Ölüm, geride kalanlar için yalnızca birinin artık hayatta olmaması değildir. Bazen bir insanın ölümüyle birlikte çocukluğumuzun bir parçası, aile içindeki rolümüz, kendimizi tanımlama biçimimiz de değişir. Georgi Gospodinov’un Bahçıvan ve Ölüm kitabı tam da bu değişimin merkezinden bize sesleniyor. Yazar, babasının hastalığı ve ölümü üzerinden bir kaybı anlatırken aynı zamanda kaybedilen kişinin ardından insanın kendisiyle ve geçmişiyle kurduğu yeni ilişkiyi de görünür hâle getiriyor.
Kitapta geçen “Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.” cümlesinde yasın önemli bir tarafı saklı. Baba, artık fiziksel olarak var olmasa bile onun hayatına ait bahçe, anılar ve anlatıcının zihnindeki görüntüsü varlığını sürdürüyor. Psikolojide yas, yalnızca unutmak ya da kaybı tamamen geride bırakmak anlamına gelmez. Yas danışmanlığı alanındaki yaklaşımlardan biri olan Worden’ın görev modelinde kişi; kaybın gerçekliğini kabul etmek, yasın acısını yaşamak, kaybın olmadığı bir çevreye uyum sağlamak ve ölen kişiyle yeni bir bağ kurarken yaşamına devam etmek gibi süreçlerden geçer. Gospodinov’un anlatısında da benzer bir süreç görülüyor. Bazen ölümün somut gerçekliğiyle karşı karşıya kalırken bazen geçmişe dönüp babasının çocukluğundaki hâlini hatırlıyor. Sonra bugün yaşanan kayba geri dönüyor. Yasın zihinde böyle gidip gelmelerle yaşanması şaşırtıcı değil. Çünkü kayıp yalnızca geleceği değil geçmişi de yeniden düzenler. Kitapta babanın yokluğunun yazarın hafızasını harekete geçirmesi bu açıdan oldukça anlamlı. Yazar, geçmişte uzun zamandır hatırlamadığı ayrıntıların yeniden ortaya çıktığını anlatırken hafızanın yas sürecindeki rolünü de gösteriyor.
Burada önemli bir nokta daha var: Yas her zaman yalnızca üzüntü şeklinde yaşanmaz. Öfke, suçluluk, özlem, rahatlama, şaşkınlık ve hatta zaman zaman hiçbir şey hissedememe hâli de yasın içinde bulunabilir. Kübler-Ross’un ölümcül hastalarla yaptığı çalışmalar sonucunda ortaya koyduğu inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme modeli, ölüm ve yas deneyimini anlamamız açısından önemli bir yere sahiptir. Ancak bu aşamaları yas tutan herkesin aynı sırayla ve aynı biçimde yaşayacağı düşünülmemelidir.
Kitabın ebeveyn çocuk ilişkisi üzerinden düşündürdüğü bir başka mesele de kaybın kimliğimizle ilişkisi. Gospodinov’un “Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hâlâ var olduğumuz söylenebilir mi?” sorusu bu nedenle yalnızca babaya duyulan özlemi temsil etmez. İnsan, bazı yakınlarının yanında kendisinin belirli bir hâlini de korur. Onlar öldüğünde yalnızca onları değil, onların gözündeki kendimizi de kaybetmiş gibi hissedebiliriz. Yas bazen tam olarak bu yüzden kimlik değişimi gibi yaşanır.
Bahçıvan ve Ölüm, ölümü anlatırken aslında yaşamın devam etme zorunluluğuna vurgu yapıyor. Yasın sağlıklı biçiminin acının bir anda ortadan kalkması değil, acıyla birlikte hayatın yeniden kurulabilmesi olduğunu gösteriyor. Bahçe, bu açıdan kitabın en güçlü imgelerinden biri. Bahçıvan artık yoktur ama bahçe vardır. Tıpkı kaybettiğimiz insanların hayatımızdan tamamen silinmemesi gibi. Onlarla kurduğumuz ilişki biçim değiştirir; hatıralar, alışkanlıklar, öğrendiklerimiz ve üzerimizde bıraktıkları izler yaşamaya devam eder. Belki yasın en zor ama en insani tarafı da budur: Birini kaybettikten sonra onsuz yaşamayı öğrenirken onun bizde bıraktığı yeri korumayı öğrenmek.
Kaynakça
- Gospodinov, G. (2025). Bahçıvan ve Ölüm. (H. Şen Karadeniz, Çev.). İstanbul: Metis Yayınları.
- Saraç, Y. (2022). Ölüme ve Ölmeye Dair Ölümsüz Bir Eser: Elisabeth Kübler-Ross’un “Ölüm ve Ölmek Üzerine” Kitabı. Türkiye Biyoetik Dergisi, 9(3), 114–119.


