mutluluklarını, seyahatlerini, ilişkilerini ve hayatlarının en güzel anlarını görüyoruz. Sonra kendi hayatımıza bakıp eksik olduğumuzu düşünebiliyoruz.
Oysa gördüğümüz şey çoğu zaman bir hayatın tamamı değil, yalnızca seçilmiş bir bölümüdür. Başkasının hayali bizim hayalimiz olmak zorunda değil. Başkasının başarı ölçütü bizim başarı ölçütümüz olmak zorunda değil.
Belki de kendimizi tanımak, başkalarının hayatına benzeyen bir hayat kurmaya çalışmak yerine kendi hayatımızın bizim için ne anlama geldiğini keşfetmektir. Kendini tanımak bir son değil Kendimizi tanıma yolculuğunun en güzel taraflarından biri de insanın zaman içinde değişebileceğini kabul etmektir. Bugün istediğimiz bir şeyi yarın istemeyebiliriz.
Daha önce korktuğumuz bir şeyle yıllar sonra cesaretle yüzleşebiliriz. Bir zamanlar bizim için çok önemli olan bir hedef, zaman içinde anlamını kaybedebilir. Bu bir tutarsızlık değildir.
Bu, değişmektir. İnsan değiştikçe kendisiyle ilgili bildikleri de değişir. Bu nedenle “Ben kimim?” sorusunun hayatımız boyunca aynı cevabı vermesi gerekmiyor.
Belki de önemli olan bu soruya tek ve kesin bir cevap bulmak değil. Önemli olan, bu soruyu kendimize sormaya cesaret etmek. Belki gerçek yolculuk, dünyaya kendimizi anlatmayı bıraktığımız ve ilk kez sessizce kendimizi dinlediğimiz anda başlar.
Ve belki bugün kendimize sorabileceğimiz en basit soru şudur: “Ben, gerçekten kimim?”

