İlgi ile Manipülasyon Arasındaki İnce Çizgi
Dün sizinle saatlerce telefonda konuşan, her anınızı merak eden o kişi, bugün neden mesajınıza saatler sonra buz gibi bir cevap verdi? İnsan böyle durumlarda hemen kendini suçlamaya meylediyor. “Acaba yanlış bir şey mi söyledim?” diye düşünüp duruyoruz. Sonra tam durumu kabullenip arkanızı dönecekken, aniden gelen bir “Çok özledim” mesajıyla her şey yeniden başlıyor.
Gelin itiraf edelim; bizi asıl tüketen şey sevilmemek değil, bu duygusal lunaparkın içinde sürekli savrulmak. Peki, sevgi sandığımız o devasa ilgi, ya aslında bizi yavaş yavaş kontrol altına alan sinsi bir manipülasyonsa?
Çünkü ilgisiz bir insanın ne yaptığını anlamak daha kolaydır. Asıl zor olan, bir gün sizi hayatının merkezine koyup ertesi gün sanki hiç orada değilmişsiniz gibi davranan birinin ne hissettiğini anlamaya çalışmaktır.
Üstelik günümüzde bu durum daha da karmaşık. Artık birinin hayatına ulaşmak için aynı ortamda bulunmamıza bile gerek yok. Bir mesaj, bir hikâye, bir beğeni, çevrimiçi görünmek ya da görünmemek bile ilişkilerin bir parçası hâline geldi.
Bu nedenle bugün ilişkilerde sormamız gereken soru yalnızca “Bana ilgi gösteriyor mu?” değil. Belki de daha önemli soru şu: “Gösterdiği ilgi bana kendim olabileceğim bir alan mı açıyor, yoksa beni istediği gibi davranmaya mı itiyor?”
İlgi ne zaman ilgi olmaktan çıkar?
Birinin bizi merak etmesi güzeldir. “Neredesin?” diye sorması, günümüzün nasıl geçtiğini merak etmesi, görüşmek istemesi, bizi özlemesi… Bunlar bir ilişkide yakınlığın doğal parçalarıdır. Ama bazen aynı davranışların dozu değişir.
“Neredesin?” sorusu zamanla “Kimlesin?”e dönüşebilir. “Beni neden aramadın?” cümlesi, “Beni gerçekten sevseydin arardın” hâline gelebilir. “Senin için endişeleniyorum” cümlesi, kişinin kimlerle görüşeceğine, nereye gideceğine veya sosyal medyada ne yapacağına karışmanın gerekçesi olabilir.
Burada ince ama önemli bir ayrım var: İlgi, karşımızdaki insanı tanımaya çalışır. Kontrol ise onu değiştirmeye çalışır.
İlişkilerde güç ve etki zaten kaçınılmazdır. Her iki taraf da zaman zaman birbirinin kararlarını, duygularını ve davranışlarını etkiler. Ancak sağlıklı ilişkilerde bu etki, karşı tarafın özerkliğini tamamen ortadan kaldırmaz. İlişkilerde güç dinamiklerini inceleyen çalışmalar da gücün bütün yakın ilişkilerin doğal bir parçası olduğunu, önemli olanın bunun ilişkide nasıl kullanıldığı olduğunu vurguluyor.
Çok ilgi görmek her zaman iyi bir şey midir?
Bunu özellikle flörtün başında daha fazla görüyoruz. Bir anda hayatınıza giren biri… Sürekli mesajlar, uzun telefon konuşmaları, güzel sözler, birlikte yapılacak planlar. “Sen farklısın.”
“Ben hiç böyle hissetmemiştim.”
Bunların hepsi kulağa güzel geliyor. Zaten sorun da burada başlıyor. Çünkü insan kendisine gösterilen yoğun ilgiyi kolaylıkla değer verilmekle eşleştirebiliyor. Oysa yoğunluk ile samimiyet aynı şey değil. Bir insanın size çok fazla ilgi göstermesi, o ilgiyi sağlıklı bir biçimde sürdürebileceği anlamına gelmeyebilir.
Bu nedenle son yıllarda “love bombing” (aşk bombardımanı) kavramı daha fazla konuşuluyor. Fakat burada da dikkatli olmak gerekiyor. Her yoğun başlangıç aşk bombardımanı değildir. Asıl bakılması gereken şey yoğun ilgiden sonra ne olduğudur.
İlgi devam ediyor mu? Sınırlarınız kabul ediliyor mu?
“Hayır” dediğinizde karşınızdaki insan size olan yaklaşımını değiştiriyor mu? Yoksa önce yoğun bir yakınlık kurulup daha sonra bu yakınlık bir beklentiye mi dönüşüyor? Bence ayrımın önemli olduğu yer tam olarak burası.
“Seni sevdiğim için kıskanıyorum.”
Bu cümleyi hepimiz bir yerlerden duymuş olabiliriz. Kıskançlık, ilişkilerde ortaya çıkabilen bir duygu. Tek başına kıskançlık yaşamak, bir insanın manipülatif olduğu anlamına gelmez. Ama kıskançlığın davranışa dönüşme biçimi önemli.
Bir insan kıskanabilir. Bunu söyleyebilir. Hatta bu duygusunun altında ne olduğunu partneriyle konuşabilir. Fakat kıskançlığı gerekçe göstererek diğer kişinin arkadaşlıklarını sınırlamaya, telefonunu kontrol etmeye, sosyal medya hesaplarını takip etmeye veya sürekli hesap sormaya başladığında artık başka bir noktaya geçilmiş olur.
Burada şu ayrımı yapmak gerekiyor: “Seni kaybetmekten korkuyorum” ile “Seni kaybetmemek için ne yapman gerektiğine ben karar vereceğim” aynı şey değildir. Birincisi bir duygunun ifadesidir. İkincisi ise kontrol davranışına dönüşebilir.
Özellikle teknoloji, bu kontrolün uygulanmasını da kolaylaştırdı. Partnerin çevrimiçi olup olmadığını görmek, konum paylaşmak, sürekli ulaşmaya çalışmak… Teknoloji aracılı partner istismarı üzerine yapılan araştırmalar da dijital araçların gözetleme ve kontrol amacıyla kötüye kullanılabildiğini gösteriyor.
Peki ya sessizlik?
Belki de ilişkilerde en çok yanlış anladığımız şeylerden biri bu. Bir insanın konuşmaya ara vermesi her zaman manipülasyon değildir. Bazen gerçekten sakinleşmeye ihtiyacı vardır. Bazen konuşmaya hazır değildir. Fakat sessizlik sürekli olarak karşı tarafı cezalandırmak, korkutmak veya istediğini yaptırmak için kullanılıyorsa burada üzerinde durulması gereken bir durum vardır.
Çünkü bir süre sonra insan ne olduğunu anlamaya çalışmaktan çok, ne yaparsa karşı tarafın yeniden konuşacağını düşünmeye başlar. “Bunu söylersem kızar mı?” “Bunu yaparsam yine uzaklaşır mı?” “Mesaj atmazsam acaba tamamen gider mi?” Ve fark etmeden ilişkinin içinde kendisi olmaktan çıkıp karşı tarafın tepkilerini yönetmeye başlar.
Bir gün yakın, bir gün uzak… Sanırım modern ilişkilerde en çok kafa karıştıran şeylerden biri de bu. Bir gün saatlerce konuştuğunuz insan ertesi gün sizi tanımıyormuş gibi davranabiliyor. Sonra yeniden geliyor, yine yakınlaşıyor, sonra tekrar uzaklaşıyor.
Bu davranışın arkasında her zaman bilinçli bir manipülasyon olduğunu söylemek doğru olmaz. İnsanlar kararsız olabilir, bağlanmaktan korkabilir. Ama sebebi ne olursa olsun, sürekli belirsizlik içinde bırakılmak kişinin duygusal olarak yorulmasına neden olur.
Ve burada kendimize şu soruyu sormak bazen “Beni seviyor mu?” sorusundan daha değerlidir: “Bu ilişkinin içinde ben nasıl hissediyorum?” Çünkü bazen karşımızdaki insanın niyetini çözmeye o kadar çok uğraşırız ki kendi yaşadığımız duyguyu fark etmeyi bırakırız.
İlgi gördüğümüzde neden sınırlarımızı unutuyoruz?
Çünkü görülmek hepimizin hoşuna gider. Birinin bizi merak etmesi, bize zaman ayırması kendimizi değerli hissettirebilir. Bu çok insani. Ama bazen bir ilişkide gördüğümüz ilgiyi kaybetmemek için normalde kabul etmeyeceğimiz davranışlara bile razı olabiliriz.
Kendi sınırımızı biraz esnetiriz. Sonra biraz daha. Bir süre sonra ise ilişkiyi korumak adına kendimizden ne kadar vazgeçtiğimizi fark etmeyiz. Oysa sağlıklı bir yakınlık insanın hayatını küçültmemeli. Arkadaşlarından uzaklaştırmamalı. Ve en önemlisi, “Hayır” dediğinde sevgiyi kaybetme korkusu yaratmamalı.
Çünkü sevgi ile kontrol arasındaki en önemli farklardan biri burada ortaya çıkıyor: Sevgi yakınlık ister. Kontrol itaat ister.
Peki sağlıklı ilgi nasıl görünür? Belki de cevap sandığımızdan daha basit. Sağlıklı ilgi, karşı tarafın sınırlarını merak eder, onları yok saymaz. Yakınlık ister ama zorlamaz. Kıskanabilir ama cezalandırmaz. Kırılabilir ama suçluluk üzerinden yönetmez. Ve en önemlisi, karşındaki insanın senden farklı bir insan olmasına izin verir.
Çünkü bir ilişki içinde iki insanın birbirine yakın olması, birbirinin bütün hayatını yönetmesi anlamına gelmez. Tam tersine, iki ayrı insanın ayrılıklarını koruyarak yakınlaşabilmesidir.
Son söz
Belki de ilgi ile manipülasyon arasındaki çizgiyi anlamanın en kolay yolu, bize ne kadar ilgi gösterildiğine değil, o ilginin bizde ne yaptığına bakmaktır. Kendimizi daha güvende mi hissediyoruz? Yoksa sürekli tetikte miyiz? Kendimiz gibi davranabiliyor muyuz? Yoksa karşı tarafın tepkisini hesaplayarak mı hareket ediyoruz? “Hayır” diyebiliyor muyuz? Yoksa sevgiyi kaybetmemek için sürekli uyum sağlamak zorunda mı hissediyoruz?
Çünkü her güzel söz sevgi değildir. Her yoğun ilgi de manipülasyon değildir. Asıl mesele, yakınlığın içinde özgürlüğümüzü koruyup koruyamadığımızdır. Bazen birinin bize ne kadar yaklaştığından çok, yanımızda bize ne kadar alan bıraktığına bakmak gerekir. Çünkü gerçek ilgi, insanı kendinden uzaklaştırmaz. Kendisi olarak kalabileceği bir yerde karşılar.


