Cuma, Ağustos 14, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Terapiye İlk Adım Kaygısı ve Kendini Açma Çekincesi

Günlük yaşamın karmaşık serüveninde pek çok insan; sorunlarını tek başına çözen, duygusal yüklerini dışarıya yansıtmaya sıcak bakmayan, her koşulda “sağlam” durabilen ve tek başına yetebilen bir profil çizmeyi doğru olarak görür. Ancak konu bir başkasına (bir uzmana bile olsa) açma fikri doğduğunda ya da bu durumla yüzleşmeye niyetlendiğinde birey, daha önce inşa ettiği ve kendini koruduğu o profilden ayırmaya çekinir. Bu çekinme ile içsel bir savunma mekanizması devreye girer: “Ya kendimi ifade ederken zayıf görünürsem? Ya içimdekileri döktüğümde aslında ‘yetersiz’ veya ‘kötü’ biri olduğum anlaşılırsa?”

Terapiye başlama eşiğindeki pek çok danışanın zihnini meşgul eden bu endişe, son derece insani olmakla birlikte, kişinin duygusal özgürleşmesinin önündeki en büyük bariyerlerden biridir. Sosyal yaşamda kabul görmek ve duygusal olarak zedelenmemek adına zamanla çeşitli savunma mekanizmaları geliştiririz. Bunlardan birkaçına örnek verecek olursak; bastırma, mantığa bürüme veya aşırı telafi gibi mekanizmalar kısa vadede birer koruyucu kalkan işlevi görür. Konu terapi odasının kapısından içeri adım atmak olduğunda, bu kalkanları dışarıda bırakma gerekliliği kişide derin bir “çıplaklık” ve savunmasızlık hissi yaratabilir. Bunun temelinde güçlü duygular yatar. Bunlardan ikisi, utanç ve yargılanma korkusudur. Birey, kendi iç dünyasındaki öfkeyi, pişmanlığı, çaresizliği ya da kabul görmeyeceğini düşündüğü arzularını bir başkasının önüne koyduğunda “zayıf” ilan edileceğini düşünür ve çekinir. Oysa terapi odası bir yargılama makamı ve psikolog da yargılayan değildir. Carl Rogers’ın hümanist psikolojiye kazandırdığı “Koşulsuz Olumlu Saygı” ilkesi gereği; Terapi, terapist ve danışan alanı; danışanın olduğu gibi kabul edildiği, yargısız ve kapsayıcı bir terapi ittifakı zeminine ev sahipliği yapar.

Peki bu hassasiyet nedir? Buna kırılganlık diyebiliriz. Psikoloji alanyazını ve Brene Brown’ın duygu çalışmaları üzerine kurduğu yaklaşımlarında vurgulandığı üzere, kırılganlık aslında güçsüzlük demek değildir. Tam aksine bir insanın kendi sınırlarıyla, yaralarıyla ve karmaşık duygularıyla yüzleşmeyi göze alması en yüksek psikolojik cesaret göstergesidir.

1. Duygusal Dayanıklılık Bastırarak Değil, İşleyerek Gelişir: Duyguları yok saymak veya halının altına süpürmek psikolojik sağlamlık getirmez; aksine somatizasyon (bedenselleştirme) ve kronik kaygı olarak geri döner.

2. Sorumluluk Almak: Terapiye başvurmak ve iç dünyanı açmak, “Ben yetersizim” demek değil; “Ben kendi ruh sağlığımın ve yaşamımın sorumluluğunu alacak kadar güçlüyüm” demektir.

Kırılganlık, incinme ve reddedilme riskine rağmen dürüst olabilme cesaretidir. Bir insanın en yaralanabilir olduğu an, aynı zamanda iyileşmeye, dönüşmeye ve öz otantikliğini bulmaya en yakın olduğu andır. Bireyin bir uzmana kendi iç dünyasını açması, insanı küçültmez; aksine zihinsel bir özgürleşme sağlar. Terapi sürecinde deneyimlenen şey, kusursuz olmak zorunda olunmayan bir ortamda “görülme” ve kabul edilme tecrübesidir. Danışan, kendi içindeki “kötü”, “zayıf” veya “kusurlu” zannettiği parçaların aslında insan deneyiminin evrensel birer parçası olduğunu fark ettiğinde, sırtında taşıdığı o duygular ve utanç yükü hafiflemeye başlar. Eğer siz de veya bir yakınınız terapi odasının eşiğinde durup “zayıf görünmekten” çekiniyorsanız, şu soruyu sormak kıymetli olabilir:

‘’Bir yarayı ömür boyu gizlemeye çalışmak mı daha büyük bir güç gerektirir, yoksa o yarayı iyileştirmek için uzman bir ele uzatma cesaretini göstermek mi?’’

Terapi almak, uzmana başvurmak bir yetersizliğin ilanı değil; insanın kendi potansiyeli, öz-şefkati otantik benliği ile yeniden bağ kurduğu dönüştürücü bir yolculuktur.

Berktuğ Atalay
Berktuğ Atalay
Berktuğ Atalay, Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Psikoloji alanında lisans eğitimini sürdürmektedir. Ayrıca Türkiye Vücut Geliştirme, Fitness ve Bilek Güreşi Federasyonu bünyesinde gerçekleştirilen eğitimler ile antrenörlük belgesini almıştır. Bir dönem aktif olarak antrenörlük yapmıştır. TÜBİTAK 2209-A programı ile spor ve egzersiz psikolojisi alanında bir çalışma yapmıştır. Staj geçmişi ile de klinik psikoloji alanında deneyim kazanmıştır. Devam eden akademik çalışmaları ise klinik, spor ve egzersiz psikolojisi üzerine yoğunlaşmaktadır. Daha öncesinde farklı platformlarda nöropsikoloji ve egzersiz psikolojisi üzerine yazılar yazmıştır. Kariyerine hem akademisyen olarak hem de antrenör olarak devam etmek isteyen Berktuğ Atalay nöropsikoloji, klinik psikoloji, spor ve egzersiz psikolojisi alanlarında eğitim almak ve antrenörlük derecesini yükseltmeyi planlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar