Salı, Eylül 22, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Benimki Bir Şey Değil: Kendi Acımızı Neden Küçümsüyoruz?

“Benden daha kötü şeyler yaşayanlar var.” “Aslında o kadar da önemli değildi.” “Ben biraz fazla hassasım galiba.” Hepimiz bu cümleleri kurmuşuzdur. Başımıza gelen bir şeyi anlatırken, karşımızdaki daha tek kelime etmeden kendi yaşadığımızı küçümsediğimiz zamanlar olur. Ağırlığını anlatmak yerine hemen bir açıklama buluruz. Sanki bir şeyin bizi incitebilmesi için yeterince büyük, yeterince ciddi, başkalarının da “evet, bu gerçekten kötü” diyeceği kadar görünür olması gerekiyormuş gibi. Oysa acının bir sıralaması yok. Başkasının yaşadığı daha ağır olabilir evet ama bu bizim yaşadığımızın canımızı yakmadığı anlamına gelmez. Bunu bilmek kolay. Zor olan, buna göre davranabilmek.

“Daha Kötüsü Var” Dediğimizde

Kendi yaşadıklarımızı değerlendirirken en çok başvurduğumuz yol karşılaştırmadır. “Ailemde de sorunlar vardı ama en azından şiddet yoktu.” “İlişkim kötüydü ama bana hiç bağırmadı.” “Çocukluğum harika değildi ama kimsenin çocukluğu kolay değil.” Bu cümlelerde ortak bir nokta var aslına bakarsanız. Yaşananı anlamaya çalışmıyoruz, onu daha katlanılır bir yere koymaya çalışıyoruz. Elbette her zor deneyim aynı değil. Ama bir olayın bizde bıraktığı iz, dışarıdan ne kadar büyük göründüğüne bağlı değildir. Aynı şey iki insanda çok farklı izler bırakabilir. Bu yüzden “Ne oldu?” sorusu tek başına yetmez, “Bu bende nereye dokundu?” diye de sormak gerekir bazen. Belki uzun zamandır kendimize yanlış soruyu soruyoruzdur. “Bunun üzülmeye değer bir tarafı var mı?” yerine “Ben bunun içinde ne yaşadım?” diye sormak çok daha anlaşılır bir yerden olabilir.

Bize Söylenenler Zamanla İçimizden Konuşmaya Başlar

Duygularımızı küçümsemeyi genellikle kendi kendimize öğrenmeyiz. Çocukken duygularımıza nasıl karşılık verildiği, onlara büyüdüğümüzde nasıl bakacağımızı da etkiler. Korktuğunda “Korkacak ne var?”, ağladığında “Abartma”, kızdığında “Böyle davranılmaz” cümlelerini duyan bir çocuk yalnızca o anki tepkiyi almaz. Kendi duygusuyla nasıl ilişki kuracağını da öğrenir. Krause ve arkadaşlarının (2003) 127 genç yetişkinle yaptığı çalışmanın bulguları da bu yöndeydi: Çocukken duygularının küçümsendiğini, cezalandırıldığını ya da anne babasının sıkıntısıyla karşılandığını hatırlayanlar, yetişkinlikte duygularını bastırma ve onlardan kaçma eğilimi gösteriyordu. Çocukluktaki bu deneyim yetişkinlikteki depresyon ve kaygı belirtileri ile büyük ölçüde ilişkiliydi. Sonra bir gün, dışarıdan duyduğumuz cümleler içimizden gelmeye başlıyor: “Üzülme.” “Büyütme.” “Güçlü ol.” “Bunda ağlanacak ne var?” Bunun en zorlayan yanı da bu bence. Artık bize bunu söyleyen birine ihtiyaç kalmıyor. Çünkü biz zaten kendi kendimizi susturmayı öğrenmiş oluyoruz.

Acıyı Kabul Etmek Onu Büyütmek Değildir

Yaşadığımızın bizi etkilediğini kabul etmek bazen yanlış yorumlanıyor, sanki olayı olduğundan büyük göstermek gibi. Halbuki etkiyi kabul etmek dramatize etmek demek değil. Bir şeyin bizi üzmüş olması onu dünyanın en kötü deneyimi yapmaz. Bir ilişkide incinmiş olmak, karşıdakini kötü biri ilan etmeyi gerektirmez. Çocuklukta karşılanmamış bir ihtiyacımız olduğunu fark etmek, geçmişte herkesi suçlamak anlamına gelmez. Bazen tek yapmamız gereken şu cümleyi kurmak: “Evet, bu benim için zordu.” Bunda ne abartı var ne de suçlama. Sadece kabul ediyoruz aslında.

Kendimizi Geçersiz Saymayı Ne Zaman Öğrendik?

Burada “kendini geçersizleştirme” dediğimiz şey devreye giriyor. Kişi başkalarının duygularını anlamadığını düşünüyor başlangıçta. Zaman geçtikçe kendi duygularına da çarpık bir bakış açısı ile yaklaşıyor. Duygularına yanlış, gereksiz ya da aşırı gözüyle bakmaya başlıyor. Zielinski ve Veilleux (2018), o güne kadarki ölçeklerin çoğunun çocukluktaki geçersizleştirmeye odaklandığını görerek kişinin şu an algıladığı duygu geçersizleştirmesini ölçen bir ölçek geliştirdi. Bu ölçekte yüksek puan alanlar daha fazla duygu düzenleme güçlüğü ve duygusal sıkıntı bildiriyordu. Bae ve arkadaşlarının (2026) Güney Kore’de 1.242 üniversite öğrencisiyle yaptığı bir ağ analizi çalışması da, çocuklukta yaşanan duygusal ve fiziksel ihmal ile cinsel istismarın yetişkinlikteki depresyon ve kaygı belirtileriyle bağlantısında bir belirleyici olarak öne çıkıyor. Yani mesele yalnızca geçmişte ne yaşandığı değil, duygularımızın bugün nasıl karşılandığını düşündüğümüz de önemli görünüyor. Buradan çocukken duyguları küçümsenen herkes ileride bir sorun yaşayacak gibi bir sonuç çıkaramayız elbette. İnsanın gelişimini tek bir deneyimle açıklayamayız. Ama duyguların uzun süre anlaşılmadığı ya da kabul görmediği bir ortam, kişinin kendi iç dünyasına nasıl yaklaşacağını şekillendirebilir. Belki de bu yüzden bazı insanlar üzgün olduklarında bile bunu söylemekte zorlanıyor. Önce üzgün olmaya hakları olduğunu kanıtlamaları gerektiğini sanıyorlar.

“Haklı mıyım?” Yerine “Ne Hissediyorum?”

Kendi acımızı küçümserken çoğu zaman içimizde bir mahkeme kuruyoruz. “Buna üzülmeye hakkım var mı?” “Fazla mı tepki veriyorum?” “Hâlâ bunu düşünüyor olmam normal mi?” “Başkası olsa çoktan unutmuştu.” Halbuki bir duygunun var olmak için onay alması gerekmez. Duyguların olayların nesnel gerçeğini her zaman yansıtmadığı doğrudur evet. Kaygılı olmak tehlikede olduğumuz anlamına gelmez, öfkeli olmak karşımızdakinin haksız olduğunu kanıtlamaz. Ama bir duygunun tek başına kanıt olmaması, onu yok saymamız gerektiği anlamına da gelmiyor. Duygu önce fark edilmesi gereken bir deneyim. Sonra anlayabilir, sorgulayabilir ve düzenleyebiliriz. O yüzden ilk sorumuz “Haklı mıyım?” değil, “Şu an ne hissediyorum?” olmalı.

Acının Ölçüsü Başkasının Acısı Değil

Kendi acımızı küçümsemek bazen bize güçlü olduğumuzu hissettirebilir. “O kadar şeyin üstesinden geldim.” “Bunlar beni etkilemez.” Ama güçlü olmak, hiçbir şeyden etkilenmemek demek değildir aslında. İncindiği hâlde hayatına devam edebilmek ile incindiğini kabul etmemek aynı şeyler değildir. Gerçek dayanıklılık “Bana bir şey oldu ve bıraktığı izi görebiliyorum” diyebilmektir bazen de. İyileşmek için yaşadığımızı küçümsememiz gerekmiyor. Ona doğru yerden bakabilmemiz yeterli: olduğundan büyük değil, küçük de değil, tam olduğu kadar. Bir dahaki sefere “Benimki bir şey değil” demeyi aklımızdan geçirdiğimizde, durup biraz düşünüp kendimize şunu sorabiliriz: “Bir şey olması için daha ne yaşamam gerekirdi?” Bu sorunun cevabı, kendi acımızı yıllardır neden başkalarınınkiyle ölçtüğümüzü anlamanın ilk adımı olabilir.

Kaynakça

  • Kaynakça
  • Bae, H., Yim, M., Kim, G., & Hur, J.-W. (2026). From childhood maltreatment to depression and anxiety: A network approach focusing on perceived emotional invalidation. BMC Psychology, 14(1), 560. https://doi.org/10.1186/s40359-026-04075-7
  • Krause, E. D., Mendelson, T., & Lynch, T. R. (2003). Childhood emotional invalidation and adult psychological distress: The mediating role of emotional inhibition. Child Abuse & Neglect, 27(2), 199–213. https://doi.org/10.1016/S0145-2134(02)00536-7
  • Zielinski, M. J., & Veilleux, J. C. (2018). The Perceived Invalidation of Emotion Scale (PIES): Development and psychometric properties of a novel measure of current emotion invalidation. Psychological Assessment, 30(11), 1454–1467. https://doi.org/10.1037/pas0000584
Hazal Örücü
Hazal Örücü
Merhaba, ben Hazal. Bartın Üniversitesi Psikoloji Bölümü 4. sınıf öğrencisiyim. Eğitim sürecimde teorik bilginin yanı sıra saha deneyimine de önem vererek özel eğitim, erken çocukluk ve psikolojik gözlem alanlarında çeşitli stajlar gerçekleştirdim. Aynı zamanda TÜBİTAK destekli bir araştırma projesinde bursiyer öğrenci olarak görev almaktayım. Özellikle psikopatoloji ve klinik gözlem alanlarıyla ilgileniyor; psikoloji alanındaki güncel ve güvenilir bilgileri herkesin anlayabileceği bir dille aktarmayı amaçlıyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar