Cuma, Ekim 2, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kapıyı Kilitlediniz mi, Yoksa Öyle mi Hatırlıyorsunuz?

Sabah evden çıkarken kapıyı iki kere kilitlediniz mi, yoksa anahtarı çevirdiğinizi sadece “varsayıyor” musunuz?

Muhtemelen çoğumuz gün içinde onlarca eylemi tam olarak bu şekilde yapıyoruz. İnsan beyni inanılmaz bir işlemci ama aynı zamanda iflah olmaz bir enerji cimrisi. Rutin hale gelen her şeyi bir an önce arka plana, yani zihnin otopilotuna devretmek istiyor. Gündelik hayatta hayat kurtaran, bize mental alan açan bu mekanizma; işin içine yüksek sorumluluk, kritik kararlar ya da kriz anları girdiğinde bambaşka bir şeye dönüşüyor: Otomasyon Rehaveti (Automation Complacency).

Havacılık psikolojisinde en çok kafa yorduğumuz meselelerden biri tam olarak budur. Modern bir uçakta sistemler o kadar pürüzsüz çalışır ki, insan faktörü yavaş yavaş “aktif izleyici” olmaktan çıkıp “pasif gözlemciye” evrilir. Uçuş yönetim sistemi (FMS) rotayı tutuyordur, göstergeler yeşildir, motor sesleri stabildir. Beyin konfor alanına çekilir. Tam da o anda, ekrandaki ufacık bir irtifa sapması ya da hız göstergesindeki bir anormallik saniyelerce fark edilmez. Çünkü zihin artık gerçeği değil, olması gerekeni görmeye programlanmıştır.

İşin can alıcı kısmı şu: Bunun için üniforma giyip lövyenin başına geçmenize gerek yok.

  • Her gün geçtiğiniz o tanıdık kavşakta “nasılsa kimse çıkmaz” diyerek yola kafayı çevirmeden girmek,
  • Yıllardır yazdığınız bir raporda ya da kodda en bariz mantık hatasını gözünüzün önünde olduğu halde atlamak,
  • En yakın arkadaşınız konuşurken onu gerçekten duymak yerine kafanızdaki hazır kalıplarla onaylayıp geçmek…

Bunların hepsi aynı bilişsel zaafiyetin gündelik izdüşümleri. Sistem işlediği sürece sorun yokmuş gibi gelir. Fakat beklenmedik bir arıza, anlık bir kriz patlak verdiğinde otopilottan manuel kumandaya geçmek sandığımız kadar tereyağından kıl çeker gibi olmuyor.

İşte o kırılma anında devreye tünel algısı (cognitive tunneling) giriyor. Beyin, alıştığı şablon bozulunca büyük resmi bir anda kaybediyor. Bütünsel durumsal farkındalık dağılıyor ve kişi tablonun tamamını toparlamak yerine tek bir göstergeye, tek bir arıza lambasına ya da tek bir olumsuz düşünceye kilitlenip kalıyor. Panik başladığında zihinsel kapasite daralıyor, karar alma mekanizması kilitleniyor.

Peki ne yapacağız?

Beynimizi rutinlerden tamamen arındırmak ne mümkün ne de mantıklı. Ama kritik kavşaklarda o bilişsel uyuşukluğu kırmak için kokpitte de hayatın içinde de işe yarayan birkaç temel prensip var:

  1. Sözel Teyit (Point-and-Call): Japon demiryollarının kaza oranlarını inanılmaz derecede düşüren o meşhur yöntem. Bir şeyi sadece göz ucuyla kontrol etmek yerine parmağınızla gösterip sesli söylemek. “Ocağı kapattım”, “Mailin ekini ekledim”, “Veriyi kontrol ettim”. Sesli teyit, beyni arka plandaki otopilottan zorla çıkarıp prefrontal korteksi (bilinçli karar merkezini) masaya oturtur.
  2. Kasıtlı Şüphecilik: İşler fazla pürüzsüz gittiğinde kendinize o basit soruyu sorun: “Şu an bir şeyler ters gidiyor olsaydı, bunu ilk nereden anlardım?” Bu soru, rehavete kapılan dikkati bir anda yeniden göstergelere ve çevreye kilitler.
  3. Rutinin Ritmine Çomak Sokmak: Beyin öngörülebilirliği sever ama rehaveti de oradan besler. Çalışma masanızın düzenini ufakça değiştirmek, her gün yürüdüğünüz sokaktan değil bir arka sokaktan geçmek ya da kontrol listenizi tersten taramak gibi mikro değişiklikler, zihnin çevreye karşı uyanıklığını taze tutar.

Teknoloji, kurallar ve alışkanlıklar hayatı kolaylaştırmak için harika yardımcılar. Ama nihayetinde kontrol koltuğunda oturan hâlâ bizim algımız ve dikkatimiz. Zihnin otopilotu yolu rahatlatabilir; fakat seyir defterini ve kumandayı hiçbir zaman tamamen ona bırakmamak şartıyla.

Göktuğ Eker
Göktuğ Eker
Benim için psikoloji sadece akademik bir alan değil; çocukluk hayalim olan havacılıkla, yani pilotluk yolculuğumdaki o tavizsiz kokpit disipliniyle insan ruhunu birleştirdiğim bir keşif süreci. Gökyüzüne olan tutkumu varoluşçu psikoloji ve insan faktörü ekseninde anlamlandırırken, özellikle yüksek stres altındaki zihnimizin sergilediği o karmaşık ama büyüleyici yapıya odaklanıyorum. ​Akademik heyecanımı sahaya taşımayı seviyorum; bu yüzden çocuk istismarıyla mücadele eden UCIM bünyesinde gönüllü çalışmalar yürütmek, bu yolculuğun benim için en kıymetli duraklarından biri. Yeni kültürleri ve coğrafyaları tanıma merakım ise sadece yeni yerler görmek değil; her yeni insanda doğamıza dair farklı bir satır arası okumak demek. Psychology Times ve UçanBlog’da kaleme aldığım yazılarla, disiplinlerarası bu serüvenime sizleri de ortak etmekten mutluluk duyuyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar