Salı, Eylül 1, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Sahnenin Altındaki Benlik: Histrionik Erkek Modeli

Bir erkeğin bulunduğu ortamda dikkat çekmek istemesi, dış görünüşüne önem vermesi, flörtöz olması ya da duygularını güçlü biçimde ifade etmesi tek başına histrionik kişilik bozukluğu anlamına gelmemektedir. Histrionik kişilik bozukluğunda söz konusu olan, erken yetişkinlikten itibaren farklı yaşam alanlarında tekrarlanan; aşırı duygusal ifade, dikkat odağı olma ihtiyacı ve kişilerarası ilişkilerde belirgin işlev kaybıyla seyreden kalıcı bir örüntü olarak tarihe kazınılmıştır. DSM-5-TR’de histrionik kişilik bozukluğu hâlen B kümesi kişilik bozuklukları arasında sınıflandırılmaktadır.

ICD-11 ise kişilik bozukluklarını giderek daha fazla “hangi tipe ait?” sorusundan ziyade, benlik ve kişilerarası işlevsellikteki bozulmanın şiddeti ve baskın kişilik özellikleri üzerinden değerlendirmektedir. Bu nedenle “histrionik erkek” ayrı bir psikiyatrik tanıdan oluşmamaktadır. Burada sözü edilen, histrionik kişilik özelliklerinin veya histrionik kişilik bozukluğunun bir erkekte nasıl örgütlenebileceğini anlamaya yönelik klinik bir çerçevedir.

Görünür Olmak mı, Görülmek mi? Histrionik örüntünün yüzeyinde çoğu zaman “beni fark edin” mesajı vardır. Ancak psikanalitik bakış, davranışın kendisinden çok davranışın ruhsal işleviyle ilgilenir.

Sorulması gereken soru şudur: Kişi neden sürekli görülmeye ihtiyaç duymaktadır? Bazı histrionik yapılanmalarda dışarıdan gelen ilgi yalnızca hoş bir deneyim değildir; benlik değerini ayakta tutan temel düzenleyicilerden biri hâline gelir. Beğenilmek, arzu edilmek, etkileyici bulunmak veya sosyal ortamda güçlü bir iz bırakmak, kişinin iç dünyasında geçici bir bütünlük hissi yaratabilir.

İlgi azaldığında ise boşluk, değersizlik, utanç, öfke veya terk edilme duyguları belirginleşebilir. Bu nedenle histrionik erkeğin dramatik davranışının altında her zaman “kendine aşırı güven” bulunmayabilir. Tam tersine, gösterişli benlik sunumunun arkasında kırılgan bir özdeğer sistemi bulunması mümkündür.

Güncel kişilik kuramları da yalnızca dışarıdan görülen semptomlara değil, kimlik bütünlüğüne, benlik yönelimine, empatiye ve yakınlık kurabilme kapasitesine odaklanmaktadır. Psikodinamik nesne ilişkileri yaklaşımıyla çağdaş kişilik modelleri arasındaki bu yakınlaşma son yıllarda özellikle vurgulanmaktadır. Erkeklerde Histrionik Örüntü Neden Farklı Görünebilir?

Histrionik kişilik bozukluğu tarih boyunca kadınlarla daha fazla ilişkilendirilmiştir. Fakat, bu ilişkinin ne ölçüde gerçek prevalans farkını, ne ölçüde tanısal ve kültürel önyargıları yansıttığı tartışmalıdır. Güncel klinik kaynaklar kadınların daha sık tanı alabileceğini belirtirken, bazı epidemiyolojik çalışmalar kadın ve erkeklerde oranların birbirine yakın olabileceğini düşündürmektedir.

Dolayısıyla “histrionik kişilik kadınlara özgüdür” yaklaşımı bilimsel olarak savunulabilir değildir. Toplumsal erkeklik normları klinik görünümü de değiştirebilir. Bir kadında daha açık biçimde teatral duygusallık veya baştan çıkarıcılık şeklinde görülebilecek dikkat arayışı, bazı erkeklerde farklı kanallardan ifade edilebilir: karizma, statü, fiziksel görünüm, başarı gösterisi, sosyal çevrede merkez olma, romantik fetihler, rekabetçilik veya abartılı özgüven gösterileri bunlardan bazıları olabilir.

Bu noktada önemli bir ayrım gerekir: Bunların hiçbiri tek başına patolojik değildir. Psikanalitik açıdan belirleyici olan, kişinin bunları özdeğerini düzenlemek, reddedilme duygusundan kaçmak veya ilişkiyi kontrol etmek için zorunlu biçimde kullanıp kullanmadığıdır. Psikanalitik Köken: “Histeri”den Histrionik Kişiliğe Histrionik kişilik kavramının tarihsel kökleri psikanalizin ilk dönemlerindeki “histeri” çalışmalarına kadar uzanır.

Ancak günümüzde histeri ile histrionik kişilik bozukluğunu eş anlamlı kullanmak doğru değildir. Klasik psikanalitik literatürde histeri çok daha geniş bir çatışma, savunma ve semptom alanını ifade ederken, modern histrionik kişilik bozukluğu belirli bir kişilik örüntüsünü tanımlar. Çağdaş psikodinamik yaklaşımın katkısı, histrionik davranışı yalnızca “ilgi çekme” olarak görmemesidir.

İlgi arayışı çoğu zaman daha derindeki ilişki şemalarının dışavurumu olabilir. Kişinin iç dünyasında sevilebilir olmak ile arzu edilir olmak birbirine karışabilir. “Beni istiyorsa değerliyim”, “beni fark etmiyorsa önemsizim” veya “ilişkinin yoğunluğu sevginin kanıtıdır” biçimindeki örtük inançlar ilişkileri yönlendirebilir.

Bu durumda kişinin ilişki kurma biçimi, karşısındaki insanı gerçekten merak etmekten çok onun bakışında belirli bir benlik duygusunu üretmeye hizmet etmeye başlayabilir. Savunma Mekanizmaları Histrionik yapılanmada klasik olarak bastırma, inkâr, dissosiyatif süreçler, regresyon, cinselleştirme ve eyleme vurma gibi savunmalardan söz edilir. Daha ağır kişilik örgütlenmelerinde bölme, idealizasyon ve değersizleştirme gibi daha ilkel savunmalar da tabloya eklenebilir.

Fakat burada önemli bir nokta vardır: Aynı “histrionik” davranış farklı kişilerde farklı yapısal düzeylerden kaynaklanabilir. Bir kişi nörotik düzeyde oldukça bütünleşmiş bir kimliğe sahipken belirgin histrionik özellikler gösterebilir; başka bir kişide aynı dış görünüm daha ciddi kimlik dağınıklığı ve ilkel savunmalarla birlikte bulunabilir. Kernberg’in nesne ilişkileri yaklaşımında bu nedenle kişilik bozukluğunun adından çok kimliğin bütünleşme düzeyi, kullanılan savunmalar, gerçekliği değerlendirme kapasitesi ve içselleştirilmiş ilişki örüntüleri önem taşır.

Çağdaş çalışmalar bu yapısal değerlendirme yaklaşımının DSM’nin alternatif kişilik modeli ve ICD-11’in kişilik işlevselliği yaklaşımıyla önemli ölçüde örtüştüğünü göstermektedir. Aşk İlişkilerinde “Sahne” Histrionik özellikleri belirgin bir erkekte romantik ilişkiler başlangıçta oldukça yoğun yaşanabilmektedir. Partner hızla idealize edilebilir; yakınlık olduğundan daha ileri bir düzeyde algılanabilir ve ilişkinin ilk dönemindeki heyecan “eşsiz bir bağ” şeklinde yorumlanabilir.

Fakat ilişkinin gündelik, sakin ve sıradan tarafı belirginleştiğinde güçlükler başlayabilir. Çünkü bazı histrionik yapılarda heyecan yalnızca haz vermez; aynı zamanda ruhsal canlılığın kanıtı gibi işlev görmektedir. İlişkinin sakinleşmesi “sevgi bitti” şeklinde hissedilebilir.

Böylece yeni heyecanlar yaratmak, kıskançlık uyandırmak, dramatik çatışmalar oluşturmak veya üçüncü kişilerin bakışını ilişkiye taşımak, farkında olunmadan yakınlığı yeniden canlandırmanın yolu hâline gelebilir. Burada paradoksal bir durum bulunmaktadır: Kişi yakınlığa güçlü biçimde ihtiyaç duyarken gerçek yakınlığın getirdiği kırılganlıktan da korkabilir. Baştan çıkarma yakınlığı başlatır; fakat gerçek duygusal çıplaklık başladığında kaçış mekanizmaları devreye girebilir.

Erkeklik, Cinsellik ve Özdeğer Histrionik erkeğin cinselliği yalnızca haz alanı olmayabilir; aynı zamanda kimlik ve özdeğer düzenleme alanı hâline gelebilir. Partner sayısı, cinsel çekicilik, “istenen erkek” olma hissi veya romantik rekabet kişinin kendini değerli hissetmesine hizmet edebilir. Psikanalitik açıdan burada cinsellik ile sevgi arasındaki ilişkiye bakmak önemlidir.

Kişi arzu edildiğinde kendini güçlü fakat gerçekten sevildiğinde kırılgan hissedebilir. Çünkü sevgi, performansın ötesinde görülmeyi gerektirir. Bu nedenle klinik çalışmada yalnızca flörtöz davranışı azaltmaya çalışmak yüzeysel kalır.

Temel soru, kişinin performansın olmadığı bir ilişkide de değerli hissedip hissedemediğidir. Aktarım ve Karşı Aktarım Psikodinamik terapide histrionik örüntüler çoğu zaman terapi odasına da taşınır. Danışan terapistin ilgisini kazanmak, onu etkilemek, özel bir ilişki kurduğuna inanmak veya terapistin gözünde “unutulmaz” olmak isteyebilir.

Bu durum bilinçli bir manipülasyon olmak zorunda değildir; kişinin yaşam boyunca kullandığı ilişki kurma biçiminin terapi ilişkisi içinde yeniden ortaya çıkmasıdır. Terapistin ise kendisini hayran bırakılmış, eğlendirilmiş, baştan çıkarılmış, koruyucu role itilmiş, zaman zaman da bitkin veya kuşkucu hissetmesi mümkündür. Psikodinamik terapide bu karşı aktarım tepkileri yalnızca bir engel değil, danışanın ilişkisel dünyasını anlamak için klinik veri olarak kullanılabilir.

Bununla birlikte terapötik sınırların açık biçimde korunması özellikle elzemdir. Tedavide Amaç “Daha Az Dramatik” Olmak Değildir Histrionik kişilik bozukluğuna özgü tedavi araştırmaları diğer bazı kişilik bozukluklarına kıyasla sınırlıdır. Bununla birlikte 159 histrionik kişilik bozukluğu tanılı hasta üzerinde yapılan güncel bir psikoterapi çalışmasında, hasta-terapist ilişkisindeki olumlu değişimlerin tedavi sonuçlarıyla sistematik biçimde ilişkili olduğu bildirilmiştir.

Daha geniş kişilik bozukluğu literatüründe ise psikodinamik psikoterapinin bilimsel desteği son yıllarda güçlenmiştir. 2023 tarihli kapsamlı bir sistematik derlemede, kişilik bozukluklarında psikodinamik psikoterapi için orta kalitede kanıt bulunduğunu ve yöntemin etkili bir tedavi seçeneği olduğunu bildirmektedir. Psikanalitik tedavinin amacı kişiyi daha az renkli, daha az duygusal veya daha az çekici hâle getirmek değildir.

Amaç, kişinin dikkat ve onay olmaksızın da daha kararlı bir benlik duygusu geliştirebilmesi; duygularını teatral eylemler yerine düşünce ve sözcüklerle işleyebilmesi; sevgi ile hayranlığı, yakınlık ile baştan çıkarmayı birbirinden ayırabilmesi ve ilişkilerde karşısındaki kişiyi yalnızca bir “ayna” olarak değil, ayrı bir özne olarak deneyimleyebilmesidir. Aktarım odaklı psikoterapi gibi çağdaş psikodinamik yöntemlerde de savunmaların, içselleştirilmiş nesnelerin ve terapi içinde tekrar eden ilişkisel örüntülerin anlaşılması temel çalışma alanları arasındadır. Sonuç: Alkış Kesildiğinde Geriye Kim Kalıyor?

Histrionik erkeği yalnızca “ilgi bağımlısı”, “çapkın” veya “dramatik” olarak tanımlamak, karmaşık bir kişilik örgütlenmesini karikatürleştirmek olur. Psikanalitik bakış için asıl soru kişinin ne kadar dikkat çektiği değil, dikkat çekmediğinde benlik duygusuna ne olduğudur. Eğer görülmek var olmanın, arzulanmak değerli olmanın ve sahnenin merkezinde olmak sevilmenin temel kanıtına dönüşmüşse, dışarıdaki gösterinin altında oldukça kırılgan bir iç dünya bulunabilir.

Terapi tam da burada başlar: Alkışın olmadığı bir odada, kişinin performans göstermeden de görülebileceği; büyülemeden de sevilebilir, sahneye çıkmadan da var olabileceği yeni bir ilişki deneyiminin kurulmasında.

Kaynakça

  • American Psychiatric Association. (2022). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (5th ed., text rev.; DSM-5-TR). American Psychiatric Association Publishing.
  • Babl, A., Gómez Penedo, J. M., Berger, T., Schneider, N., Sachse, R., & Kramer, U. (2023). Change processes in psychotherapy for patients presenting with histrionic personality disorder. Clinical Psychology & Psychotherapy, 30(1), 64–72. https://doi.org/10.1002/cpp.2769
  • Blüml, V., & Doering, S. (2021). ICD-11 personality disorders: A psychodynamic perspective on personality functioning. Frontiers in Psychiatry, 12, 654026. https://doi.org/10.3389/fpsyt.2021.654026
  • Caligor, E., Preti, E., Stern, B. L., Sowislo, J. F., & Clarkin, J. F. (2023). Object relations theory model of personality disorders. American Journal of Psychotherapy, 76(1), 26–30. https://doi.org/10.1176/appi.psychotherapy.20220027
  • Carsky, M. (2021). Managing countertransference in the treatment of personality disorders. Psychodynamic Psychiatry, 49(2), 339–360. https://doi.org/10.1521/pdps.2021.49.2.339
  • Kernberg, O. F. (2021). Extensions of psychoanalytic technique: The mutual influences of standard psychoanalysis and transference-focused psychotherapy. Psychodynamic Psychiatry, 49(4), 506–531. https://doi.org/10.1521/pdps.2021.49.4.506
  • Leichsenring, F., Abbass, A., Heim, N., Keefe, J. R., Kisely, S., Luyten, P., Rabung, S., & Steinert, C. (2023). The status of psychodynamic psychotherapy as an empirically supported treatment for common mental disorders: An umbrella review based on updated criteria. World Psychiatry, 22(2), 286–304. https://doi.org/10.1002/wps.21104
  • Sharp, C., & Oldham, J. (2023). Nature and assessment of personality pathology and diagnosis. American Journal of Psychotherapy, 76(1), 3–8. https://doi.org/10.1176/appi.psychotherapy.20220016
Dize Irkad
Dize Irkad
Dize Irkad, klinik psikolog ve yazar olarak psikoterapi ve akademik araştırmalar alanında kapsamlı bir deneyime sahiptir. Lisans eğitimini psikoloji, yüksek lisanslarını ise sosyal ve uygulamalı psikoloji ile klinik psikoloji üzerine tamamlayan Irkad, şu anda klinik psikoloji alanında doktora çalışmalarına devam etmektedir. Özellikle travma psikolojisi, şema terapi, bilişsel davranışçı terapi, sanat ve psikodrama ile pozitif psikoterapi alanlarında uzmanlaşan Irkad; bireylerde düşük benlik saygısı, majör depresyon, intihar riski, OKB, kişilik bozuklukları, cinsel sıkıntılar, kadın ve LGBTK sağlığı ve travma sonrası stres bozukluğu üzerine akademik çalışmalar yürütmektedir. Ulusal ve uluslararası düzeyde birçok proje, eğitim ve atölye çalışmasına katkı sunmaktadır. Psikolojiye dair bilimsel bilgiyi anlaşılır bir dil ile sunmayı misyon edinen Irkad, çeşitli dijital platformlarda ve dergilerde ruh sağlığı, kişisel gelişim ve toplumsal psikoloji üzerine yazılar kaleme almaktadır. Akademik ve mesleki üretimlerini, hem bireylerin hem de toplumun psikolojik iyilik halini güçlendirmek amacıyla sürdürmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar