Liderin Psikoloji Üzerindeki Etkisi
Yeni bir kuruma başladığınızı düşünün. Yapmanız gereken işleri tam olarak bilmiyorsunuz. Herkes size bir şeyler anlatıyor ancak yine de işin özünü kavrayamıyor, hata yapmaktan çekiniyor ve sürekli “Acaba yeterince iyi miyim?” diye sorguluyorsunuz. Günler geçtikçe özgüveniniz azalmaya, motivasyonunuz düşmeye başlıyor. Eğer bu süreçte sizi anlayan bir ekip arkadaşınız ya da size yol gösterecek bir lideriniz de yoksa, işe gelirken hissettiğiniz heyecan yerini kaygıya bırakabiliyor.
İnsan psikolojisi tam da bu noktada devreye giriyor. Çünkü bir çalışanın kuruma bağlılığını belirleyen yalnızca aldığı maaş ya da sahip olduğu unvan değildir. Kendini ne kadar değerli hissettiği, ne kadar desteklendiği ve hata yapmaktan korkmadan gelişebileceği bir ortam bulup bulamadığı da en az bunlar kadar önemlidir.
İşte gerçek liderlik de tam burada başlar.
Liderlik; yalnızca görev dağıtan, performans değerlendiren ya da hedef koyan kişi olmak değildir. Gerçek lider, birlikte çalıştığı insanların potansiyelini ortaya çıkarabilen, onları geliştiren ve en önemlisi psikolojik olarak güven içinde hissettirebilen kişidir. Çünkü insanlar yöneticilerinin söylediklerinden çok, kendilerine hissettirdiklerini hatırlar.
Psikolojide “psikolojik güven” olarak tanımlanan kavram, bireyin yargılanmadan fikirlerini ifade edebilmesi, hata yapmaktan korkmaması ve kendini ait hissetmesi anlamına gelir. Böyle bir ortamda çalışan kişiler daha üretken, daha yaratıcı ve kuruma daha bağlı olurlar. Tam tersine, sürekli eleştirilen, değersiz hissettirilen ya da hata yapmaktan korkan çalışanlar zamanla yalnızca motivasyonlarını değil, kendilerine olan inançlarını da kaybetmeye başlarlar.
Peki gerçek bir lider nasıl olmalıdır?
Her şeyden önce insan psikolojisini anlayabilmelidir. Çalışanlarının yalnızca performansına değil, duygularına da önem vermelidir. Çünkü motivasyonu düşen bir çalışana daha fazla baskı yapmak yerine, onu bu noktaya getiren nedenleri anlamaya çalışmak çok daha kalıcı sonuçlar doğuracaktır. Gerçek lider, insanı yalnızca yaptığı işle değerlendirmez; onu bir birey olarak görür.
Liderliğin en önemli özelliklerinden biri de empatidir. Empati kurabilen yöneticiler, çalışanlarının yaşadığı zorlukları anlayabilir, doğru iletişim kurabilir ve güven ilişkisi oluşturabilir. Kendini anlaşılmış hisseden çalışan ise bulunduğu kuruma daha fazla aidiyet geliştirir. Çalışan memnuniyetinin yüksek olduğu kurumlarda hizmet kalitesinin artmasının en önemli nedenlerinden biri de budur.
Duygular bulaşıcıdır. Gün içerisinde mutsuz, stresli veya değersiz hisseden bir kişinin ruh hali zamanla tüm ekibi etkileyebilir. Aynı şekilde umut veren, destekleyici ve motive edici bir çalışma ortamı da çevresindeki herkese olumlu şekilde yansır. Halk arasında bunu çoğu zaman “enerji” olarak tanımlarız. Bilimsel açıdan bakıldığında ise insanların birbirlerinin duygu durumlarından etkilenmesi son derece doğal bir psikolojik süreçtir. Bu nedenle bir kurumun iklimini belirleyen en önemli kişilerden biri liderdir.
İşte bu noktada kurum psikoloğu ile liderin yolu kesişir.
Bir kurum psikoloğu yalnızca sorun yaşayan çalışanlarla görüşen kişi değildir. Aynı zamanda kurum kültürünü güçlendiren, ekip içi iletişimi analiz eden, eğitim ihtiyaçlarını belirleyen ve çalışanların psikolojik iyi oluşunu destekleyen bir profesyoneldir. Çalışan davranışlarını gözlemler, motivasyon kaynaklarını analiz eder ve kurumun ihtiyaçlarına uygun çözümler geliştirir. Bazen iletişim eğitimleri planlar, bazen ekip çalışmasını güçlendirecek etkinlikler organize eder, bazen de davranış değişikliğini destekleyen uygulamalar geliştirir.
Bu nedenle güçlü kurumlarda lider ile psikolog birbirini tamamlayan iki önemli unsurdur. Lider yönü belirler, psikolog ise insanların o yolda sağlıklı ilerleyebilmesi için gerekli psikolojik zemini oluşturur.
Bir kurumun temel ilkeleri de bu zeminin önemli parçalarından biridir. Gelişim, dürüstlük, profesyonellik, erişilebilirlik, sahiplenme, anlayış ve “yapabilirim” yaklaşımı yalnızca duvarlarda yazan ifadeler değildir. Bunlar önce lider tarafından yaşanmalı, ardından tüm kurum kültürüne yayılmalıdır. Çünkü insanlar söylenenleri değil, gördüklerini örnek alırlar.
Bir kurum psikoloğu olarak liderliğin çalışan psikolojisi üzerindeki etkisini her gün gözlemleme fırsatı buluyorum. Meslek hayatıma ilk başladığım dönemlerde ben de birçok kişi gibi kurum psikoloğunun kurumsal yaşamda bu kadar etkili olabileceğini düşünmüyordum. Ancak zaman içerisinde gördüm ki bir kurumun başarısını belirleyen en önemli unsur, çalışanlarının psikolojik iyi oluşuna verdiği değerdir.
Bu bakış açısını bana kazandıran kişi ise Genel Müdürümüz Yüksek Mühendis Tolga Sağlam oldu.
Kendisi yalnızca kurumun hedeflerini yöneten bir yönetici değil, insanı merkeze alan gerçek bir liderdir. Türkiye’de hâlâ birçok kurumda “Şirket psikoloğu ne yapar?” sorusunun sorulduğu bir dönemde, psikolojinin kurumsal yaşamın ayrılmaz bir parçası olduğuna inandı ve bunu yalnızca sözleriyle değil, uygulamalarıyla da gösterdi.
Mesleğimi özgürce icra edebilmem, fikirlerimi paylaşabilmem, eğitimler hazırlayabilmem, çalışanlara yönelik projeler geliştirebilmem ve kurum içerisinde psikolojinin görünür olmasını sağlayabilmem için bana her zaman destek verdi. Bana yalnızca bir görev tanımı sunmadı; aynı zamanda güven verdi. Bir psikolog olarak düşünmeme, üretmeme ve gelişmeme alan açtı.
Bugün kendime daha fazla güveniyorsam, kurum psikolojisinin önemini bu kadar güçlü savunabiliyorsam ve yaptığım işin gerçekten insanların hayatına dokunduğunu görebiliyorsam, bunda bana duyulan güvenin ve bana sunulan gelişim fırsatlarının büyük payı var. Bazen bir insanın kariyerini değiştiren şey yalnızca aldığı eğitimler değildir; ona inanan bir liderle çalışma fırsatı bulmasıdır.
Dilerim ki gelecekte daha fazla kurum çalışanlarının psikolojik iyi oluşunu önemser, daha fazla lider insanı merkeze alan bir yönetim anlayışını benimser ve daha fazla psikolog kurumların gelişiminde aktif rol alır. Çünkü güçlü kurumlar yalnızca başarılarıyla değil, insanına verdiği değerle büyür.
Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim.


