Çarşamba, Ağustos 19, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

ÇOCUĞUM SUSUYOR, TELEFON KONUŞUYOR

Çocukların ekranla ilişkisini yalnızca “kaç saat izledi?” sorusuyla değerlendirmek, asıl meseleyi gözden kaçırmamıza neden olabilir. Bir çocuğun eline telefon verdiğimizde çoğu zaman ilk düşündüğümüz şey onun ne kadar süre ekran karşısında kaldığıdır. “Bugün iki saat izledi.” “Tableti elinden bırakamıyor.” “Telefonu vermeyince ağlıyor.” Ebeveynler, öğretmenler ve uzmanlar olarak ekran süresini ölçmeye, sınırlamaya ve kontrol etmeye çalışıyoruz.

Peki hiç şu soruyu soruyor muyuz? Çocuk neden ekrana bu kadar ihtiyaç duyuyor? Belki de asıl tartışmamız gereken konu ekranın kendisi değil; ekranın çocuğun hayatında hangi boşluğu doldurduğudur.

Çünkü bazen çocuk yalnızca çizgi film izlemiyor. Bazen sıkıntısını erteliyor, yalnızlığını bastırıyor, öfkesini yatıştırıyor, can sıkıntısından kaçıyor, ailesinin ilgisini beklemek yerine ekranın sunduğu hızlı uyarana yöneliyor. Ve bazen de biz yetişkinler, farkında olmadan ekranı bir “duygu düzenleme aracı” haline getiriyoruz.

“Susmuyor” diye telefonu veriyoruz. “Ağlamasın” diye videoyu açıyoruz. “Yemek yesin” diye çizgi film başlatıyoruz.

“Biraz dinlenelim” diye tableti uzatıyoruz. Sonra bir gün dönüp çocuğa, “Sen neden bu kadar telefon bağımlısısın?” diye soruyoruz. Belki de soruyu yanlış yerde arıyoruz.

Ekran düşmanımız mı? Bu noktada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Teknolojiyi ve ekranı çocukların hayatından tamamen çıkarmak ne gerçekçi ne de bilimsel açıdan gerekli.

Çocuklar artık dijital dünyanın içinde büyüyor. Ekranlar eğitim, iletişim, yaratıcılık, oyun ve bilgiye erişim açısından önemli fırsatlar sunabiliyor. Amerikan Pediatri Akademisi de güncel yaklaşımında yalnızca “kaç dakika ekran?” sorusuna odaklanmak yerine, içeriğin niteliğini, kullanım amacını, çocuğun gelişimsel ihtiyaçlarını ve aile içindeki medya alışkanlıklarını birlikte değerlendirmeyi öneriyor.

Dolayısıyla mesele “ekran var mı, yok mu?” sorusundan çok daha karmaşık. Çocuk ekranı ne için kullanıyor? Ekran kullanırken neyi kaçırıyor?

Ekran kullanımı uykusunu, oyununu, hareketini, sosyal ilişkilerini veya aile iletişimini etkiliyor mu? İşte psikolojik açıdan asıl sorular bunlar. Çünkü bir çocuğun iki saat boyunca ailesiyle birlikte yaşına uygun, etkileşimli ve kaliteli bir içerik izlemesiyle; iki saat boyunca tek başına, pasif biçimde sürekli değişen videolar arasında dolaşması aynı şey değildir.

Nitekim Avrupa Komisyonu'nun 2026 yılında yayımladığı güncel veriler, gençlerin ekran karşısında geçirdiği sürenin oldukça yüksek seviyelere ulaştığını gösteriyor. Avrupa'da gençler okul günlerinde ortalama 4,5 saat, hafta sonlarında ise 6,1 saat çevrim içi zaman geçiriyor. Ergenlerin %14'ü ise günde 10 saatten fazla ekran kullandığını bildiriyor.

Bu rakamlar elbette “ekran kullanan her çocuk psikolojik sorun yaşayacak” anlamına gelmiyor. Bilimsel araştırmalar da bu kadar basit bir neden-sonuç ilişkisi kurmamız gerektiğini söylemiyor. Ancak önemli bir uyarı yapıyor: Çocuğun gününü neyin doldurduğuna bakmalıyız.

Çocuğun elinden telefonu aldığımızda geriye ne kalıyor? Belki de günümüz ebeveynliğinin en önemli sorularından biri bu. Çocuğun ekranını kapattığımızda geriye oyun kalıyor mu?

Sohbet kalıyor mu? Hareket kalıyor mu? Hayal kurmak kalıyor mu?

Sıkılmak kalıyor mu? Çünkü çocuk gelişiminde “sıkılmak” bile düşündüğümüz kadar kötü bir şey olmayabilir. Bir çocuk sıkıldığında kendi oyununu üretmek zorunda kalabilir.

Bir karton kutuyu arabaya dönüştürebilir. Bir yastığı kale yapabilir. Kendi kendine hikâye kurabilir.

Bir arkadaşına gidip “Hadi oynayalım” diyebilir. Ekran ise çoğu zaman sıkıntıya çok hızlı bir çözüm sunar. Bir dokunuş.

Bir video. Bir ses. Bir renk.

Bir sonraki video. Ve bir sonraki… Çocuk henüz “can sıkıntısıyla baş etme” becerisini geliştirmeden, dışarıdan sürekli uyarılan bir dünyaya alışabilir.

Burada amaç ekranı şeytanlaştırmak değil. Çocuğun kendi iç dünyasını geliştirebileceği alanları korumaktır. Bazen sorun telefon değil, telefonun yerini aldığı şeydir Çocuk psikolojisinde davranışa yalnızca davranış olarak bakmak çoğu zaman yeterli değildir.

Bir çocuk sürekli ağlıyorsa “ağlamayı nasıl durdurabiliriz?” diye sormak yerine, “Bu ağlama bize ne anlatıyor?” diye düşünürüz. Ekran kullanımında da benzer bir yaklaşım gerekiyor. Çocuk sürekli telefon istiyorsa yalnızca “telefonu nasıl bıraktıracağız?” sorusuna odaklanmak yerine şunları düşünmeliyiz: Çocuğun yeterince oyun zamanı var mı?

Ebeveyniyle nitelikli zaman geçiriyor mu? Kendini ifade edebiliyor mu? Sıkıldığında ne yapacağını biliyor mu?

Uyku düzeni nasıl? Hareket ediyor mu? Arkadaş ilişkileri nasıl?

Evde ekranı en çok kim kullanıyor? Çünkü çocukların davranışları çoğu zaman aile sisteminin aynasıdır. Çocuğa “Telefonu bırak!” deyip elimizde telefonla oturuyorsak, verdiğimiz mesaj yalnızca kelimelerden oluşmaz.

Çocuklar söylediklerimizden çok yaptıklarımızı öğrenir. “Çocuğum susuyor, telefon konuşuyor” Belki de yazının başlığındaki cümlenin en önemli tarafı burada. Çocuğumuz sustuğunda gerçekten sakinleşmiş mi oluyor?

Yoksa sadece dikkatini başka bir yere mi yönlendirmiş oluyoruz? Bir çocuk ağlamayı bıraktığında sorun çözülmüş olmayabilir. Bir çocuk sessizleştiğinde kendini düzenlemiş olmayabilir.

Bir çocuk tablete baktığında mutlu olmayabilir. Bazen biz yalnızca davranışı ortadan kaldırırız; duygunun kendisi ise orada kalmaya devam eder. Bu nedenle ebeveynliğin hedefi her zaman çocuğu susturmak olmamalıdır.

Bazen hedef, onun duygusunu duyabilmektir. “Üzüldün.” “Canın sıkıldı.” “Beklemek zor geldi.” “Şimdi öfkelisin.” “Ben buradayım.” Belki çocuk için en önemli alternatif ekran değil, anlaşıldığını hissetmektir. Peki ne yapmalıyız?

Öncelikle ekranı tamamen yasaklamak yerine aile içinde sağlıklı bir medya kültürü oluşturmak gerekiyor. Ekransız yemek zamanları, uyku öncesi ekranın sınırlandırılması, çocuğun yaşına ve gelişimine uygun içeriklerin seçilmesi, mümkün olduğunda ebeveynin çocukla birlikte içerik izlemesi ve ekranın çocuğu sakinleştirmek için her durumda kullanılan bir araç haline getirilmemesi önemli adımlar olabilir. Daha da önemlisi, çocuğa ekranın yerine koyabileceğimiz gerçek alternatifler sunmalıyız.

Oyun. Sohbet. Hareket.

Kitap. Doğa. Arkadaşlık.

Aile zamanı. Ve belki de en önemlisi: Sıkılma hakkı. Dünya Sağlık Örgütü, beş yaşın altındaki çocuklar için ekran karşısında geçirilen hareketsiz zamanın sınırlandırılmasını; bunun yerine fiziksel aktivite, oyun ve yeterli uykuya alan açılmasını öneriyor.

Bu önerilerin arkasındaki temel düşünce yalnızca “ekran kötüdür” değildir. Çocuğun 24 saatlik gününde her davranışın bir bedeli vardır. Ekranda geçirilen zaman arttığında başka bir şey için ayrılan zaman azalabilir.

Daha az uyku. Daha az hareket. Daha az oyun.

Daha az yüz yüze iletişim. Daha az hayal kurma. İşte psikolojik açıdan bakmamız gereken yer tam olarak burasıdır.

Çocuklarımızın ekranını değil, hayatını izleyelim Ekran konusunda ebeveynleri suçlamak da doğru değil. Çünkü günümüz ebeveynleri çocuklarını dijital dünyanın içinde büyütmek zorunda. Üstelik teknoloji artık hayatın neredeyse her alanında.

Bu nedenle ailelere yalnızca “telefonu vermezseniz sorun çözülür” demek gerçekçi değildir. Asıl mesele çocukla birlikte yeni bir denge kurabilmektir. Amerikan Pediatri Akademisi'nin “Family Media Plan” yaklaşımının önemli taraflarından biri de tam olarak budur: Aile içinde ortak ve uygulanabilir medya kuralları oluşturmak ve bunu yalnızca çocuğa yönelik bir yasaklar listesine dönüştürmemek.

Çünkü teknoloji çağında çocuk yetiştirmek, çocuğu teknolojiden izole etmek anlamına gelmiyor. Teknolojinin çocuğun hayatındaki yerini doğru belirlemek anlamına geliyor. Belki de artık çocuklarımız için “Bugün kaç saat ekran izledin?” sorusundan önce başka bir soru sormalıyız: “Bugün nasılsın?” Ve daha da önemlisi, cevabını gerçekten dinlemeliyiz.

Çünkü bazen çocuğun elindeki telefonu almak kolaydır. Zor olan, telefonu bıraktığında karşımızda duran çocuğun duygusuna eşlik etmektir. Belki de asıl mesele çocuğun ekrana bakması değildir.

Asıl mesele, bizim çocuğumuza bakmayı ne kadar sürdürebildiğimizdir. Ve belki de bir gün çocuklarımızın ekranla kurduğu ilişkiyi konuşurken kendimize şu soruyu sormamız gerekecek: Çocuğum sustuğunda gerçekten sakinleşiyor mu, yoksa ben onu dinlemek zorunda kalmadığım için mi rahatlıyorum? Psk.

Dan. Emre YAMAK

Kaynakça

  • American Academy of Pediatrics. (2026). Digital ecosystems, children, and adolescents: Policy statement. Pediatrics, 157(2). https://doi.org/10.1542/peds.2025-075320
  • European Commission. (2026, June 16). Child safety online: EU survey confirms link between screen time and wellbeing. European Commission.
  • Kar, S. S., et al. (2025). Impact of screen time on development of children: A systematic review. Children, 12(10), 1297.
  • Mori, Y., et al. (2026). Screen time trends among children and adolescents: A systematic review including pre- and post-COVID periods. Journal of Health Psychology.
  • World Health Organization. (2019). Guidelines on physical activity, sedentary behaviour and sleep for children under 5 years of age. World Health Organization.
Emre Yamak
Emre Yamak
Emre Yamak, spor psikolojisi ve pedagojisi alanında uzmanlaşmış bir eğitimci ve yazardır. 2015 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümünden mezun olan Yamak, 2016 yılında Sportslab tarafından verilen Uygulamalı Spor Psikolojisi Sertifika Programı'nı tamamladı. 2017 yılında ise Türkiye Futbol Federasyonu'nun düzenlediği Sporda Psikolojik Performans Danışmanlığı Kursu'nu başarıyla bitirdi. Kariyeri boyunca Anadolu Efes, Arsenal Soccer Schools, PSG Academy gibi prestijli kulüplere profesyonel destek sağlayan Yamak, hem kulüplerle hem de bireysel olarak sporcularla çalışmaya devam etmektedir. Sporcuların zihinsel dayanıklılıklarını geliştirmek, hedef belirleme süreçlerini desteklemek ve sporcu ailelerini bilinçlendirmek amacıyla eğitimler ve danışmanlık hizmetleri sunmaktadır. Ayrıca Psychology Times Türkiye dergisinde köşe yazarlığı yapan Yamak, spor psikolojisi konusundaki bilgi ve deneyimlerini geniş kitlelerle paylaşmaktadır. Spor psikolojisi üzerine yaptığı akademik sunumlarla, sporcu ailelerinin bilinçlenmesine ve genç sporcuların sağlıklı gelişimine katkı sağlamayı hedeflemektedir. Basketbol ve futbol gibi sporlara ilgi duyan Yamak, aynı zamanda müzik dinlemekten keyif almakta ve yaşamın her alanında pozitif bir bakış açısını benimsemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar