İnsanlar yaşamları boyunca farklı kişilerle tanışsalar da romantik ilişkilerinde çoğu zaman birbirine benzeyen özelliklere sahip bireylere ilgi duyduklarını fark ederler. Kimi zaman duygusal olarak mesafeli, kimi zaman aşırı korumacı ya da benzer kişilik özelliklerine sahip bireylerle tekrar tekrar ilişki yaşanması, “Neden hep aynı tip insanlara çekiliyorum?” sorusunu gündeme getirir. Psikoloji alanındaki araştırmalar, bu durumun yalnızca tesadüf olmadığını; çocukluk deneyimleri, bağlanma örüntüleri, benlik algısı ve bilişsel süreçlerin etkisiyle şekillendiğini göstermektedir.
Benzerlik Çekimi Artırır
Sosyal psikolojinin en güçlü bulgularından biri, insanların kendilerine benzeyen bireylerden daha fazla hoşlanma eğiliminde olduğudur. Değerler, yaşam tarzı, ilgi alanları ve dünya görüşü bakımından benzerlik, kişiler arasında güven duygusunu artırırken iletişimi de kolaylaştırmaktadır (Byrne, 1971). Daha güncel meta-analitik çalışmalar da benzerlik ile kişilerarası çekim arasında güçlü ve tutarlı bir ilişki olduğunu göstermektedir (Montoya & Horton, 2013). Benzer insanlar, bireyin kendi düşüncelerini doğrulayan bir sosyal ortam oluşturur. Bu durum psikolojik açıdan belirsizliği azaltır ve ilişkinin daha güvenli hissedilmesine katkıda bulunur.
Bağlanma Stilleri Partner Seçimini Etkiler
İnsanların ilişki tercihlerini açıklayan önemli kuramlardan biri Bağlanma Kuramı’dır. Bowlby’nin geliştirdiği bu kurama göre bireyler çocukluk döneminde bakım verenleriyle kurdukları ilişki doğrultusunda zihinsel ilişki şemaları oluştururlar. Bu şemalar yetişkin romantik ilişkilerine de yansır. Güvenli bağlanma geliştiren bireyler genellikle sağlıklı iletişim kurabilen partnerleri tercih ederken; kaygılı ya da kaçınmacı bağlanma örüntüsüne sahip bireyler çocuklukta alışık oldukları ilişki dinamiklerini tekrar eden kişilere yönelme eğiliminde olabilirler. Bunun nedeni, tanıdık ilişki örüntülerinin her zaman sağlıklı olmasa bile kişiye “bildik” gelmesidir (Klohnen & Luo, 2003).
Çocukluk Deneyimlerinin İzleri
Psikodinamik yaklaşıma göre insanlar bilinçdışı düzeyde geçmişte çözümlenmemiş duygusal ihtiyaçlarını tekrar yaşayabilecekleri ilişkilere yönelebilirler. Çocukluk döneminde sevgi, ilgi ya da onay eksikliği yaşayan bireyler, yetişkinlikte benzer özellikler taşıyan partnerleri seçerek geçmişte tamamlanmamış duygusal deneyimlerini çözmeye çalışabilirler. Bu durum bilinçli bir tercih değildir. Kişi çoğu zaman aynı ilişki döngüsünü tekrar ettiğinin farkında olmaz. Ancak benzer ilişki deneyimleri tekrarlandıkça bu örüntü daha görünür hâle gelir.
Beynimiz Tanıdık Olanı Güvenli Sanır
İnsan beyni, öngörebildiği durumları belirsiz olanlara göre daha güvenli algılama eğilimindedir. Bu nedenle çocuklukta öğrenilen ilişki kalıpları, sağlıklı olmasalar bile yetişkinlikte “normal” olarak değerlendirilebilir. Psikolojide buna aşinalık etkisi (familiarity effect) denilmektedir. Dolayısıyla kişi, kendisine iyi gelen partnerden ziyade kendisine tanıdık gelen partneri daha çekici bulabilir. Bu durum özellikle sağlıksız ilişki döngülerinin neden tekrarlandığını açıklayan önemli mekanizmalardan biridir.
Benlik Algısı da Seçimlerimizi Belirler
Kişinin kendisi hakkında sahip olduğu inançlar da partner seçiminde önemli rol oynar. Özsaygısı düşük bireyler, kendilerini yeterince değerli hissetmediklerinden kendilerini eleştiren veya duygusal olarak ulaşılmaz kişilere daha fazla ilgi duyabilirler. Buna karşılık sağlıklı benlik saygısına sahip bireyler karşılıklı saygı ve güven içeren ilişkileri sürdürme konusunda daha başarılıdır. Araştırmalar, benlik algısı ile kişilerarası çekim arasında anlamlı ilişkiler bulunduğunu göstermektedir (Griffitt, 1966).
Bu Döngü Değiştirilebilir mi?
Psikolojide önemli olan nokta, ilişki örüntülerinin kader olmadığıdır. Farkındalık geliştirmek, geçmiş deneyimlerin bugünkü seçimleri nasıl etkilediğini anlamak ve gerektiğinde psikolojik destek almak, bireyin daha sağlıklı ilişki tercihleri geliştirmesine yardımcı olabilir. İlişki seçimleri yalnızca “kalbin sesi” ile açıklanamaz. Geçmiş deneyimler, öğrenilmiş ilişki kalıpları, bağlanma biçimleri ve bilişsel süreçler birlikte çalışarak çekim hissini oluşturur. Bu nedenle aynı tip insanlara yönelmek çoğu zaman bilinçsiz psikolojik süreçlerin doğal bir sonucudur.
İnsanların sürekli benzer özelliklere sahip partnerlere yönelmesi rastlantısal değildir. Benzerlik ilkesi, bağlanma stilleri, çocukluk yaşantıları ve benlik algısı bu tercihleri önemli ölçüde şekillendirir. Ancak bu örüntüler değiştirilemez değildir. Kişinin kendi ilişki dinamiklerini fark etmesi, duygusal ihtiyaçlarını anlaması ve sağlıklı sınırlar geliştirmesi, daha doyum sağlayan ilişkilerin kurulmasına katkı sağlayabilir. Böylece birey, yalnızca tanıdık olanı değil, aynı zamanda kendisi için gerçekten sağlıklı olanı seçme konusunda daha bilinçli kararlar verebilir.


