Salı, Eylül 22, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

“Bir Şey Yok.” Çocuklar Ne Zaman Anlatmaktan Vazgeçer?

“Bir şey yok.” Çocukların en kısa cümlelerinden biri. Ama bazen bu iki kelimenin arkasında anlatılmayı bekleyen koca bir hikâye vardır. Okulda yaşanan bir dışlanma… Arkadaşla yaşanan bir kırgınlık… Başarısızlık korkusu… Kardeşe duyulan öfke… Ebeveyn sorar: “Ne oldu?” “Bir şey yok.” “Emin misin?” “Evet.” Belki gerçekten bir şey yoktur. Ama belki de çocuk, anlatırsa ne olacağını bildiği için anlatmıyordur.

Çocuğun duygusunu neden hemen düzeltmek istiyoruz? Çocuğumuzu üzgün görmek bize de zor gelebilir. Bu nedenle iyi niyetle: “Üzülme.” “Korkacak bir şey yok.” “Bunda ağlayacak ne var?” “Takma kafana.” “Bir daha yaparsın.” deriz. Aslında vermek istediğimiz mesaj çoğu zaman şudur: “Kötü hissetmeni istemiyorum.” Fakat çocuğun duyduğu mesaj her zaman bu olmayabilir. Bazen çocuk, kendi duygusuna bakmak yerine o duygunun yanlış olup olmadığını düşünmeye başlayabilir: “Üzülmemeli miyim?” “Korkmamam mı gerekiyor?” “Demek ki bunu bu kadar önemsememeliyim.” Oysa duygular, ortadan kaldırılması gereken hatalar değildir.

Üzüntü, korku, öfke, kıskançlık ve hayal kırıklığı çocukların gelişim sürecinin doğal parçalarıdır. Ebeveynlerin bu duygulara nasıl karşılık verdiği ise çocukların duyguları tanıma, ifade etme ve düzenleme süreçleriyle ilişkilidir. Meta-analizler, duygular hakkında konuşma, duyguları modelleme ve çocukların duygusal ifadelerine destekleyici biçimde karşılık verme gibi ebeveyn uygulamalarının çocukların duygusal becerileriyle ilişkili olduğunu; ancak bu ilişkilerin genellikle küçük düzeyde olduğunu ve araştırmaların önemli bölümünün ilişkisel tasarımlara dayandığını göstermektedir.

Duyguyu kabul etmek, davranışı kabul etmek değildir. Burada ebeveynlikte önemli bir ayrım vardır: Çocuğun duygusunu kabul etmek, yaptığı her davranışı kabul etmek değildir. Çocuk öfkelenebilir. Ama vuramaz. Çocuk kıskanabilir. Ama kardeşine zarar veremez. Çocuk hayal kırıklığı yaşayabilir. Ama kendisine zarar vermesine izin verilmez. Yani ebeveyn hem duyguyu görebilir hem de sınırı koruyabilir: “Çok öfkelendiğini görüyorum. Öfkelenebilirsin ama kardeşine vuramazsın. Gel, ne olduğunu birlikte anlayalım.” Bu cümlede sınır vardır. Ama utandırma yoktur. Duyguyu küçümseme yoktur. Çocuğu “kötü” ilan etmek yoktur.

“Üzülme” yerine ne söyleyebiliriz? Çocuk sınavdan düşük not aldığında: “Üzülme, bir dahaki sefere yaparsın.” yerine: “Bu sonuç seni hayal kırıklığına uğratmış gibi görünüyor. İstersen önce nasıl hissettiğini konuşalım, sonra ne yapabileceğimize bakarız.” Çocuk arkadaşının doğum gününe çağrılmadığında: “Boş ver, zaten onlar senin arkadaşın değil.” yerine: “Çağrılmamak canını acıtmış olabilir. İstersen bana anlatabilirsin.” Çocuk korktuğunda: “Korkacak hiçbir şey yok.” yerine: “Şu anda korktuğunu görüyorum. Yanındayım.” Çünkü bazen çocuğun ihtiyacı gerçekten bir çözüm değildir. Önce anlaşılmaktır.

Peki çocuk neden “Bir şey yok” demeye başlayabilir? Her “Bir şey yok” cümlesinin altında bastırılmış bir duygu olduğunu söylemek doğru olmaz. Çocuk bazen gerçekten konuşmak istemiyor olabilir. Bazen mahremiyetine ihtiyaç duyabilir. Bazen yaşadığı şeyi nasıl anlatacağını bilemeyebilir. Ancak çocuk duygularını paylaştığında tekrar tekrar küçümseniyor, geçiştiriliyor veya hemen nasihatlerle karşılaşıyorsa, zaman içinde duygularını paylaşma konusunda daha isteksiz hale gelmesi mümkün olabilir. Çünkü çocuk yalnızca: “Ne hissediyorum?” sorusunu değil, bir süre sonra: “Bunu söylersem bana ne olacak?” sorusunu da öğrenebilir.

2025 ve 2026 yıllarında yayımlanan iki kapsamlı meta-analiz, ebeveynlerin çocukların duygularına verdikleri destekleyici ve destekleyici olmayan tepkiler ile çocuk ve ergenlerdeki içe yönelim sorunları arasında farklı yönlerde ilişkiler bulunduğunu gösteriyor. Ancak sonuçlar, bütün ebeveyn tepkilerinin aynı etkiye sahip olmadığını ve yaş, duygu türü ve sosyokültürel bağlam gibi değişkenlerin bu ilişkileri etkileyebildiğini ortaya koyuyor. Bu nedenle tek bir ebeveyn davranışını çocuğun psikolojik gelişiminin doğrudan nedeni olarak görmek doğru değildir. Buradaki amaç ebeveynleri “doğru yapanlar” ve “yanlış yapanlar” diye ayırmak değildir. Çünkü hepimiz bazen yanlış cümleyi kurabiliriz. Bazen çocuğumuz ağlarken sabrımız tükenebilir. Bazen “Abartıyorsun.” diyebiliriz. Bazen “Üzülme.” demek, o anda elimizden gelen tek şey olabilir. Mesele kusursuz ebeveyn olmak değil; fark ettiğimizde ilişkiyi onarabilmektir.

Bazen çocuğa değil, önce kendimize yetişmemiz gerekir. Çocuğun öfkesi karşısında ebeveyn de öfkelenebilir. Çocuğun ağlaması ebeveyni çaresiz hissettirebilir. Çocuğun korkusu, ebeveynin kendi korkularını tetikleyebilir. Bu oldukça insani bir durumdur. Üstelik ebeveynin kendi duygu düzenleme becerileri ile çocuklarına verdikleri ebeveynlik tepkileri arasında da anlamlı ilişkiler bulunmuştur. 53 çalışmayı inceleyen bir meta-analiz, ebeveyn duygu düzenleme becerileri ile ebeveynlik davranışları ve çocukların uyum süreçleri arasında ilişkiler olduğunu göstermiştir.

Bu yüzden bazen çocuğumuza vereceğimiz cevaptan önce kendimize küçük bir soru sormak işe yarayabilir: “Şu anda çocuğumun duygusunu mu değiştirmeye çalışıyorum, yoksa onu anlamaya mı çalışıyorum?” Belki de ebeveynliğin en zor taraflarından biri budur: Çocuğumuzun acısını hemen ortadan kaldıramamak. Onun yerine yanında kalabilmek. Çocuğun bütün duygularını taşıyamayız. Ama yanında durabiliriz. Çocuğumuzun hayatındaki bütün hayal kırıklıklarını önleyemeyiz. Arkadaşlarının her zaman onu seçmesini sağlayamayız. Her sınavdan yüksek not almasını garanti edemeyiz. Hiç korkmamasını, hiç üzülmemesini veya hiç öfkelenmemesini sağlayamayız. Zaten sağlıklı gelişim, bütün zor duyguların yok edilmesi anlamına gelmez. Asıl mesele, çocuk zor bir duyguyla karşılaştığında onu yaşayabileceği güvenli bir ilişki alanının bulunmasıdır.

Çocukların bizden her zaman kusursuz bir ebeveyn beklediğini düşünmek yerine, duygularını paylaşabilecekleri ve zorlandıklarında destek bulabilecekleri bir ilişki kurmanın önemini hatırlayabiliriz. Belki çocukların bilmeye en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri şudur: “Ne hissedersem hissedeyim, bunu anlatabileceğim biri var.” Çünkü çocuğumuzun bütün acılarını ortadan kaldıramayız. Ama acı çektiğinde yalnız kalmamasını sağlayabiliriz. Ve belki de güvenli ebeveynlik tam olarak budur: Çocuğun hiç üzülmemesini sağlamak değil; üzüldüğünde eve gelebileceği bir yer olmaktır.

Gözde Vicdan Ünüvar Gerez
Gözde Vicdan Ünüvar Gerez
Gözde Vicdan Ünüvar Gerez, psikoloji lisansının ardından aile ve evlilik danışmanlığı alanında yüksek lisans yaparak uzmanlaşmıştır. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ekolü üzerine çalışmalarına devam eden yazar, gelişim psikolojisine olan ilgisiyle ebeveyn-çocuk ilişkileri üzerine yoğunlaşmaktadır. Ebeveynler ve çocuklarla yürüttüğü danışmanlık süreçlerinde aile içi iletişimi güçlendirmeyi ve çocukların sağlıklı gelişimlerini desteklemeyi amaçlamaktadır. Kaleme aldığı yazılarında ebeveynlere yol göstererek, çocukların ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılmasına ve aile bağlarının güçlenmesine katkı sağlamayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar