Salı, Ağustos 18, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İyi Hissetmiyorum Demek Her Zaman Depresyon Demek Değildir

İyi Hissetmiyorum Demek Her Zaman Depresyon Demek Değildir

Son yıllarda psikolojik sağlığa ilişkin farkındalığın artması, ruh sağlığı hakkında konuşmayı kolaylaştırdı. Bu gelişme oldukça değerli olsa da beraberinde yeni bir sorunu da getirdi: Her olumsuz duygunun psikolojik bir hastalık olarak yorumlanması.

Gün içinde keyifsiz hissettiğimizde, motivasyonumuz düştüğünde ya da uzun bir haftanın ardından hiçbir şey yapmak istemediğimizde sıkça "Galiba depresyondayım." cümlesini duyuyoruz. Oysa her mutsuzluk depresyon değildir. Tıpkı her baş ağrısının beyin tümörünü göstermediği gibi, her moral bozukluğu da klinik depresyon anlamına gelmez.

İnsan yaşamı doğası gereği değişken bir duygusal yapıya sahiptir. Üzüntü, hayal kırıklığı, öfke, yalnızlık, kaygı ve umutsuzluk yaşamın doğal parçalarıdır. Bu duyguların ortaya çıkması, çoğu zaman psikolojik sistemimizin çalıştığını gösterir. Sevdiğimiz birini kaybettiğimizde üzülmemiz, önemli bir sınav öncesinde kaygılanmamız ya da beklediğimiz bir fırsatı kaçırdığımızda moralimizin bozulması, zihnimizin ve duygularımızın yaşanan olaya verdiği doğal tepkilerdir.

Sorun, bu doğal tepkileri hastalık olarak yorumlamaya başladığımızda ortaya çıkar.

Depresyon yalnızca mutsuz hissetmek değildir. Klinik depresyonda kişinin duygu durumu belirgin biçimde çökkündür ve bu durum günün büyük bölümünde, en az iki hafta boyunca devam eder. Bunun yanında ilgi ve zevk kaybı, enerji azalması, dikkat güçlüğü, değersizlik düşünceleri, uyku ve iştah değişiklikleri, günlük işlevsellikte belirgin bozulma gibi birçok belirti birlikte görülebilir. En önemlisi ise bu belirtiler kişinin sosyal, mesleki veya akademik yaşamını belirgin biçimde etkilemeye başlar.

Buna karşılık bazı dönemlerde yalnızca yorgun olabiliriz. Uzun süre yoğun çalışmış, uykusuz kalmış, önemli bir yaşam değişikliği yaşamış ya da duygusal olarak zorlayıcı olaylarla karşılaşmış olabiliriz. Böyle dönemlerde motivasyonumuzun azalması veya kendimizi eskisi kadar enerjik hissetmememiz beklenebilir. Bu durum her zaman bir ruhsal bozukluğu işaret etmez.

Günümüzde sosyal medyanın da etkisiyle psikolojik kavramlar günlük konuşma diline hızla girmiş durumda. "Travmam var.", "Anksiyetem tuttu.", "Depresyondayım." gibi ifadeler çoğu zaman klinik anlamlarından bağımsız olarak kullanılabiliyor. Bu durum bir yandan ruh sağlığı hakkında konuşmayı normalleştirirken, diğer yandan psikolojik sorunların sınırlarının belirsizleşmesine neden olabiliyor.

Benzer şekilde, sürekli iyi hissetmemiz gerektiğine dair görünmez bir beklenti de oluşmuş durumda. Kendimizi mutsuz hissettiğimiz anda bunu düzeltmemiz gerektiğine inanıyoruz. Oysa psikolojik sağlık, her zaman mutlu olmak anlamına gelmez. Sağlıklı bir psikolojik işleyiş, yaşamın getirdiği farklı duyguları yaşayabilmek, onlara alan açabilmek ve zaman içinde yeniden denge kurabilmektir.

Bazen insanlar olumsuz duygularını bastırmaya çalışır. "Böyle hissetmemeliyim.", "Hemen toparlanmalıyım." ya da "Güçlü olmalıyım." düşünceleriyle hareket ederler. Ancak araştırmalar, duyguları bastırmanın çoğu zaman onların etkisini azaltmadığını; aksine duygusal yükü artırabildiğini göstermektedir. Duygular çoğu zaman bastırıldıkları için değil, yaşanıp anlamlandırıldıkları için etkilerini kaybetmeye başlar.

Elbette bunun tersi de mümkündür. Kimi zaman insanlar yaşadıkları belirtileri "Geçer.", "Herkes böyle hissediyor." diyerek küçümseyebilir ve profesyonel destek alma sürecini geciktirebilirler. Özellikle belirtiler uzun süredir devam ediyor, kişinin işlevselliğini belirgin biçimde etkiliyor ve günlük yaşamını sürdürmesini zorlaştırıyorsa, bir ruh sağlığı uzmanına başvurmak önemlidir.

Dolayısıyla önemli olan soru, "Kendimi kötü hissediyor muyum?" değildir. Daha doğru soru şudur: "Yaşadığım bu duygu, içinde bulunduğum yaşam koşullarıyla uyumlu, geçici bir deneyim mi; yoksa uzun süredir devam eden ve yaşamımı belirgin biçimde etkileyen bir tablo mu?"

Psikolojik iyi oluş, olumsuz duyguların hiç yaşanmaması değildir. Asıl önemli olan, bu duyguların yaşamımızdaki yerini doğru değerlendirebilmek, gerektiğinde kendimize zaman tanıyabilmek ve ihtiyaç duyduğumuzda profesyonel destek almaktan çekinmemektir. Çünkü bazen yalnızca zor bir dönemden geçiyoruzdur; bazen ise gerçekten yardım almamız gerekiyordur. Bu iki durumu birbirinden ayırt edebilmek, ruh sağlığını korumanın en önemli adımlarından biridir.

Kaynakça

  • American Psychiatric Association. (2022). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed., text rev.; DSM-5-TR). American Psychiatric Publishing.
  • Cuijpers, P., Karyotaki, E., Reijnders, M., & Purgato, M. (2023). Psychotherapies for depression: A network meta-analysis. World Psychiatry, 22(1), 105–115.
  • Gross, J. J. (2015). Emotion regulation: Current status and future prospects. Psychological Inquiry, 26(1), 1–26.
  • World Health Organization. (2023). Depressive disorder (depression). https://www.who.int/news-room/fact-sheets/detail/depression
Beste Emen
Beste Emen
Psikolog ve Aile Danışmanı Beste Emen, Renata Psikoloji Danışmanlık Merkezi’nin kurucusudur. Yaklaşık 3 yıldır çocuk, ergen ve yetişkinlerle psikolojik danışmanlık süreçleri yürütmektedir. EMDR ve Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) odaklı çalışmalarını; güvenli, sıcak ve gelişimi destekleyen bir yaklaşım ile sürdürmektedir. Bugün ise Renata, büyüyen vizyonuyla birlikte “Renata Kids Atelier” çatısı altında yeni bir döneme adım atmaktadır. Bu yeni yapı içerisinde psikolojik danışmanlık süreçlerinin yanı sıra; çocukların sosyal, duygusal ve gelişimsel ihtiyaçlarını destekleyen oyun grupları ve gelişim odaklı atölyeler de yer almaktadır. Renata Kids Atelier; çocukların güvenle keşfedebileceği, ebeveynlerin desteklenebileceği ve gelişimin oyunla buluştuğu bir yaşam alanı olmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar