Çocuklukta Duyduğumuz Cümleler Yetişkinliğimizi Nasıl Yönetiyor?
“Bir çocuğun dünyası, kendisine söylenen kelimelerle sessizce şekillenir. O kelimeler yıllar sonra bile içimizde konuşmaya devam edebilir.”
Hiç kendinizi hata yapmaktan gereğinden fazla korkarken, herkesi memnun etmeye çalışırken ya da sürekli yeterli olmadığınızı düşünürken yakaladınız mı? Belki de bu düşünceler yalnızca bugünün ürünü değildir. Belki de yıllar önce çocuklukta duyduğunuz birkaç cümle, bugün hâlâ zihninizde yaşamaya devam ediyordur.
Bir insanın kişiliği yalnızca yaşadığı büyük olaylarla değil, çoğu zaman sıradan görünen günlük cümlelerle de şekillenir. Çocukluk döneminde ebeveynlerden, öğretmenlerden ya da bakım veren kişilerden sıkça duyulan ifadeler; zamanla bireyin kendisini, diğer insanları ve dünyayı algılama biçiminin temel taşlarını oluşturur. Psikoloji alanında yapılan çalışmalar, çocukluk döneminde bakım verenlerle kurulan ilişkinin bireyin benlik algısını, duygu düzenleme becerilerini ve kişilerarası ilişkilerini yaşam boyu etkileyebildiğini göstermektedir (Bowlby, 1988). Çocuklar yalnızca ebeveynlerinin söylediklerini duymaz; aynı zamanda bu sözlerden kendileri hakkında çeşitli sonuçlar çıkarırlar. “Ben değerliyim.”, “Ben yetersizim.”, “Sevilmek için kusursuz olmalıyım.” gibi temel inançlar çoğu zaman bu erken yaşantılar sırasında oluşmaya başlar (Beck, 1979).
Elbette tek bir cümle bir insanın kaderini belirlemez. Ancak tekrar eden mesajlar zaman içinde bireyin iç sesi hâline gelebilir.
“Ağlama, güçlü ol.”
Belki de birçok çocuğun en sık duyduğu cümlelerden biri budur. İlk bakışta cesaret vermeyi amaçlıyor gibi görünse de “Ağlama.” mesajı sık tekrarlandığında çocuğa duygularının kabul edilmediği mesajını verebilir. Çocuk zamanla üzülmenin, korkmanın ya da yardım istemenin zayıflık göstergesi olduğuna inanabilir.
Yetişkinlikte bu kişiler, duygularını ifade etmekte güçlük çeken, yardım istemekte zorlanan ve sürekli güçlü görünmeye çalışan bireyler hâline gelebilirler. İçten içe yoğun kaygı veya üzüntü yaşamalarına rağmen “iyiymiş” gibi davranmayı tercih ederler. Araştırmalar, duyguların sürekli bastırılmasının psikolojik iyi oluşu olumsuz etkileyebileceğini ve stres düzeyini artırabileceğini göstermektedir. Güçlü olmak, duyguları yok saymak değil; onları fark edip sağlıklı biçimde ifade edebilmektir.
“El âlem ne der?”
Belki de kültürümüzde en sık duyulan cümlelerden biridir.
Bu cümle yalnızca davranışları değil, zamanla kimliği de şekillendirebilir. Bu ifadeyle büyüyen çocuk, kendi isteklerinden çok başkalarının beklentilerine odaklanmayı öğrenir. Kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atarken çevrenin onayını kazanmayı temel hedef hâline getirebilir.
Yetişkinlikte ise bu durum yoğun bir onay arayışına dönüşebilir. Kişi hayır diyemez, herkesin memnun olmasını ister ve sürekli başkalarının düşüncelerini tahmin etmeye çalışır. Sosyal medyada aldığı beğenilerden iş hayatındaki performans değerlendirmelerine kadar pek çok alanda dış onaya bağımlılık gelişebilir. Aynı zamanda böyle bireyler zamanla “Gerçekten ben ne istiyorum?” sorusunu sormayı unutabilirler. Çoğu zaman kendi seslerini duymakta zorlanırlar; çünkü yıllarca başkalarının sesini kendi iç seslerinin önüne koymuşlardır.
“Sen yapamazsın.”
Bir çocuğun potansiyeline yönelik sürekli olumsuz mesajlar, özgüven gelişimini doğrudan etkileyebilir. Sürekli yetersiz olduğu söylenen çocuk, zamanla gerçekten yetersiz olduğuna inanabilir. Albert Bandura’nın öz yeterlik kuramına göre bireyin başarısını belirleyen en önemli unsurlardan biri, başarabileceğine dair inancıdır (Bandura, 1997). Çocuk sürekli başarısız olacağına inandırıldığında yeni deneyimlerden kaçınmaya başlayabilir. Psikolojide bu durum, bireyin başarabileceği hâlde başarısız olacağını düşünerek çaba göstermemesiyle açıklanan öğrenilmiş çaresizlik kavramıyla ilişkilendirilebilir.
Yetişkinlikte kişi yeni iş fırsatlarından, akademik hedeflerden ya da kişisel gelişim adımlarından kaçınabilir. Başarısız olmaktan o kadar korkar ki denememeyi daha güvenli bulur. Oysa çoğu zaman onu durduran şey gerçek yetersizliği değil, çocuklukta zihnine yerleşmiş olan “Ben yapamam.” inancıdır.
“Kardeşin senden daha başarılı.”
Karşılaştırma, birçok ailede fark edilmeden kullanılan bir disiplin yöntemi olsa da çocuk için derin izler bırakabilir. Bu yöntem kısa vadede motive ediyor gibi görünse de uzun vadede çocukta değersizlik hissini besleyebilir. Sürekli başkalarıyla kıyaslanan çocuk, kendi değerini başarıya ve performansa bağlamaya başlayabilir.
Jeffrey Young’ın Şema Terapi modeline göre çocuklukta sürekli eleştirilmek veya başkalarıyla kıyaslanmak, “kusurluluk”, “başarısızlık” ve “yüksek standartlar” gibi uyumsuz erken dönem şemalarının gelişmesine zemin hazırlayabilir (Young, Klosko & Weishaar, 2003).
Bu durum yetişkinlikte mükemmeliyetçilik olarak ortaya çıkabilir. Kişi yaptığı hiçbir işi yeterli bulmaz, en küçük hatayı bile büyük bir başarısızlık olarak değerlendirir. Sürekli daha iyisini yapmak zorunda hisseder ve başarılarından keyif almak yerine eksiklerine odaklanır. Dışarıdan başarılı görünen birçok kişinin iç dünyasında bitmeyen bir “yeterince iyi değilim” duygusu taşımasının altında çocuklukta yaşanan bu karşılaştırmalar yer alabilir.
“Bizi mahcup etme.”
Bu cümle çocuğa, davranışlarının yalnızca kendisini değil ailesinin değerini de belirlediği mesajını verebilir. Böylece hata yapmak, yalnızca yanlış yapmak değil; sevilen insanları hayal kırıklığına uğratmak anlamına gelir.
Yetişkinlikte bu bireyler yoğun suçluluk duygusu yaşayabilirler. Herkesi memnun etmeye çalışır, sınır koymakta zorlanır ve kendi ihtiyaçlarını geri plana iterler. Başkalarını kırmaktan kaçınırken çoğu zaman kendilerini ihmal ederler. Sağlıklı ilişkilerin temelinde ise karşılıklı saygı kadar sağlıklı sınırlar da bulunur. Sürekli fedakârlık yapmak, güçlü bir ilişki kurmaktan çok duygusal tükenmişliğe yol açabilir.
“Sen uslu çocuksun.”
Toplum tarafından olumlu görülen bu ifade bile bazen beklenmedik sonuçlar doğurabilir.
İlk bakışta olumlu gibi görünen bu ifade bazen çocuğa şu mesajı verebilir:
“Sevilmek için sorun çıkarmamalıyım.”
Eğer “uslu olmak”, duygularını bastırmak, itiraz etmemek ve herkesin istediğini yapmak anlamına geliyorsa çocuk kendi ihtiyaçlarını ifade etmeyi öğrenemez.
Yetişkinlikte bu kişiler çoğu zaman sınır koymakta zorlanırlar. Hayır demek onları suçlu hissettirebilir. İş yerinde fazla sorumluluk üstlenebilir, ilişkilerinde sürekli veren taraf olabilir ve kendi isteklerini dile getirmekte güçlük yaşayabilirler. Çünkü çocuklukta kabul görmek için sessiz kalmayı öğrenmişlerdir.
Çocukluk Cümleleri Kader Değildir
Elbette her çocuk aynı cümleden aynı şekilde etkilenmez. Koruyucu aile ilişkileri, güvenli bağlanma, sosyal destek ve bireysel dayanıklılık gibi birçok faktör bu süreci etkiler. Ancak bilişsel davranışçı yaklaşımın da vurguladığı gibi, erken yaşantılar zamanla temel inançlara dönüşebilir ve bireyin olayları yorumlama biçimini şekillendirebilir.
Sevindirici olan ise beynin yaşam boyu değişebilme kapasitesine sahip olmasıdır. Nöroplastisite sayesinde insanlar, farkındalık geliştirerek eski düşünce kalıplarını yeniden değerlendirebilir ve daha işlevsel inançlar geliştirebilirler. Psikoterapi, öz şefkat çalışmaları ve sağlıklı ilişkiler bu dönüşümde önemli rol oynar.
Belki bugün hâlâ bir karar verirken zihninizde yıllar önce duyduğunuz bir ses yankılanıyor olabilir. Belki hata yapmaktan korktuğunuzda, yardım istemediğinizde ya da herkesi memnun etmeye çalıştığınızda konuşan aslında bugünkü siz değil; çocukluğunuzda kendini korumaya çalışan o küçük çocuktur.
Geçmişi değiştirmek mümkün değildir. Ancak geçmişin bugünü yönetmesine izin vermemek mümkündür. Çocuklukta duyduğumuz cümleler hayat hikâyemizin ilk satırlarını yazabilir; fakat son bölümlerini kaleme alacak olan kişi yine biziz.
Kaynakça
- Bandura, A. (1997). Self-efficacy: The exercise of control. W. H. Freeman.
- Beck, A. T. (1979). Cognitive therapy and the emotional disorders. Penguin Books.
- Beck, J. S. (2011). Cognitive behavior therapy: Basics and beyond (2nd ed.). Guilford Press.
- Bowlby, J. (1988). A secure base: Parent-child attachment and healthy human development. Basic Books.
- Gross, J. J. (1998). The emerging field of emotion regulation: An integrative review. Review of General Psychology, 2(3), 271–299.
- Rogers, C. R. (1961). On becoming a person. Houghton Mifflin.
- Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema therapy: A practitioner's guide. Guilford Press.

