Salı, Eylül 8, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Beğenilerin Gölgesinde Büyüyen Çocuklar: Sharenting Çağında Ebeveyn Olmak

Beğenilerin Gölgesinde Büyüyen Çocuklar: Sharenting Çağında Ebeveyn Olmak

Sosyal medyanın hayatımızın tam merkezine kurulduğu bu çağda, klasik aile yapısı ve ebeveynlik pratiklerinin de sessiz sedasız kabuk değiştirdiğine şahit oluyoruz. Çocukların ilk adımı, ilk gülüşü ya da o tatlı komik anları artık sararmış aile albümlerinde saklanmıyor; tek bir tıkla binlerce yabancının ekranına aktarılıyor. Literatürde “share” (paylaşmak) ve “parenting” (ebeveynlik) kelimelerinin birleşiminden türetilen “sharenting” kavramı, ebeveynlerin çocuklarına ait fotoğraf, video ve en özel bilgileri dijital evrende düzenli ve yoğun şekilde sergilemesi durumunu ifade ediyor (Brosch, 2016; Steinberg, 2017). Zaman zaman kontrolden çıkarak “over-sharenting” yani aşırı paylaşıma dönüşen bu durum, genellikle masum bir belgeleme arzusuyla başlasa da arka planında ebeveyn psikolojisinden çocuk gelişimine kadar uzanan son derece karmaşık bir ağ barındırıyor (Türker & Bahçeci, 2025).

Görünme Arzusu mu, Duygusal Bağ mı? Paylaşmanın Arka Planı

Peki, ebeveynleri çocuklarının her anını bir vitrine koyar gibi sergilemeye iten asıl motivasyon ne? Bu sorunun yanıtını aradığımızda, karşımıza hem içsel hem de dışsal psikolojik dinamikler çıkıyor. İşin içsel boyutunda; çocuğun büyüme yolculuğunu ölümsüzleştirme, dijital bir anı albümü oluşturma, uzaktaki aile bireyleriyle o sıcak bağı koruma ve ebeveynlik yalnızlığını bir nebze olsun kırma ihtiyacı yatıyor.

Ancak madalyonun diğer yüzünü çevirdiğimizde, dijital dünyanın beslediği o güçlü “sosyal onay” arzusuyla yüzleşiyoruz. Beğeni butonları, onaylayan yorumlar ve “ne mükemmel bir ebeveyn” algısı yaratma çabası, ebeveynleri farkında olmadan bir tür izlenim yönetimi (impression management) sürecine sürüklüyor (Steinberg, 2017). Özellikle sosyal medyada “instamom”, “instadad” ya da influencer olarak varlık gösteren hesaplarda bu durum; sponsorluklar, reklam gelirleri ve mikro-şöhret arayışı gibi tamamen ticari bir boyuta da taşınabiliyor (Brosch, 2016).

Masum Bir Paylaşım mı Yoksa Hak İhlali mi?

Uygulamalı psikoloji ve çocuk gelişimi penceresinden baktığımızda sharenting; ebeveynin anı biriktirme arzusu ile çocuğun mahremiyet ve özerklik hakkı arasında keskin bir gerilim doğuruyor. Bizler iyi niyetle ekran başına geçtiğimizi düşünsek de henüz kendi kararlarını veremeyen çocuklarımız adına devasa bir dijital ayak izi inşa ediyoruz. Bu durum yalnızca basit bir fotoğraf paylaşımı değil; Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK), özel hayatın gizliliği ve Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan temel hakların da açık bir ihlali anlamına geliyor (Türker & Bahçeci, 2025).

Daha da önemlisi, bu paylaşımların çocukların fiziksel ve psikolojik güvenliklerini doğrudan tehdit ettiği gerçeğidir. Çocuğun okulu, konumu ya da banyo ve uyku gibi en mahrem anlarının paylaşılması; onları siber zorbalıktan kötü niyetli odaklara, fotoğrafların karanlık mecralara sızmasından “dijital kaçırma” vakalarına kadar pek çok tehlikeye açık hale getiriyor (Türker & Bahçeci, 2025). Büyüme çağındaki çocuklar ebeveynlerinin bu tutumuna farklı tepkiler verebilir; kimi bunu doğal karşılasa da büyük bir kısmı—özellikle hassas veya utanç verici anları sergilendiğinde—derin bir rahatsızlık, öfke ve utanç hissediyor (Steinberg, 2017). Kendi dijital kimliğini ve sınırlarını çizmeye çalışan bir ergen için, ebeveyninin geçmişte bıraktığı ve silinmesi neredeyse imkânsız olan bu dijital miras, onun özerkliğine ve “unutulma hakkına” indirilmiş ağır bir darbeden farksızlaşıyor.

Dijital Beğeniler mi, Çocuğunuzun Geleceği mi?

Özetle ebeveynler olarak bazen anlık bir duygusal tatmin ve sosyal onay uğruna, çocuklarımızın gelecekteki haklarını ve beden özerkliklerini gölgede bırakabiliyoruz. Birçok kişi siber güvenlik kavramına kulak kabartsa da bu durumun çocuğun ruhsal yapısı ve kimlik gelişimi üzerindeki o sessiz, uzun vadeli yıkımını göz ardı edebiliyor.

Oysa artık ekrandaki “beğeni” sayılarını bir kenara bırakıp “farkındalıklı (mindful) sharenting” yaklaşımına geçmek zorundayız. Çocuğumuzla geçirdiğimiz anın tadını dijital dünyanın gözleri önünde değil, birebir bağ kurarak çıkarmak; paylaşım yapmadan önce onun yaşına uygun şekilde fikrini alıp sınırlarına saygı duymak ve mahrem içerikleri kesinlikle internete sızdırmamak, bir çocuğa verilebilecek en güvenli ve sağlıklı ebeveyn armağanıdır.

Kaynakça

  • Kaynakça
  • Brosch, A. (2016). When the child is the news: Social media and sharenting. Journal of Education Culture and Society, 7(1), 225-235.
  • Steinberg, S. B. (2017). Sharenting: Children's privacy rights and the rise of the digital parent. Emory Law Journal, 66(4), 839-884.
  • Türker, A., & Bahçeci, F. (2025). Sharenting (Paylaşan ebeveynlik): Nedenleri, çocuk hakları ve riskleri açısından bir inceleme. Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 23(1), 303-316.
Hakime Zehra Şentürk
Hakime Zehra Şentürk
Hakime Zehra Şentürk, 4. sınıf psikoloji öğrencisi olarak akademik ve uygulamalı psikoloji alanlarında deneyim kazanmaktadır. Pozitif psikoloji, çocuk ve ergen psikolojisi ile kriz müdahalesi konularına özel ilgi göstermektedir. Erasmus programı kapsamında uluslararası deneyim edinmiş ve devlet hastanesinde staj yaparak klinik süreçler hakkında pratik bilgi sahibi olmuştur. Hem İngilizce hem Türkçe akademik makale yazabilen Şentürk, psikolojiye dair içerikleri erişilebilir ve anlaşılır biçimde sunmayı amaçlamaktadır. Hatay’daki depremzede gençlerin iyi oluşunu artırmayı hedefleyen müdahale programlarında fasilitatör olarak görev almıştır. Misyonu, bireylerin ruh sağlığını güçlendirecek bilgi ve projeleri yaygınlaştırmaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar