Salı, Ekim 6, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kendi Hayatının Öznesi Olabilmek: Çocukluktan Yetişkinliğe Otonomi

Başımıza gelen olumsuz bir olayı ne sıklıkla dış faktörlerin etkisiyle açıklıyoruz? Şansın yüzümüze bir türlü gülmediğini, tüm zor durumların bizi bulduğunu, başkalarının bize engeller yarattığını mı düşünüyoruz? Bu düşünceler gerçek payı taşıyabilir. Çünkü hayat gerçekten de yalnızca bizim kontrolümüzde değildir. Fakat mesele, koşullarla ilgili yaşanan problemler ya da şanssızlıktan çok, bizim yaşantılarımızın sorumluluğunu ne ölçüde aldığımız ve kendimizi kendi hayatımızın öznesi olarak konumlandırıp konumlandıramadığımızdır. Bunu yapabilmek ise bireyde otonominin gelişimiyle yakından ilişkilidir. Ryan ve Deci’ye göre (2000) otonomi, davranışların kişinin kendi iradesi, seçimi ve içsel olarak benimsediği değerler doğrultusunda düzenlenmesi anlamına gelir.

Otonominin Gelişimi

Otonom davranış, dışarıdan gelen bir baskıyla hareket etmekten ziyade kişinin kendi seçimini yapması ve yaptığı seçimi sahiplenmesiyle ilgilidir. Bir başka ifadeyle kişi “Bunu ben seçiyorum ve bunun arkasında duruyorum.” diyebildiğinde otonom bir davranıştan söz edebiliriz (Ryan & Deci, 2000). Erikson’a göre çocukluk döneminde otonominin gelişiminde önemli aşamalardan biri yaklaşık 1,5–3 yaş arasında görülen “özerkliğe karşı utanç ve kuşku” dönemidir. Çocuğun “Ben kendim yapacağım”, “Ben seçmek istiyorum.” şeklindeki ısrarları bu dönemde kendi iradesini ortaya koyma çabasının bir parçasıdır. Çocuğun kendi başına bir şeyler yapmasına ve yaşına uygun seçimler gerçekleştirmesine fırsat verilmesi, otonomi duygusunun gelişimini destekleyebilir. Buna karşılık çocuğun girişimlerinin sürekli kontrol edilmesi, eleştirilmesi veya engellenmesi utanç ve kuşku duygularının güçlenmesine neden olabilir (Erikson, 1963).

Okul öncesi dönemde çocuk daha fazla girişimde bulunmaya ve çevresi üzerinde etkide bulunmaya başlar. Erikson bu dönemi “girişimciliğe karşı suçluluk” olarak tanımlar. Çocuğun girişimlerinin desteklenmesi ve kendi fikirlerini ortaya koymasına fırsat verilmesi, amaç duygusunun gelişimine katkı sağlarken; girişimlerinin sürekli engellenmesi veya aşırı kontrol edilmesi suçluluk duygusunun ortaya çıkmasına neden olabilir (Erikson, 1963).

Okul çağında “çalışkanlığa karşı aşağılık duygusu” ön plana çıkar. Çocuk bu dönemde bir şeyleri yapabildiğini, başarabileceğini ve çevresine katkı sağlayabildiğini deneyimlemeye başlar. Başarı deneyimleri ve çabasının desteklenmesi yeterlilik duygusunun gelişimine katkıda bulunurken, sürekli başarısızlık deneyimleri ve kıyaslanma aşağılık duygusunu besleyebilir (Erikson, 1963).

Ergenlik döneminde ise “kimliğe karşı rol karmaşası” gündeme gelir. Birey bu dönemde “Ben kimim?”, “Ne istiyorum?”, “Neye inanıyorum?” gibi sorular üzerinden kendisini tanımlamaya ve kendi değerlerini oluşturmaya başlar. Ailesinden ve çevresinden gelen beklentilerle kendi düşünceleri ve seçimleri arasındaki farkları fark etmesi, kendi kimliğini oluşturma sürecinin önemli bir parçasıdır (Erikson, 1968).

Yetişkinlikte otonomi yalnızca kendi kararlarını verebilmek değil, verdiği kararların sorumluluğunu da üstlenebilmek anlamına gelir. Birey başkalarının görüşlerini dikkate alabilir ancak kararlarını yalnızca onların beklentileri doğrultusunda vermek zorunda değildir. Otonom olmak, kişinin kendi seçimlerini içsel olarak benimsemesi ve bu seçimlerin sorumluluğunu üstlenebilmesiyle ilişkilidir (Deci & Ryan, 2000).

Aileler Çocuklukta Otonomi Gelişimi İçin Neler Yapabilir?

Çocuğun her kararını onun yerine vermek yerine, yaşına uygun konularda seçim yapmasına fırsat vermek otonominin gelişimini destekleyebilir. Örneğin hangi kıyafeti giyeceği, hangi oyuncağıyla oynayacağı ya da hangi etkinliği yapmak istediği gibi konularda çocuğa seçenek sunmak, onun kendi tercihlerini deneyimlemesine olanak sağlar. Çocuğun “hayır” demesini her zaman itaatsizlik olarak değerlendirmemek önemlidir. Çocuğun kendi isteğini ifade edebilmesi, sınır koymayı ve tercihlerini ortaya koymayı öğrenmesinin bir parçasıdır. Bunun yanında çocuğun hata yapmasına izin vermek ve her hatayı onun yerine düzeltmemek de kendi yeterliliğini deneyimlemesine yardımcı olabilir.

Çocuğun farklı düşüncelerini ifade etmesine alan açmak, onun yalnızca yetişkinlerin doğrularını benimsemesini değil, kendi düşüncelerini oluşturmasını da destekler. Ebeveynin çocuğun başarısını sahiplenmek ya da başarısızlığında onu suçlamak yerine, çocuğun çabasını ve sürecini görmesi de önemlidir (Grolnick & Ryan, 1989).

Çocuklukta karşılaştığı doğru yaklaşımlarla otonomi geliştirmiş bir yetişkin, kendi ihtiyaçlarının, isteklerinin ve değerlerinin farkında olabilir. Başkalarının düşüncelerini ve beklentilerini dikkate alsa da kararlarını yalnızca bunlara göre vermez. Kendi sınırlarını belirleyebilir, gerektiğinde “hayır” diyebilir ve aldığı kararların sorumluluğunu üstlenebilir. Hata yaptığında sürekli dışarıda bir neden ya da suçlu aramak yerine kendi payını görebilir; ancak yaşadığı her olumsuzluktan kendisini sorumlu tutmaz. Çünkü otonomi, kişinin her şeyi tek başına yapabilmesi ya da kimseye ihtiyaç duymaması anlamına gelmez. Aksine, gerektiğinde yardım isteyebilmek, yeni bilgiler doğrultusunda fikrini değiştirebilmek ve başkalarının desteğini alırken kendi kararlarının öznesi olabilmek otonominin bir parçasıdır.

Otonomiyi Destekleyen Toplum

Otonomi yalnızca bireyin kendi yaşamına ilişkin kararları verebilmesiyle sınırlı değildir; bireylerin içinde yaşadığı toplumun da ne ölçüde otonom olduğu düşünülebilir. Otonom bir toplum, farklı düşüncelerin ifade edilebildiği, bireylerin çoğunluğun beklentilerine rağmen kendi seçimlerini yapabildiği ve bu seçimlerin toplumsal baskıyla sürekli biçimde sınırlandırılmadığı bir yapıya işaret eder. Böyle bir toplumda yerleşik değerler, gelenekler ve otoriteler sorgulanabilir; bireylerin kendilerini ilgilendiren kararlara katılmaları ve seslerinin karşılık bulması mümkün olur. Farklı yaşam biçimlerine ve azınlık görüşlerine alan açılması, yalnızca çoğunluğun tercihlerini değil farklılıkları da taşıyabilen bir toplumsal yapının oluşmasını destekler. Bunun yanında bireylerin kendi kanaatlerini oluşturabilmeleri için farklı bilgi ve görüşlere ulaşabilmeleri de önemlidir. Dolayısıyla toplumsal otonomiden söz edebilmek için yalnızca bireylerin seçim yapabilmesi değil, bu seçimleri oluşturabilecekleri, ifade edebilecekleri, sorgulayabilecekleri ve toplumsal yaşama katılabilecekleri bir alanın bulunması gerekir (Ryan & Deci, 2000).

“El âlem ne der?”, “Aileni üzme”, “Büyüklerinin sözünü dinle” gibi mesajlar, çocuğa ve yetişkine ait kararların zaman zaman toplumsal onay ihtiyacı üzerinden şekillenmesine yol açabilir. Eğitim ve meslek seçimlerinden yaşam biçimine, ilişkilerden evlilik ve çocuk sahibi olmaya kadar pek çok konuda bireyin kendi isteğini belirlemesi, ailesinin ve çevresinin beklentileriyle karşı karşıya gelebilir. Bunun yanında soru soran, itiraz eden ya da farklı bir yol seçen çocuk ve gençlerin “uyumsuz” olarak değerlendirilmesi de otonominin gelişimi için gerekli olan farklılaşma alanını daraltabilir. Buradaki mesele aile bağlarının veya toplumsal değerlerin varlığı değil; bireyin bu bağların içinde kendi düşüncesini oluşturabilmesi ve gerektiğinde farklı bir seçim yapabilmesidir. Çünkü otonomi, ait olduğu gruptan kopmak değil, ait olduğu grubun içinde kendi sesini kaybetmeden var olabilmektir (Kağıtçıbaşı, 2013).

Kaynakça

  • Kaynakça
  • Erikson, E. H. (1963). *Childhood and society* (2nd ed., rev. and enl.). W. W. Norton.
  • Erikson, E. H. (1968). *Identity: Youth and crisis*. W. W. Norton.
  • Grolnick, W. S., & Ryan, R. M. (1989). Parent styles associated with children's self-regulation and competence in school. *Journal of Educational Psychology, 81*(2), 143–154. https://doi.org/10.1037/0022-0663.81.2.143
  • Kağıtçıbaşı, Ç. (2013). Adolescent autonomy-relatedness and the family in cultural context: What is optimal? *Journal of Research on Adolescence, 23*(2), 223–235. https://doi.org/10.1111/jora.12041
  • Ryan, R. M., & Deci, E. L. (2000). Self-determination theory and the facilitation of intrinsic motivation, social development, and well-being. *American Psychologist, 55*(1), 68–78. https://doi.org/10.1037/0003-066X.55.1.68
Aylin Arslan
Aylin Arslan
Aylin Arslan, Sakarya Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık lisans programından 2018 yılında, Kocaeli Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık yüksek lisans programından ise 2021 yılında mezun olmuştur. 7 yıldır okul psikolojik danışmanı olarak çalışmakta; çocuk, ergen ve yetişkinlerle psikolojik danışmanlık alanında çalışmalar yürütmektedir. Mesleki gelişimi kapsamında kısa süreli çözüm odaklı terapi, aile danışmanlığı, terapötik kartlar, objektif ve projektif çocuk değerlendirme testleri ile çocuklarda gözlemlenen uyum ve davranış problemlerine yönelik müdahale yöntemleri alanlarında eğitimler almıştır. Çalışmalarında çocukların ve gençlerin duygusal gelişimini, aile içi ilişkileri ve bireyin psikolojik iyi oluşunu odağa alır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar