Çarşamba, Eylül 30, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

“Hiçbir şey değişmeyecek.” Hissinde Terapi Size Nasıl Eşlik Edebilir?: Bilişsel ve Somatik Perspektiften Bir Bakış

Terapi Odasından Bir Kesit

“Selin, o sabah yine omuzlarında ağır bir yükle uyandı. Görünürde her şey yolundaydı; ama işi için masa başına geçtiğinde göğsünde beliren o tanıdık sıkışma hissi kaçınılmazdı. “Yine yetiştiremeyeceğim, zaten neyi tam yapabildim ki?” düşüncesi zihninde belirdiğinde, çenesi farkında olmadan kenetlendi ve nefesi sığlaştı. Bir süredir kendi terapisine devam eden Selin, bedenindeki bu değişimi “gerginlik” olarak isimlendirdi. Bu durumun sıklıkla tekrar etmesi nedeniyle değişime olan arzusunu da fark etti. Hemen arkasından gelen çökkün bir duygu değişimin imkansız olduğunu Selin’e hatırlattı. Çok kısa bir anda hızlıca gerçekleşen bu farkındalık zincirini bir sonraki hafta terapi odasında konuşabileceğini zihnine not aldı.

Selin, seans koltuğuna oturduğunda bakışları yerde sabitlenmişti. “Ne yaparsam yapayım hiçbir şey değişmeyecek.” derken sesi kısıldı; o an omuzları öne doğru büküldü, göğüs kafesi içine çöktü ve elleri kucağında sıkıca kenetlendi. Tıpkı işyerindeki gibi, gerginliği bu kez daha görünür olmuştu. Üstelik gerginliğini izleyebilecek birinin daha o odada olması, Selin’e aynı anda hem tanıdık hem de tuhaf hissettirmişti.” Selin karakteri ve anlatılan hikaye gerçek bir kişiye dayanmamaktadır. Bununla beraber, terapi odasında birçok kişide gözlemlenebilen bazı durum, duygu ve düşüncelerin bir özetini oluşturmaktadır. Terapi odasında uzmanların tanıklık ettiği yalnızca kişinin odaya sözleriyle getirdiği durum, duygu ve düşünceler değil; fark edilmeyen düşünceler, ismi konmamış duygular ve bedenin anlattıklarıdır. Tıpkı yemek pişirme süreci gibi; seans odasına kişi ile beraber gelen tüm malzemeler, uzmanın terapi uygulama tekniklerinden ve bilimsel süzgecinden geçerek; kişiye uygun müdahalelerin uyarlanması için harmanlanır. Ortaya çıkan harman ise aslında kişinin mutfağında (yaşantısında) bulunan malzemelerin (deneyimler, duygular ve düşünceler gibi) uygun mutfak aletleriyle (seansta kullanılan teknikler) ve doğru ısıda (kişinin hazır oluşluğunda ve terapötik ilişkide) pişirilmesiyle şekillenir. Terapist, yeni malzemeler ithal etmek yerine, kişinin zaten sahip olduğu bu zengin içeriği daha sindirilebilir, besleyici ve anlamlı bir bütüne dönüştürmesine rehberlik eder.

Selin’in terapi odasına dönelim ve zaman zaman herkeste benzer duygu ve düşüncelerin olabileceğini göz önünde bulundurarak Selin’in geçmekte olduğu süreci anlamaya çalışalım. Her ne kadar terapi odasında Selin’i gerçekten anlayabilmek ve doğru gözlem yapabilmek için daha çok bilgiye ihtiyacımız olsa da örneğin; Selin’in yaşam koşulları, kültürel ve kişisel değerleri gibi, şimdi okuduğunuz kadarıyla Selin’in birtakım bilişsel, duygusal ve fiziksel zorlanmalar yaşadığını fark edebilirsiniz. Hatta duyguları hakkında fikir yürüttüğünüzde “umutsuz”, “çaresiz”, “bıkkın”, “karamsar” gibi örnekleri çoğaltabilirsiniz. Selin’in iş yaparken zihninden geçen “Yine yetiştiremeyeceğim, zaten neyi tam yapabildim ki?” ve seans sırasında dile dökülen “Hiçbir şey değişmeyecek.” düşüncesi, geçmişte bu duruma benzer deneyimler yaşamış olabileceğini ve yaşadığı bu deneyimleri olumsuz bir iç sese dönüştürdüğünü düşündürür. Halbuki çoğu olumsuz yaşam deneyimi bir sonraki deneyiminizin habercisi olmak zorunda değildir. Daha önce bir ödevini zamanında tamamlayamayan bir öğrenci başka ödevlerini tamamlamış olabilir; bir dans kursunu yarım bırakan biri müzik aleti çalmayı öğrenecek kadar kursuna devam etmiş olabilir; çoğu ilişkisinde terk edilmiş biri “sevilmiyorum” hissiyle mücadele ederken gerçekten sevildiğini hissedeceği bir ilişki yaşayabilir. Burada anlamamız gereken şey, yaşamın döngüsellikten ziyade dönüştürülebilir dinamik bir yapısı olması ve her yeni deneyimin geçmişin bir kopyası olmak zorunda olmamasıdır. Yine de zihin, bazı tekrar eden deneyimlere yüklediği anlamlar ve oluşturduğu kısa yollardan dolayı otomatik düşünceler geliştirir. Selin’den duyduğumuz “… zaten neyi tam yapabildim ki?” düşüncesi aslında daha derinde kendisine dair olumsuz yapıda bir temel inanca işaret etmektedir. Benzer bir şekilde seans odasında “Ne yaparsam yapayım hiçbir şey değişmeyecek.” ifadesi ise umutsuzluk ve çaresizlik gibi duyguları barındıran ve geleceğe dair karamsar bir temel inancın sesidir. Eğer falcı ya da büyücü değilseniz de geleceği bilmenizin imkanı yoktur (!). Ancak Selin’in içinden geçtiği zorlu süreç ve belki de stresli yaşam koşulları, zihninin bu tanıdık karamsarlıkla düşünceler üretmesine izin vermektedir. Bu durumda Selin’i; “Saçmalama tabii ki bazı şeyleri de tamamlamışsındır, çabalamaya devam et değişim gelecektir.” gibi ifadelerle destekleyemeyiz. Şayet Selin’in arkadaşıysanız eğer yapabileceğiniz en değerli şey, onun bu çaresizlik ve yetersizlik hissini geçersiz kılmadan, sadece “yanında ve güvende” olduğunu hissettirmektir. İstemediği halde tavsiye vermek ya da gelecek hakkında daha pozitif düşünmesi için senaryolar üretmek yerine; “Şu an gerçekten kendine çok yüklendiğini ve çaresiz hissettiğini görebiliyorum. Yanındayım, nefes almak istersen buradayım.” gibi empatik bir yaklaşım Selin’e yardımcı olabilir. Çünkü zihin olumsuz otomatik düşünceler ve katı temel inançlar arasında sıkıştığında, kelimelerden çok bedensel güvenlik sinyallerine ihtiyaç duyar.

Farklı yaklaşımlarla terapi odasında Selin’i nasıl değerlendirebiliriz?

Terapi: insanı anlama ve insanı insana anlatma sanatıdır. Anlatının tek bir doğru yolu yoktur. Örneğin size anlatılan bir hikayeyi içeriği ve anlamı değiştirmeden yazıya dökmeniz veya başka kişilere aktarmanız bu yöntemlerin asıl niyetini değiştirmez. Terapide bu niyet, kişilerin hedefleri doğrultusunda fayda sağlayabilecekleri bir alan inşa etmektir. İşte insanı insana anlatma sanatını uzmanlar çeşitli yaklaşımlar aracılığıyla icra ederler. Selin için Bilişsel Davranışçı Terapi ve Somatik Deneyimleme gözlüğünü takmış bir uzmanın bakış açısını ele alalım. Aaron Beck’in bilişsel modelinde kişinin kendisi, dünyası ve geleceği hakkında geliştirdiği olumsuz değerlendirmeler depresif düşünce örüntülerinin önemli parçalarından biri olarak ele alınır. Bu yapı literatürde bilişsel üçlü olarak bilinir: kendilik, dünya/çevre ve gelecek. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) bu zihinsel şemaları fark edip yapılandırmaya odaklanırken; Somatik yaklaşım bu süreçte şu temel soruyu sorabilir: Bu bilişsel üçlünün izinde Selin’in duygu ve düşünceleri; bedeninde nasıl bir duyum, duruş ve bedensel tepki olarak karşılık bulur? Bilişsel üçlünün her bir boyutu, zihinsel bir kabulle başlar ve bedende somatik bir iz bırakır:

1. Kendilik (“Ben yetersizim / çaresizim”)
Bilişsel Boyut: Selin’in öz-değerini zedeleyen “Zaten neyi tam yapabildim ki?” inancı. Geçmişteki aksaklıkları genelleyerek kendi becerilerine dair olumsuz bir şema oluşturması.
Somatik Boyut: Seans koltuğuna oturduğundaki içe kapanma, omurgada çökme, göğüs kafesinin daralması ve omuzların öne bükülmesi. Solunumun sığlaşması ve çenenin kenetlenmesi.

2. Çevre ve Dünya (“Sorumluluklar ezici / dünya kontrolüm dışında”)
Bilişsel Boyut: Dış dünyadaki beklentileri ve işleri baskılayıcı algılama (“Yine yetiştiremeyeceğim”).
Somatik Boyut: Kaslarda kronik gerilim, “izlenme veya değerlendirilme” anında fark edilen tetikte olma hali, beden sınırlarını korumakta zorlanma ve ellerin kenetlenmesi.

3. Gelecek (“Hiçbir şey değişmeyecek / umut yok”)
Bilişsel Boyut: Geleceğe dair geliştirilen çaresizlik ve karamsarlık (“Ne yaparsam yapayım hiçbir şey değişmeyecek”).
Somatik Boyut: Değişimin imkansızlığı zihne düştüğü an gelen çökkünlük, sesteki kısılma ve bedensel bir “donma” tepkisi.

Zihin ile beden arasındaki ilişki çift yönlüdür. BDT yukarıdan aşağıya çalışarak zihne kısa yol gibi hızla gelen otomatik düşünceleri ve daha temelde kişinin katı inançlarını fark ettirip zihni düzenlemeyi amaçlar. Somatik Deneyimleme ise aşağıdan yukarıya çalışarak bedendeki sıkışmış o gerginliği, sığ nefesi ve omuzlardaki yükü fark ettirip çözümlemeye destek olur. Selin, seans koltuğunda otururken bedenindeki güvenlik sinyallerini artırmayı öğrendikçe, zihnindeki “hiçbir şey değişmeyecek” cümlesinin yarattığı o katı bilişsel halka da gevşemeye başlayacaktır.

En basit özeti şudur: Yukarı beyindir (düşünceler, mantık, zihin); Aşağı ise bedendir (duyumlar, sinir sistemi, kaslar, nefes).

1. Yukarıdan Aşağıya İşleme: Zihinden Bedene

"Yukarı" (Beyin/Korteks) "Aşağı" (Beden/Otonom Sinir Sistemi)

Ne demek? Değişimin ve düzenlemenin düşünce, mantık ve zihinsel farkındalık aracılığıyla başlatılmasıdır.
Nasıl çalışır? Düşünceni veya olaylara bakış açını değiştirdiğinde, beynin bedene “Tehlike yok, sakinleşebilirsin” mesajı gönderir. Böylece bedensel tepkilerin (kalp çarpıntısı, kas gerginliği) yatışır.
Selin örneğinde: Selin masa başında “Yine yetiştiremeyeceğim” diye düşündüğünde; kendine BDT teknikleriyle “Dur bir dakika, bu benim felaketleştiren bir otomatik düşüncem. Dün benzer bir işi zamanında teslim etmiştim, şu an zamanım var.” dediğinde düşüncesini esnetir. Düşünce esneyince beyin bedene güvenlik sinyali yollar ve göğsündeki sıkışma hissi azalır.

2. Aşağıdan Yukarıya (Bottom-Up) İşleme: Bedenden Zihne

"Aşağı" (Beden/Duyumlar) "Yukarı" (Beyin/Korteks)

Ne demek? Değişimin ve düzenlemenin bedensel duyumlar, nefes, duruş ve sinir sistemi aracılığıyla başlatılmasıdır.
Nasıl çalışır? Çok yoğun bir kaygı veya donma anında beyin her zamanki gibi mantıklı düşünemez. Bu durumda düşünceleri değiştirmeye çalışmak işe yaramayabilir. Önce bedene doğrudan “güvendesin” sinyali verilir. Beden sakinleşince, sinir sistemi kanalıyla beyne “Şu an tehdit bitti.” mesajı gider ve zihin ancak o zaman yeniden mantıklı düşünmeye başlar.
Selin örneğinde: Selin seans koltuğunda “Hiçbir şey değişmeyecek” derken sesi kısıldığında ve göğsü çöktüğünde; terapist onunla düşüncelerini tartışmadan Selin’den ayak tabanlarını yere tam basmasını, odadaki bir objeye bakıp rengini fark etmesini ve derin bir nefes vermesini ister. Selin’in bedeni zemini ve odayı hissettikçe sinir sistemi sakinleşir. Beden yatışınca Selin’in zihninde “Belki de denemeye değer” düşüncesi filizlenebilmek için alan açılır.

Sonuç olarak; Selin’in hikayesi, zihinsel döngülerimiz ile bedensel tepkilerimizin nasıl ayrılmaz bir bütün oluşturduğunu gözler önüne sermektedir. İster yukarıdan aşağıya zihnimizi esneterek bedenimize nefes aldıralım, ister aşağıdan yukarıya bedenimize güven hissini vererek zihnimizdeki katı düşünceleri yumuşatalım; terapide atılan her adım, kişinin kendi iç kaynaklarıyla yeniden bağ kurmasını sağlar. Bedenin duyumlarını bastırmak ya da düşünceleri felaketleştirmek yerine, her ikisini de şefkatle dinlemeyi öğrendiğimizde; geçmişin gölgesi geleceğin bir kehaneti olmaktan çıkar. Tıpkı Selin’in yolculuğunda olduğu gibi, sinir sistemimiz güveni hissettikçe ve zihnimiz kalıplarından özgürleştikçe, “hiçbir şey değişmeyecek” hissi yerini dönüştürülebilir ve özgür bir yaşamın imkanlarına bırakır.

(!) Geleceğin Belirsizliği ve Toplumsal Yüklerimiz Üzerine Bir Not:

Metinde geçen “Eğer falcı ya da büyücü değilseniz geleceği bilmenizin imkanı yoktur” ifadesi, bilişsel düzeyde zihnimizin geleceğe dair ürettiği olumsuz kehanetleri esnetmeyi amaçlayan ironik bir vurgudur. Ancak unutulmamalıdır ki, bireyin geleceğe dair geliştirdiği kaygı, karamsarlık ve çaresizlik hissi sadece kişisel bir “düşünce çarpıtması”ndan ibaret değildir. İçinde bulunduğumuz ekonomik belirsizlikler, toplumsal güven eksikliği, hızlı değişen yaşam koşulları ve kolektif stres faktörleri; zihnimizin geleceği bir tehdit olarak algılamasını oldukça anlaşılır kılmaktadır. Bireysel olarak geleceği “kesin olarak bilemeyeceğimiz” gerçeğiyle barışmaya çalışırken, bir yandan da toplumsal dayanışmayı, birbirimize sunduğumuz bedensel ve duygusal güvenlik alanlarını artırmak zorundayız. Geleceğin belirsizliğiyle tek başımıza baş etmeye çalışmak yerine; bir arada durabilmek, birbirimizin çaresizlik hissini geçersiz kılmadan “yanındayım” diyebilmek ve kolektif bir iyileşme iklimi yaratmak, belki de geleceğe dair taşıdığımız bu ortak yükü hafifletmenin en insani yoludur.

Kaynakça

  • Beck, A. T., Rush, A. J., Shaw, B. F., & Emery, G. (1979). Cognitive Therapy of Depression. Guilford Press.
  • Beck, J. S. (2011). Cognitive Behavior Therapy: Basics and Beyond (2nd ed.). Guilford Press. Levine, P. A. (1997). Waking the Tiger: Healing Trauma. North Atlantic Books.
Gözde Yazıcı
Gözde Yazıcı
Gözde Yazıcı, Psikoloji lisans eğitiminin ardından Uygulamalı Gelişim Psikolojisi yüksek lisans eğitimini tamamlayarak psikoloji alanında uzman olmuştur. Aynı zamanda sinir sistemi ve beden merkezli psikobiyolojik bir yaklaşım olan Somatik Deneyimleme'nin uygulayıcısıdır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar