Bu sabah göğsümün tam ortasında inanılmaz yoğun duygularla uyandım. Bu dünyaya ait olmayan bir hisse benziyordu sanki, bu evrende hissedilemeyecek kadar farklı; nostalji tarafımdan kalktığımı anlamıştım artık…
Bilincim biraz daha yerine geldiğinde ise yüzümde hafif bir tebessümle bir şeyleri özlediğimi fark ettim, eskiye dair bir şeyler… İçinde yıllardır görmediğim insanlar ve mekanlar vardı. Hayatımdan geçip gittiler, bazı anlar anı oldu, bazıları ise iz bıraktı; yüzler net, sesler bulanıktı belki.
Birkaç eski defteri karıştırırken buldum kendimi. İyi gelecek, bana adeta zaman yolculuğu yaptıran birkaç şey…
Düşünüyorum da, belki de özlenen yalnızca insanlar değildir. Hayatımızın o dönemindeki zaman, o zamanın içindeki hayat, o hayatın içindeki biz… Peki, geçmişi özlediğimizde aslında neyi özleriz? Geçmiş zamanı mı yoksa geçmişteki kendimizi mi?
Bir Şarkı Çalar ve Eski Bir “Biz” Uyanır
Türk toplumunun nostaljik olan şeylere ilgi duyduğunu düşünüyorum. Şimdilerde ‘vintage’ havası veren teknolojik eşyalar, ‘80’lerde nasıl görünürdüm’ şeklindeki sosyal medya akımları, ünlü giyim markalarının 1800’leri çağrıştıran Napolyon ceketleri çıkarması da dahil…
Bizler bulunduğumuz çağı mı sevmez olduk acaba? Yoksa kendimizde olmayanı hep bir ilgi çekici bulduğumuz için mi böyleyiz tartışılır; ancak eski bir şarkıda, bir kokuda, bir sokakta veya eski bir okulun önünden geçtiğimizde veya benim gibi yıllardır düşünmediğiniz insanları rüyanızda gördüğünüzde, yıllar önce kapandığını sandığımız bir kapı tekrar açılır; daha dün yaşamışçasına aynı hislerle, son derece canlı!
Bir şarkı yalnızca lise yıllarınızı hatırlatmıyor; o şarkıyı dinlediğiniz odanın ışığını, hava durumunu, yanınızdaki sıra arkadaşınızı, platonik aşklarınızı da hatırlatabiliyor. Geçmiş zaman, daha çok kendimize dokunan bir yerden yaklaşıyor sonra.
Çünkü otobiyografik anılar yalnızca “ne olduğunu” değil, kim olduğumuza dair parçaları da taşır.
Nostalji Kötü Bir Şey Mi?
Geçmişe özlem duymak çoğu zaman hüzünlü bir durum gibi gözükse de bu his, psikoloji literatüründe olumsuz bir duygu olarak görülmez. Araştırmacılar nostaljiyi, geçmişe yönelik duygusal ve çoğunlukla olumlu bir özlem olarak ele alıyor (Sedikides & Wildschut, 2018).
İlginç olan ise bu duygu, bazen insanın kendisini daha bağlantılı ve anlamlı hissetmesine yardımcı olabiliyor. Yalnız hissettiğimizde, hayatımızda köklü değişiklikler yaşadığımızda veya belirsizlik hisleriyle boğuştuğumuzda geçmişe dair anlamlı anıların zihnimizde belirmesi tesadüf olmasa gerek…
Burada geçmiş bize şunu hatırlatıyor: “Ben sadece bugün olduğum kişi değilim. Daha önce de vardım. Bir şeyler yaşadım. Birilerine ait hissettim, bazı şehirlerden ayrılamadım ve bir şeyler bana ait oldu.”
Nostaljinin diğer bir yüzüne bakalım bir de… Zihin geçmiş anları bir film sahnesi gibi canlandırırken geçmişteki kendimizle yeniden bağlantı kurmamızı da sağlayabiliyor.
Yani demem o ki, bizler bazen kendimizi unutur ve benliğimize yabancılaşır gibi olduğumuzda ansızın gelen nostalji, kendimizle yeniden temasa geçmenin yollarını arıyor adeta.
Belki de “sil, süpür, temizle, düzenle, yerine yenisini koy veya onu daha iyi sakla” diyebilmek için…
Peki neden geçmiş bazen olduğundan daha güzel görünür?
Zihnimiz bize küçük oyunlar oynamayı seviyor. Bugünü daha geniş ayrıntılarla yaşarken geçmişi çoğu zaman bir bütün olarak hatırlıyoruz.
Lisede yaşadığımız güzel bir günü hatırlıyoruz ama o günün öncesindeki kaygıyı, sıkıldığımız dersleri, kavga ettiğimiz arkadaşımızı, eve geldiğimizde yaşadığımız sorunları aynı canlılıkla hatırlamayabiliyoruz. Yani anılarımız zaman geçtikçe yeniden şekilleniyor, hatta bazen yeni anılar dahi üretebiliyor; gerçekte hiç yaşanmamış bir olayı yaşamış gibi düşünebiliyoruz. Kimi anılar daha silikken bazıları çok daha belirgin ve kanlı canlı kalıyor.
Dolayısıyla geçmişi özlediğimizde aslında geçmişin tamamını değil, zihnimizdeki yeniden düzenlenmiş versiyonunu özlüyoruz.
Eskiler şu anki zamandan daha mı güzeldir hep? Bizim özlem duyduğumuz zamanın insanları da kendi geçmişlerini özlemiyor muydu acaba?
Belki de “ahh be ne güzel günlerdi!” dediğimizde, gerçekten her şeyin güzel olduğunu değil, bugün o günlerin içindeki bazı güzel parçaları daha fazla hatırlamak istiyoruz; daha çok anlamlı hissedebilmek!
Araştırmalar bunu doğruluyor: Nostalji yalnızca geçmişe götürmekle kalmayabiliyor; insanın hayatına dair anlam hissini de güçlendirebiliyor. Hatta deneysel çalışmalarda nostalji yaşayan kişilerin yaşamlarını daha anlamlı algıladığı görülmüş (Routledge vd., 2012; Sedikides & Wildschut, 2018).
Bazı insanları değil, onların yanındaki kendimizi özleriz. Sanırım nostaljinin en can alıcı taraflarından biri de budur. Bazen yıllardır konuşmadığın birini özlediğini sanırsın; ancak asıl özlediğin şey o kişinin yanındayken olduğun halindir. İşte burası, benliğinin farklı versiyonlarını hatırladığın bir yerdir. Belki de olmak istediğin versiyonun.
Özlediğin arkadaşının yanında çok daha özgür hisseder ve türlü saçmalıklar yapabilirsin; bir zamanlar aşık olduğun o insanın yanında kendini daha fazla güvende hissedersin, öteki sana çok daha cesur hissettirir ve yapamayacağını düşündüğün şeyleri yapman için seni teşvik eder veya platonik aşkını hatırladığında yaşadığın yoğun heyecanların sadece o anlara ait olacağı düşüncesi gelir.
Seni her zaman daha çok öven o lise hocası, yorucu derslerden sonra gelen o beden eğitimi dersi…
Hayatımızın o dönemi bittiğinde ve o insanlar hayatımızdan çıktığında yalnızca ilişkiler bitmez. O ilişkinin içinde var olan “biz” de kaybolur.
Belki de kaybolan benliklerimiz için bir anlığına yas tutmuş oluyoruz; bu yüzden kısa süreli hüzün duygusu sarıyor bizi. Geçmişten birilerini özlemek, her zaman o insanlarla yeniden bir araya gelme arzusu taşımıyor elbette…
Tam da bu noktada cevaplanması gereken bir soru: Kendinde özlediğin ne var? Ulaşmak istediğin versiyonun tam olarak hangisi?
Nostaljinin Bizi Kandırdığı Yer…
Her geçen zaman yaş alıyoruz. Yaşlanırken de hayata dair bildiklerimiz, kendimize ait farkındalıklarımız, kayıplarımız, sorun ve sorumluluklarımız daha fazla artmış oluyor. Ruh tekamül ediyor, olgunlaşıyoruz; şanslıysak bilge bir yetişkine dönüyoruz. Bu yüzden yalnızca geçmişi değil, hissedilen ihtimalleri de özlüyoruz.
Geçmiş, çoğu zaman bugünden daha çok yaşanılası gibi duruyor; ancak gerçekten aynı yaşa, aynı eve, aynı okula veya birebir aynı şartlara geri dönmek ister miyiz?
Yoksa o dönemde yaşadığımız bir duyguyu tekrar yaşamak mı isteriz?
Daha az sorumluluk, belki daha az farkındalık, gelecek kaygısından son derece uzak; yoğun heyecanların yaşandığı ve bilinçsizce kendine daha çok şefkatle yaklaşabildiğin bir yer… Kendimizi şu anki kadar tanımıyor olmanın verdiği rahatlıkla hayatı daha kolay yaşamak…
İyi kalpli insanların, saflığın ve temizliğin, sevginin ve iyi niyetin daha çok ön planda olduğu, ekonomik problemlerin yormadığı ve samimiyetin kazandığı o dönem… Belki de bazı insanların hâlâ hayatımızda olması…
Yalan yok, ÖZLENDİ…
Nostalji: Bugüne de Ait
Geçmişimizi düşünürken ister istemez bugünü de anlamlandırma çabası içine gireriz. “Nereden geldim? Nasıl birine dönüştüm? Eskiden inandığım şeylere hâlâ inanıyor muyum? Bu hayatta bana zevk veren bir şeyler hâlâ var mı? Bir şeylere olan tutkum devam ediyor mu yoksa eksildi mi?” Bu ve benzeri sorular içsel muhasebeye çağırır bizi.
Anlarız ki bu muhasebe artık geçmişten çok bugünkü benliğimizle ilgilidir.
Antik Yunan filozofu Herakleitos, “aynı nehirde iki kez yıkanılmaz” der. Bu nehir hep aynıdır, akmaya devam eder; ancak su hep değişir; temiz de olabilir, kirli de… İnsan da böyle değil midir? Zamanda yolculuk yapsak dahi artık geçmişteki hayat ve biz aynı değildir.
Bu yüzdendir ki nostalji, geçmişe geri dönme arzusundan daha çok eski ben ile bugünkü ben arasında bağ kurma ihtiyacı hissettirir.
2022 yılında yapılan beş çalışmada, nostaljinin benlik sürekliliğini güçlendirdiği ve bunun önemli yollarından birinin kişinin yaşamındaki değişimleri bir bütünün parçaları olarak anlamlandırması olduğu bulundu (Hong vd., 2022).
Eski bir fotoğrafınıza baktığınızda olgunlaşmamış yüz hatlarınızı, masum bakışlarınızı görüyorsunuz; o anda henüz yaşanmamış acı ve kayıplarınızı, belki yaşam sevinciniz, travmalarınız da aklınıza geliyor. Biraz daha yaş almış olmanın verdiği hüzün, fotoğraftaki kişinin henüz yaşamadığı hayatı da hatırlatır. İşte nostalji bu yüzden kabuk tutan yarayı kaşımaya da benzer.
Yıllar ve yollar değişir, bir dönem kapanır; ancak bazı anılar sadece yaşanmış zamandan çok daha fazlasıdır.
Çünkü geçmişteki senin bazı parçaları hâlâ seninledir; bir şarkıda, bir parfüm şişesinde, bir romanda, bir fotoğrafta… Ya da belki de bir rüyada…
Kaynakça
- Hong, E. K., Sedikides, C., & Wildschut, T. (2022). How does nostalgia conduce to global self-continuity? The roles of identity narrative, associative links, and stability. Personality and Social Psychology Bulletin, 48(5), 735–749. https://doi.org/10.1177/01461672211024889
- Routledge, C., Wildschut, T., Sedikides, C., Juhl, J., & Arndt, J. (2012). The power of the past: Nostalgia as a meaning-making resource. Memory, 20(5), 452–460. https://doi.org/10.1080/09658211.2012.677452
- Sedikides, C., & Wildschut, T. (2018). Finding meaning in nostalgia. Review of General Psychology, 22(1), 48–61. https://doi.org/10.1037/gpr0000109
