“Üzülme.” “Ağlayacak ne var?” “Korkacak bir şey yok.” “Bunu kafana takma.” Çocukluk döneminde yetişkinlerden duyduğumuz bu cümleler çoğu zaman iyi niyetle söylenir. Ancak bir çocuğun duygularıyla kurduğu ilişki, yalnızca o an yaşadığı duygunun nasıl sona erdiğiyle sınırlı değildir. Çocuk, aynı zamanda duyguların ne anlama geldiğini, hangi duyguların kabul edilebilir olduğunu ve zorlayıcı duygularla nasıl başa çıkabileceğini de çevresindeki yetişkinleri gözlemleyerek öğrenir.
Bu nedenle çocukluk, yalnızca büyüdüğümüz bir dönem değil; duygularımızı tanımayı, ifade etmeyi ve düzenlemeyi öğrendiğimiz önemli bir gelişim dönemidir. Duygular doğuştan mı öğrenilir? İnsanlar doğuştan itibaren çeşitli duygusal tepkiler gösterebilir.
Ancak bir duyguyu nasıl yorumladığımızı, nasıl ifade ettiğimizi ve yoğun bir duyguyla karşılaştığımızda ne yaptığımızı zaman içerisinde öğreniriz. Çocuğun bakım verenleriyle kurduğu ilişki bu süreçte önemli bir yere sahiptir. Çocuk korktuğunda yanında bir yetişkinin bulunması, ağladığında duygusunun küçümsenmemesi ve öfkelendiğinde yalnızca cezalandırılmak yerine duygusunun anlaşılmaya çalışılması, çocuğun zaman içerisinde duygularını daha güvenli biçimde tanımasına yardımcı olabilir.
Burada önemli olan, çocuğun her duygusunun davranış olarak kabul edilmesi değildir. Örneğin öfkelenmek doğal bir duygu olabilir; ancak öfkelendiğinde başkasına zarar vermek kabul edilebilir bir davranış değildir. Sağlıklı duygusal gelişimde amaç, çocuğa “ne hissediyorsan doğrudur ve istediğini yapabilirsin” mesajını vermek değil; “hissettiğin duyguyu anlayabiliriz ve bu duyguyla güvenli bir şekilde başa çıkmayı öğrenebiliriz” mesajını verebilmektir.
Çocuk duygularını nasıl öğrenir? Çocuklar yalnızca kendilerine söylenenleri değil, yetişkinlerin duygular karşısındaki davranışlarını da gözlemler. Bir çocuk üzgün olduğunda ebeveyninin onu dinlediğini düşünelim.
Çocuk zaman içerisinde üzüntünün korkulacak veya saklanması gereken bir duygu olmadığını öğrenebilir. Başka bir çocuk ise ağladığında sürekli olarak susturuluyor ya da duyguları küçümseniyorsa, zamanla üzüntüsünü ifade etmekten kaçınmayı öğrenebilir. Bu durum, çocuğun ilerleyen yıllarda her zaman aynı şekilde davranacağı anlamına gelmez.
İnsan gelişimi oldukça karmaşıktır ve sonraki yaşam deneyimleri, sosyal ilişkiler ve kişinin kendi farkındalığı da önemli bir rol oynar. Ancak erken dönemlerde öğrenilen duygusal örüntüler, kişinin duygularını anlamlandırma biçimi için bir başlangıç noktası oluşturabilir. “Güçlü olmak” duyguları saklamak mıdır?
Toplum içerisinde özellikle çocuklara zaman zaman “güçlü olma” kavramı duygularını göstermemek üzerinden aktarılabilir. Oysa psikolojik açıdan güçlü olmak, hiçbir zaman üzülmemek, korkmamak veya öfkelenmemek anlamına gelmez. Duyguları tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmadığı gibi, onları sürekli bastırmaya çalışmak da uzun vadede sağlıklı bir duygu düzenleme yöntemi olmayabilir.
Bir çocuğa sürekli olarak “ağlama” denildiğinde çocuk yalnızca ağlamayı bırakmayı değil, zaman içerisinde ağlamanın kabul edilmeyen bir davranış olduğu mesajını da öğrenebilir. Bu mesaj yetişkinlikte “üzüldüğümü kimse görmesin”, “yardım istememeliyim” veya “duygularımı kendime saklamalıyım” gibi düşüncelere dönüşebilir. Bu nedenle çocuklara güçlü olmayı öğretirken, güçlü olmanın duyguları yok saymak değil, onları tanımayı ve yönetebilmeyi de içerdiğini göstermek önemlidir.
Duygusal ihmal: Söylenmeyenlerin etkisi Çocukluk deneyimleri yalnızca yaşanan açık olaylardan ibaret değildir. Bazen çocuğun ihtiyaç duyduğu duygusal karşılığın yeterince verilmemesi de gelişim açısından önem taşıyabilir. Duygusal ihmal; çocuğun duygusal ihtiyaçlarının sürekli olarak göz ardı edilmesi, duygularının fark edilmemesi veya duygusal destekten yeterince yararlanamaması gibi durumları içerebilir.
Burada tek bir olaydan ziyade süreklilik ve genel ilişki örüntüsü önemlidir. Duyguları sık sık küçümsenen bir çocuk, zaman içerisinde kendi duygularına güvenmekte zorlanabilir. “Gerçekten üzgün müyüm?”, “Buna üzülmeye hakkım var mı?” veya “Ben fazla mı hassasım?” gibi sorgulamalar yaşayabilir.
Ancak burada da önemli bir ayrım yapmak gerekir: Çocuklukta yaşanan her olumsuz deneyim psikolojik travmaya yol açmaz ve bir kişinin yetişkinlikte yaşadığı herhangi bir güçlüğü yalnızca çocukluk deneyimleriyle açıklamak doğru değildir. Yetişkin olduğumuzda çocukluğumuz bizimle nasıl konuşur? Yetişkinlikte karşılaştığımız olaylar bazen geçmişte öğrendiğimiz duygusal örüntüleri yeniden gündeme getirebilir.
Örneğin reddedilmeye karşı yoğun hassasiyet geliştirmiş bir kişi, günümüzde yaşadığı bir ilişkisel problemi yalnızca mevcut olay üzerinden değil, geçmişte öğrendiği anlamlar üzerinden de değerlendirebilir. Benzer şekilde hata yapmanın sürekli eleştirildiği bir ortamda büyüyen biri, yetişkinlikte yaptığı küçük hataları bile olduğundan daha büyük bir başarısızlık gibi değerlendirebilir. Bu durum, “çocukluğumuzdaki her şey yetişkinliğimizi belirler” anlamına gelmez.
Daha doğru bir ifadeyle, erken deneyimler kişinin kendisi, diğer insanlar ve duygular hakkında oluşturduğu bazı beklenti ve inançların gelişiminde rol oynayabilir. Neyse ki bu örüntüler değişmez değildir. Duygusal öğrenme yeniden mümkün mü?
Psikolojik gelişimin en önemli noktalarından biri, öğrenmenin yaşam boyunca devam etmesidir. Bir insan çocukluk döneminde duygularını bastırmayı öğrenmiş olabilir; ancak yetişkinlikte güvenli ilişkiler, psikoterapi, öz farkındalık ve yeni deneyimler aracılığıyla duygularını farklı biçimde ele almayı öğrenebilir. Örneğin geçmişte yardım istemenin zayıflık olduğunu öğrenen biri, zaman içerisinde yardım istemenin aslında sağlıklı bir sosyal destek davranışı olduğunu deneyimleyebilir.
Duygularını ifade etmekten kaçınan bir kişi ise güvenli ilişkiler içerisinde kendisini daha açık biçimde ifade etmeyi öğrenebilir. Dolayısıyla çocukluk, hikâyenin tamamı değildir. Geçmişimiz bizi etkileyebilir; ancak geçmişimiz tarafından tamamen belirlenmek zorunda değiliz.
Sonuç: Çocuğun duygusuna verilen cevap, gelecekteki yetişkine verilen bir mesajdır Bir çocuk ağladığında yalnızca ağlamaz. Aynı zamanda çevresinden duygular hakkında bilgi edinir. “Duygularım önemli mi?” “Üzüldüğümde yanımda biri olacak mı?” “Yardım isteyebilir miyim?” “Öfkelenebilirim ama bunu nasıl ifade edeceğim?” “Olduğum halimle kabul ediliyor muyum?” Bu soruların cevapları çocuğun duygusal gelişiminde önemli bir yer tutabilir.
Bu nedenle çocukların duygularını hemen ortadan kaldırmaya çalışmak yerine, önce onları anlamaya çalışmak önemlidir. Çünkü amaç çocukların hiç üzülmemesi, korkmaması veya öfkelenmemesi değildir. Amaç, bu duygular ortaya çıktığında onları tanıyabilen, anlamlandırabilen ve güvenli biçimde düzenleyebilen bireylerin gelişimini desteklemektir.
Belki de çocuk yetiştirirken kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur: “Çocuğumun şu anda ne hissettiğini değiştirmeye mi çalışıyorum, yoksa hissettiği şeyi anlamasına yardımcı mı oluyorum?” Çünkü çocuklukta öğrenilen her duygu yetişkinlikte aynı şekilde devam etmese de, çocuğun duygularıyla kurduğu ilişkinin temelleri erken dönemlerde atılabilir. Ve bazen bir çocuğa verilen en güçlü mesaj, “Böyle hissetme” değil; “Ne hissettiğini anlayabiliriz. Ben buradayım.” olabilir.
Kaynakça
- Bowlby, J. (1988). A secure base: Parent-child attachment and healthy human development. Routledge.
- Eisenberg, N., Cumberland, A., & Spinrad, T. L. (1998). Parental socialization of emotion. Psychological Inquiry, 9(4), 241–273. https://doi.org/10.1207/s15327965pli0904_1
- Gross, J. J. (1998). The emerging field of emotion regulation: An integrative review. Review of General Psychology, 2(3), 271–299. https://doi.org/10.1037/1089-2680.2.3.271
- Morris, A. S., Silk, J. S., Steinberg, L., Myers, S. S., & Robinson, L. R. (2007). The role of the family context in the development of emotion regulation. Social Development, 16(2), 361–388. https://doi.org/10.1111/j.1467-9507.2007.00389.x
- Thompson, R. A. (1994). Emotion regulation: A theme in search of definition. Monographs of the Society for Research in Child Development, 59(2–3), 25–52. https://doi.org/10.2307/1166137


