Çarşamba, Eylül 2, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Ayrılık Yasının Psikodinamiği: Bir İlişkinin Bitişinin Neden Bazen Geçmişteki Tüm Kayıpları Tetiklediği Üzerine Analitik Bir İnceleme

Hayatımızdaki ayrılıklar; ister romantik bir ilişki, yakın bir dostluk, isterse büyüdüğümüz çocukluk evine veya geride kalan gençlik yıllarımıza bir veda olsun, bazen mantığımızın beklediğinden çok daha büyük bir sarsıntı yaratır. Yas, yalnızca bir kişiyi kaybetmekle ilgili değildir; aidiyet hissettiğimiz bir mekana, kendi küçüklüğümüze veya hayatımızın güvende hissettiren bir dönemine veda etmek de derin bir kayıp hissi doğurur. Psikodinamik açıdan bu orantısız acının asıl sebebi, gidenin sadece o anki kişi veya mekan olmamasıdır; yaşanan her bitiş, bilinçdışımızdaki kapanmamış yaraların ve tutulamamış yasların kilidini açar.

Bilinçdışının Zamansızlığı ve Tetiklenen Kayıplar

Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud, bilinçdışında zaman kavramının olmadığını vurgular. Bilinçdışımız geçmişi, bugünü ve geleceği doğrusal bir çizgide değil, iç içe yaşar. Bu nedenle, değer verdiğimiz birini veya bir yeri kaybettiğimizde yaşadığımız duygular sadece bugüne ait kalamaz. Erken çocukluk döneminde deneyimlediğimiz terk edilme, çaresizlik veya görülmeme hisleri de aniden yüzeye çıkabilir. Örneğin, kısa süren bir ilişkinin ardından hissedilen o derin boşluk, aslında çocukluktaki bir duygusal yoksunluğun yankısı olabilir. Benzer şekilde, büyüdüğümüz o güvenli çocukluk evinden ayrılmak salt bir mekan değişikliği değil; çocukluğumuzun kendisine ve o dönemin korunaklı kozasına duyduğumuz bir yası tetikleyebilir. Öte yandan, yakın bir arkadaşla yolların ayrılması ise kişinin lise yıllarında deneyimlediği dışlanma, akran zorbalığı veya o dönem yaşadığı yalnızlık hissini yeniden alevlendirebilir.

Bağlanma Örüntüleri ve Bir "Hayatta Kalma" Tehdidi

Ayrılıkların neden bütünsel bir yıkım hissi yarattığını anlamak için John Bowlby'nin Bağlanma Kuramı (1969) oldukça aydınlatıcıdır. Bowlby'ye göre, güvenli bağlanma geliştirememiş bireyler için ayrılık basit sosyal bir kayıptan öte, psikolojik düzeyde bir "hayatta kalamama" tehdidi olarak kodlanır. İçsel dünyada bu durum, bakım veren nesnenin gidişi ve kişinin dünyada çaresizce yapayalnız kalma korkusuyla eşdeğerdir.

Gidenin Ardından Kalan Savunmalar ve Yas İşçiliği

Zihnimiz bu yoğun acıdan kaçmak için bazı ilkel savunma mekanizmalarını devreye sokar. Eski partneri tamamen kötüleştirip devalüe etmek (değersizleştirmek) veya onu kusursuzlaştırarak, gözde büyüterek aşırı idealleştirmek "Bölme" (Splitting) savunmasıdır; ilişkinin bir yerlerde hala devam ettiğine dair umut beslemek ise "İnkar"dır. Her iki durum da aslında yas sürecini ertelemeye yarar. Freud, literatürdeki en temel eserlerinden biri olan Yas ve Melankoli (1917) makalesinde, yas sürecini oldukça zorlu bir "işçilik" (mourning work) olarak tanımlar. Kişi bu savunmalara takılı kalıp yatırdığı ruhsal enerjiyi sağlıklı bir şekilde geri çekemezse, kaybedilen nesneye duyulan fakat ifade edilemeyen öfke kişinin kendi içine döner ve süreç melankoliye kayar. Ayrılık sonrası zihinde beliren "Ben yetersizim" gibi acımasız öz eleştirilerin temelinde tam olarak kaybedilen nesneye yöneltilemeyen bu agresyon yatar.

Geçmişin İzleriyle Vedalaşmak

Ünlü psikanalist Vamık Volkan'ın (2014) karmaşık yas süreçlerini anlattığı eserlerinde detaylandırdığı gibi, kişi aslında gidenin ardında bıraktığı eksik parçanın veya o kişinin kendisinde var ettiği "iyi hissettiren benliğin" yasını tutmaktadır. Bu durum, kendi gençliğimize veya geride bıraktığımız o güvenli çocukluk evine duyduğumuz yas için de geçerlidir. İyileşmenin ilk ve en büyük adımı, bugünkü ayrılığın üzerinde kalan geçmiş kayıpları fark etmek ve ayırmaya çalışmaktır. Yas; başı, sonu ve süresi kişiden kişiye değişen, herkesin sürecinin farklı ve değişken olduğu bir deneyimdir. Bu nedenle sürecin nihai amacı, geçmişin izlerinin tamamen kaybolması veya kişinin hemen yeni bir bağa "hazır" hale gelmesi değildir. Asıl mesele; kişinin kendi yasına yaslanabilmeyi, kaybın bıraktığı izlerle birlikte yaşamayı öğrenebilmesi ve ancak bu ruhsal işçilik (mourning) sayesinde geçmişin izlerini bugünün ilişkilerinden ayrıştırabilmesidir.

Kaynakça

  • Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss: Vol. 1. Attachment. New York: Basic Books.
  • Freud, S. (1917). Mourning and Melancholia. The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud, Volume XIV (1914-1916).
  • Volkan, V. D. (2014). Kayıptan Sonra Yaşam: Yas Süreci ve Karmaşık Yasın Çözümlenmesi (Çev. B. Büyükkal). İstanbul: Pusula Yayıncılık.
Hande Hasoğlu
Hande Hasoğlu
Hande Hasoğlu, lisans eğitimini Bahçeşehir Üniversitesi Psikoloji bölümünde, yüksek lisansını ise Okan Üniversitesi Klinik Psikoloji programında tamamlamıştır. Psikodinamik yaklaşımla çalışan Hasoğlu, yetişkin bireylerle yürüttüğü klinik çalışmalarında özellikle ilişkiler ve psikopatolojiler üzerine yoğunlaşmaktadır. Yazılarında ise psikosomatik, psikopatoloji ve beden algısı gibi konulara yer vermektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar