Ne Zaman Kendini Kaybetmeye Başlar
“Hiç kimse bir sabah tükenmiş olarak uyanmaz. Tükenmişlik; görülmeyen emeklerin, bitmeyen mücadelelerin ve yıllarca taşınan duygusal yüklerin sessiz sonucudur.”
“Eskiden böyle değildim.”
Tükenmişlik yaşayan insanların en sık kurduğu cümlelerden biridir bu. Eskiden daha sabırlıydılar. Daha çok gülerlerdi. İnsanlara daha kolay güvenir, daha kolay sever, daha kolay umut ederlerdi.
Sonra bir şey değişmeye başladı. Belki bir ilişki… Belki aile içinde yıllarca taşınan sorumluluklar… Belki değersiz hissettiren bir aile ortamı… Belki de kimsenin fark etmediği küçük hayal kırıklıkları… Ve bir gün kişi yalnızca yorulmadığını, artık kendisi gibi de hissetmediğini fark etti. İşte tükenmişlik tam da burada başlar. Asıl soru şudur:
İnsan gerçekten emek verip sonuç alamamaktan mı tükenir, yoksa yıllarca kendinden vazgeçmekten mi?
Tükenmişlik Nedir, Ne Değildir?
Tükenmişlik çoğu zaman yalnızca yoğun çalışmakla açıklanır. Oysa psikolojik açıdan tükenmişlik, enerjinin azalmasından çok daha fazlasıdır. İnsan yalnızca yaptığı işten değil;
– sürekli güçlü görünmeye çalışmaktan,
– sürekli anlayan taraf olmaktan,
– sürekli kendini kanıtlamaktan,
– sürekli affeden kişi olmaktan da tükenebilir.
Bir danışanım şöyle demişti:
“Aslında çok yorulmuyorum. Ama sanki içimde hiçbir şey kalmadı.”
İşte tükenmişlik tam olarak budur. Beden çalışmaya devam eder. Ama ruh çoktan dinlenmeyi bırakmıştır.
Bazen Bizi Hayat Değil, İnsanlar Tüketir
Her insanın taşıyabileceği duygusal bir yük vardır. Sorun, bu yükün hiç hafiflememesidir. Bazı insanlar yıllarca yalnızca verir. Dinleyen onlar olur. Fedakârlık yapan onlar olur. Alttan alan yine onlar olur.
Bir süre sonra ilişki, sevginin değil; yükün taşındığı bir alana dönüşür.
Bir danışanım şöyle demişti:
“Kimsenin kötü gününde onu yalnız bırakmadım. Ama ben düştüğümde etrafım bomboştu.”
İnsan bazen yaşadığı olaylardan değil, karşılıksız kalan emeğinden tükenir.
Ailede, İlişkide ve İşte Aynı Yorgunluk
Tükenmişlik yalnızca iş yerinde yaşanmaz. Bazen çocukluğundan beri herkesin yükünü taşıyan bir evlat tükenir. Bazen yıllarca anlaşılmaya çalışan bir eş… Bazen sürekli eleştirilen bir çalışan…
Bazen de arkadaş grubunun herkes için ayakta kalan kişisi… Ortam değişir. Ama psikolojik mekanizma değişmez. Çünkü ortak duygu şudur: “Ne yaparsam yapayım yetmiyor.”
Bir danışanım görüşmede şöyle demişti:
“İşten eve geliyorum, evde de çalışıyor gibiyim.”
Çünkü bazı insanlar yalnızca mesleklerini değil, ilişkilerini de bir sorumluluk gibi yaşamaya başlar.
Mobbing: Yorulmak Değil, Yavaş Yavaş Tüketilmek
İş yükü insanı yorabilir. Ama mobbing insanı yalnızca yormaz; kendisinden şüphe ettirmeye başlar. Sürekli eleştirilen… Görmezden gelinen… Küçümsenen… Yaptıkları değersizleştirilen bir kişi zamanla yalnızca işine değil, kendisine de yabancılaşır.
Bir danışanım şöyle demişti:
“Artık hata yapmaktan değil, nefes almaktan bile çekiniyorum.”
İşte psikolojik tükenmişlik bazen tam da böyle başlar. İnsan yaptığı işi değil, kendi değerini sorgulamaya başlar.
Geçmişin Yorgunluğunu Bugünkü İnsanlara Taşımak
Travmalar yalnızca yaşandıkları dönemde etkili olmaz. Bazen yıllar sonra, hiç suçu olmayan insanların omzuna bırakılır.
Bir danışanım şöyle demişti:
“Ona güvenemiyorum.”
“Peki sana güvenini bozacak ne yaptı?”
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra şu cümleyi kurdu:
“Hiçbir şey…”
Aslında güvenmediği kişi karşısındaki değildi. Geçmişiydi. İnsan bazen eski yaralarını yeni insanlara göstermez. Onlara yaşatır. Ve fark etmeden, kendisini inciten insanların gölgesini bugünkü ilişkilerinin üzerine düşürür.
Başkalarıyla Sofra Kurup, Size Gelince Açlığı Hatırlayanlar…
Hayatta bazı insanlar vardır. En güzel zamanlarını yanlış insanlara harcarlar. Sevgilerini… Emeklerini… Sabırlarını… Güvenlerini… Sonra gerçekten kendilerini seven biri karşılarına çıktığında verecek güçleri kalmamıştır.
Bir danışanımın cümlesi hâlâ aklımdadır:
“Hayatım boyunca yanlış insanlara kendimi tükettim. Şimdi beni gerçekten seven biri var ama sanki ona verecek hiçbir şeyim kalmadı.”
Geçmiş sizi tüketmiş olabilir. Ama bunun bedelini bugünkü insanların ödemesi gerekmez. Başkalarıyla sofralar kurup, bugün size sevgiyle yaklaşan insanlara yalnızca korkularınızı sunarsanız, geçmiş bitmez; sadece el değiştirir. Sizi inciten insanların borcunu, sizi iyileştirmeye çalışan insanlar ödememelidir.
Tükenmiş İnsan Sevmeyi Değil, Güvenmeyi Bırakır
Tükenmişlik yalnızca enerjiyi azaltmaz. İnsanın ilişki kurma biçimini de değiştirir. Eskiden heyecan duyduğu şeylere kayıtsız kalır. Yeni insanlara mesafeli yaklaşır. Çünkü zihni artık şu cümleyi tekrar eder:
“Yine aynı şey olacak.”
Bir danışanım terapi sürecinde şöyle demişti:
“Kimseye kızgın değilim. Ama artık kimseye güvenecek hâlim de kalmadı.”
İşte tükenmişlik bazen umudu değil, güveni tüketir. Ve güvenini kaybeden insan, en çok da kendisini yalnızlaştırır.
Sonuç: Dinlenmek Yetmez, Bazen Taşıdığınız Yükü Bırakmanız Gerekir
Bir danışanım terapi sürecinin sonunda bana şöyle dedi:
“Ben işten değil, yıllardır herkese yetmeye çalışmaktan yorulmuşum.”
Bu cümle tükenmişliğin özünü anlatır. İnsan yalnızca çalışmaktan tükenmez. Sürekli güçlü olmaktan… Sürekli affetmekten… Sürekli anlaşılmayı beklemekten…
Sürekli kendinden vazgeçmekten de tükenir.
Ve bazen en büyük yorgunluk, geçmişte sizi tüketen insanların izlerini bugüne taşımaktır. Unutulmaması gereken bir gerçek vardır: Geçmiş sizi yormuş olabilir. Ama geleceğinizi de yormasına izin vermek, artık geçmişin değil; bugünün seçimidir. Çünkü sizi inciten insanlar ile sizi iyileştirecek insanlar aynı değildir. Ve iyileşmek, yalnızca dinlenmek değildir.
Bazen iyileşmek; artık size ait olmayan yükleri taşımayı bırakabilmektir.


