“Ben yapamam.”
Bir çocuğun yeni bir oyuncağı eline aldığında söylediği ilk cümle olabilir bu.
Yeni bir oyunun kurallarını daha dinlemeden,
“Ben bunu beceremem.”
Bir resmi henüz çizmeye başlamadan,
“Ben güzel çizemem.”
Ayakkabısının bağını bağlamayı denerken ip biraz karıştığında,
“Ben zaten bağlayamıyorum.”
Arkadaşı bisiklet sürerken kendisi henüz denememişken,
“Ben bisiklet süremem.”
Ya da sınıfta öğretmen bir soru sorduğunda, cevabı düşünmeden elini indirip,
“Ben bunu bilmiyorum.”
Çocuklarla çalışırken bu cümleyle oldukça sık karşılaşıyorum.
Bazen çocuk gerçekten henüz sahip olmadığı bir beceri nedeniyle zorlanıyordur. Bazen nasıl yapacağını bilmiyordur ve desteğe ihtiyaç duyuyordur. Bazen de daha önce yaşadığı bir başarısızlık, yeniden denemeye karşı onu temkinli hale getirmiştir.
Ama bazı durumlarda ortada henüz bir “yapamama” yoktur.
Çocuk daha denememiştir bile.
Henüz düşmemiştir, henüz yanlış yapmamıştır, henüz başaramamıştır da.
Sadece başaramama ihtimalini düşünmüştür.
İşte burada kendime şu soruyu soruyorum:
Çocuk gerçekten yapamayacağını mı düşünüyor, yoksa yapamama ihtimaline mi tahammül edemiyor?
Çünkü “yapamıyorum” ile “ya yapamazsam?” arasında önemli bir fark var.
Bir çocuk henüz kazanmadığı bir beceri nedeniyle bir şeyi yapamıyor olabilir. Bu durumda ihtiyacı öğretim, tekrar ve destektir.
Ancak bazı çocuklarda mesele beceriden önce başlıyor.
Çocuk daha başlamadan sonucu zihninde belirliyor:
“Başaramayacağım.”
“Yanlış yapacağım.”
“Herkes benden daha iyi yapacak.”
“Doğru yapamazsam kötü olacak.”
Ve böylece bazen çocuğun kaçındığı şey yaptığı iş değil, o işi yaparken yaşayacağını düşündüğü başarısızlık duygusu oluyor.
Başarılı olmak istemek ile başarısız olmaktan korkmak aynı şey değil
Çocukların başarılı olmak istemesi elbette olumsuz bir durum değil. Bir şeyi iyi yapmak istemek, çaba göstermek ve kendisiyle gurur duymak gelişimin doğal bir parçası.
Fakat başarı, çocuğun kendilik değerinin ölçütü hâline geldiğinde durum değişebiliyor.
Bir çocuk 90 aldığı için “Bir dahaki sınavda daha iyisini yapabilirim.” diyorsa burada gelişime yönelik bir motivasyondan söz edebiliriz.
Ama aynı çocuk 90 aldığı için ağlıyor, kendisini başarısız görüyor, “Ben aptalım.” diyor veya bir daha denemek istemiyorsa burada yalnızca başarı isteğinden bahsetmek yeterli olmayabilir.
Çünkü çocuk için artık mesele not değil, kendisi hakkında ne düşündüğüdür.
Mükemmeliyetçilik de tam olarak burada karşımıza çıkıyor. Mükemmeliyetçilik yalnızca çok çalışmak, yüksek hedefler koymak ya da başarılı olmak istemek değildir. Hatalara aşırı odaklanmak, yapılan işten sürekli şüphe etmek ve kişinin kendi performansını sert biçimde değerlendirmesi de bu tablonun bir parçası olabilir.
Üstelik mükemmeliyetçi çocuk her zaman çok çalışan çocuk değildir.
Bazen tam tersine, başlamayan çocuktur.
Çünkü kusursuz yapamayacağını düşündüğü bir işe hiç başlamamak, başarısız olduğunu görmekten daha güvenli gelebilir.
“Ben yapamam” bazen bir kaçınma davranışıdır.
Çocuğun “Ben yapamam.” demesinin ardından yetişkin hemen devreye giriyor:
“Hayır, yaparsın.”
“Sen çok zekisin.”
“Bak, bu çok kolay.”
“Bir dene, mutlaka yapacaksın.”
Bu cümleler iyi niyetlidir. Fakat çocuk o anda başarısız olma ihtimalinden kaygılanıyorsa, onu yalnızca “yapabileceğine” ikna etmek yeterli olmayabilir.
Çünkü çocuk bazen başarıdan çok başarısızlıkla karşılaştığında ne olacağını merak eder.
Araştırmalar da bu ayrımın önemli olduğunu gösteriyor. Mükemmeliyetçiliğin “yüksek standartlar belirleme” boyutu ile “hata yapmaktan ve yetersiz görünmekten aşırı kaygılanma” boyutu aynı şey değil. Özellikle hata ve değerlendirilme kaygısının eşlik ettiği mükemmeliyetçilik daha sorunlu bir örüntü oluşturabiliyor. 2026 yılında yayımlanan bir meta-analiz de çocuk ve ergenlerde mükemmeliyetçiliği azaltmaya yönelik müdahalelerin genel olarak küçük-orta düzeyde olumlu etkiler sağladığını ortaya koyuyor.
Peki ebeveynlerin beklentileri?
Burada ebeveynleri suçlamak yerine önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Çocuğumuz için yüksek beklentilerimizin olması tek başına problem değildir. Problem, bu beklentinin çocuk tarafından “Başarılı olmazsam değerim azalır.” şeklinde algılanmaya başlamasıdır.
2024 yılında yayımlanan geniş örneklemli bir çalışmada, akademik baskının ergenlerin ruhsal sorunlarıyla ilişkili olduğu ve yüksek akademik baskının, ebeveynlerin eğitim beklentileri ile ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi güçlendirdiği bulundu.
Yani çocuğa “Daha iyisini yapabilirsin.” demek ile çocuğun sürekli olarak daha iyisini yapmak zorunda olduğunu hissetmesi arasında önemli bir fark vardır.
Çocuk zamanla şu mesajı öğrenebilir:
“Başarılıysam değerliyim.”
“Hata yaparsam hayal kırıklığı yaratırım.”
“Başaramazsam yeterince iyi değilim.”
Ve belki de en önemlisi:
“Denemeden önce vazgeçersem başarısız olduğumu görmek zorunda kalmam.”
Çocuğa ne söyleyebiliriz?
Çocuğumuz “Ben yapamam.” dediğinde ilk refleksimiz “Yaparsın!” demek olabilir. Bunun yerine bazen çocuğun başarısızlık ihtimaline de alan açan cümlelere ihtiyacı vardır:
“İlk denemende doğru yapmak zorunda değilsin.”
“Zor geldiğini görüyorum, ilk adımı birlikte deneyebiliriz.”
“Hata yapabilirsin. Sonra neyi değiştirebileceğimize bakarız.”
“Bunu yapamaman, başarısız olduğun anlamına gelmez.”
Çünkü çocuğun ihtiyacı her zaman başaracağının garantisini almak değildir.
Bazen ihtiyacı, başaramasa bile yanında bir yetişkinin olacağını bilmektir.
Çocukların hayat boyunca her şeyi doğru yapmalarını sağlayamayız. Her sınavdan yüksek not almalarını, her oyunu kazanmalarını ya da her denemede başarılı olmalarını garanti edemeyiz.
Ama onlara başarısızlıkla karşılaştıklarında ne yapabileceklerini öğretebiliriz.
Belki de çocuklara yalnızca “Başarabilirsin.” demeyi değil;
“Başaramadığında da tekrar deneyebiliriz.”
demeyi öğretmemiz gerekiyor.
Çünkü çocuklukta oynanan küçük bir oyunda, çözülemeyen bir soruda ya da tamamlanamayan bir etkinlikte öğrenilen şey aslında çok daha büyük olabilir:
Hata yapmak dünyanın sonu değildir.
Başarısız olmak, başarısız biri olmak değildir.
Ve belki de bir çocuğun öğrenmesi gereken en önemli cümlelerden biri şudur:
“Her şeyi mükemmel yapmak zorunda değilim. Denemek de başlı başına bir başarıdır.”
Kaynakça
- Fuster, A., Vicent, M., Pérez-Marco, M., & Gonzálvez, C. (2026). Are current interventions effective in alleviating multidimensional perfectionism in children and adolescents? A meta-analytic review. Psychotherapy Research. https://doi.org/10.1080/10503307.2026.2681513
- Zhang, X., Sun, J., & Liu, Y. (2024). Academic pressure, parental educational expectations and adolescent mental health: A moderated mediation model. Journal of Affective Disorders, 375, 16–27.
- Flett, G. L., Hewitt, P. L., Blankstein, K. R., & Gray, L. (1998). Psychological distress and the frequency of perfectionistic thinking. Journal of Personality and Social Psychology, 75(1), 136–147.
- Stoeber, J., & Otto, K. (2006). Positive conceptions of perfectionism: Approaches, evidence, challenges. Personality and Social Psychology Review, 10(4), 295–319.


