Son zamanların popüler yaz dizisi Daha 17, özellikle gençlerin ilgisini çekerken dizinin ana hikâyesi de hafızamızla ve ona ne kadar güvenebileceğimizle ilgili sorular sordurttu. Dizinin ana karakterlerinden Teoman, yıllar önce ailesini bir kazada kaybediyor ve hayatta kalan tek abisinden koparılıp başka bir aile tarafından evlatlık ediniliyor. Bu aile, Teoman’ın kendilerini kabul etmesi için bir psikoloğun da yardımıyla ona bütün geçmişini ve gerçek ailesini unutturuyor. Peki, bu gerçekten mümkün mü ya da ne ölçüde mümkün? Şimdi, dizideki gerçekten olabilecek kısımları da pek de mümkün olmayan kurguları da yanımıza alıp hafızayı biraz olsun tanımaya çalışacağız.
Sahte Anı (False Memory)
Okulda öğrendiğim konulardan belki de en çok dikkatimi çeken ve beni araştırmaya iten başlık, sahte anı meselesiydi. Dersler aracılığıyla tanıdığım Elizabeth Loftus, bu konu hakkında önemli araştırmalar yapmış bir psikolog. Loftus, anılarımızın sürekli birbirine müdahale ederek birbirlerini bozduğunu söyler (Loftus ve Pickrell, 1995). Bu fikir, zaman içinde çeşitli deneylerle destekleniyor. Bahsedeceğim ilk deneyde, katılımcılara çeşitli detaylar içeren karmaşık olaylar izletiliyor. Ardından, katılımcıların yalnızca bir kısmına olayla ilgili bir bilgilendirme metni veriliyor. Ancak bu metin, tamamen doğru bilgilerden oluşmuyor. Örneğin, kalabalık bir şehir meydanında işlenen bir cinayeti izleyen gruba verilen metinde, olayda kritik rol oynayan mavi araç, beyaz araç şeklinde hatırlatılıyor. Bu katılımcıların ilerleyen aşamada verilen yanlış bilgiyi sanki kendileri tanık olmuş gibi hatırladıkları görülüyor. Yanlış bilgilendirmeye maruz kalmayan katılımcıların ise olayı çok daha doğru şekilde hatırladığı gözlemleniyor (Loftus ve Pickrell, 1995). Deneyin sonuçlarına bakınca, hafızamıza ne kadar güvenebileceğimizle ilgili kafamızda soru işaretleri oluşuyor.
Peki, bizzat yaşadığımız olaylarla ilgili bir deney yapılsa sonuç nasıl olurdu? Bunu ölçmek için yapılan deneyde, katılımcıların yanı sıra onların güvenebileceği aile üyeleri de deneyin bir parçası, ancak işbirlikçi olarak. Her katılımcı için işbirlikçilere danışılarak birer kitapçık hazırlanıyor ve bu kitapçıklar katılımcıların çocukken yaşadığı dört anıdan oluşuyor. Bu anılardan üç tanesi gerçekten katılımcılar tarafından yaşanmış ancak “alışveriş merkezinde kaybolma” anısı deney için kurgulanmış bir metin. Sahte anı her zaman kitapçıkta üçüncü sırada yer alıyor ve yazılan gerçek anılar için de belli kurallar var. Anıların 4-6 yaş arasında yaşanmış olması gerekiyor ve kolayca hatırlanacak ya da hatırlanınca acı verecek travmatik olaylar olmaması gerekiyor. Sahte anı için katılımcının çocukken daha çok kimle hangi alışveriş merkezine gittiği bilgileri alınıyor. O yaşlarda gerçekten böyle bir olay yaşamadığına da emin olunuyor. Kitapçıkta anılar çok kısa ve kabaca anlatılıyor ve onlardan belli aralıklarla hatırladıklarını anlatmaları isteniyor. Hatırlamıyorlarsa hatırlamıyorum deme hakkı da veriliyor. Bu deneyden de hafızamıza her zaman güvenemeyeceğimiz sonucu çıkıyor. Katılımcıların %25’i sahte anıyı kısmen veya tamamen hatırladığını söylüyor. Bu anılardan birinin uydurma olduğu söylendiğinde bile kabullenmekte zorlananlar oluyor (Loftus ve Pickrell, 1995).
Bastırılmış Anılar ve Psikoterapi
Günümüzde bastırılmış travmanın gün yüzüne çıkarılması konusu oldukça popüler. Otgaar ve arkadaşları (2019), yıllar içinde yapılan araştırmaları birleştirerek, psikoterapistlerin yaklaşık %70’inin travmatik anıların tamamen bilinçdışına itilip yıllar sonra geri çağrılabileceğine inandığını ortaya koymuştur. Ancak buradaki tehlike şudur: Bir psikoterapist yönlendirici müdahalelerle danışanın zihninde sahte bir anı oluşturabilir (Otgaar ve ark., 2019). Bu mesele zaman zaman hukuki boyuta da taşınmış ve ne kadar yıkıcı sonuçları olabileceğini kanıtlamıştır. Mahkemeye de yansımış bir vakada, bir danışan, terapistinden aldığı yönlendirici telkinler ve terapistinin bastırılmış travmaya işaret etmesi sonucunda babasının kendisine cinsel istismarda bulunduğunu hatırlamaya başlamıştır. Bu olay mahkemeye taşındıktan sonra bilirkişilerin ve bellek uzmanlarının değerlendirmesi sonucu anının sahte olduğu ortaya çıkmıştır (Otgaar ve ark., 2022).
Sonuç
Artık belleğimizin geçmişi kusursuz kaydeden bir kayıt cihazı olmadığını ve psikoterapi süreçlerinin hassas olduğunu biliyoruz. Yönlendirici telkinlerden kaçınmak ve belleğin yeniden yapılandırılabilir yapısını anlamak en önemli noktalardan biri. Hatırladığımız bazı anılardan da belki de hiçbir zaman emin olamayacağız ama belleği bu kadar büyüleyici yapan şeylerden biri de bu.
Kaynakça
- Loftus, E. F., & Pickrell, J. E. (1995). The formation of false memories. Psychiatric Annals, 25(12), 720–725. https://doi.org/10.3928/0048-5713-19951201-07
- Otgaar, H., Howe, M. L., Patihis, L., Merckelbach, H., Lynn, S. J., Lilienfeld, S. O., & Loftus, E. F. (2019). The return of the repressed: The persistent and problematic claims of long-forgotten trauma. Perspectives on Psychological Science, 14(6), 1072–1095. https://doi.org/10.1177/1745691619862306
- Otgaar, H., Curci, A., Mangiulli, I., Battista, F., Rizzotti, E., & Sartori, G. (2022). A court ruled case on therapy‐induced false memories. Journal of Forensic Sciences, 67(5), 2122–2129.


