Perşembe, Ağustos 13, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Neden Hep Aynı İnsanlara Âşık Oluyoruz? Tanıdık Olanın Güvenli Gelmesi

Tanıdık Olanın Güvenli Gelmesi

“Ben neden hep aynı tip insanlara âşık oluyorum?”

Romantik ilişkiler üzerine konuşurken sık karşılaşılan sorulardan biri budur. İlişkinin kişileri değişir; ancak yaşanan duygular, çatışmalar ve hayal kırıklıkları birbirine şaşırtıcı derecede benzeyebilir. Bir ilişkide duygusal olarak ulaşılması zor olan bir partner vardır, diğerinde ilişkinin başında yoğun ilgi gösterip sonrasında geri çekilen biri. Bir başka ilişkide ise kişi, karşı tarafın sevgisini kazanabilmek için sürekli daha fazla çaba gösterdiğini fark eder.

Bir süre sonra şu düşünce ortaya çıkar: “Sorun hep karşıma çıkan insanlarda mı, yoksa ben farkında olmadan benzer ilişki dinamiklerini mi seçiyorum?”

Bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Ancak romantik ilişkiler yalnızca bilinçli tercihlerimizden oluşmaz. Geçmiş deneyimlerimiz, kendimiz ve diğer insanlar hakkındaki inançlarımız, yakınlıkla kurduğumuz ilişki ve bağlanma biçimimiz, romantik ilişkilerde neyi güvenli veya çekici bulduğumuzu etkileyebilir.

Dolayısıyla bazen “Ben neden böyle insanlardan hoşlanıyorum?” sorusundan önce “Ben bir ilişkide neyi tanıdık buluyorum?” sorusunu sormak daha açıklayıcı olabilir.

Aşkın İçinde Bağlanma da Vardır

Romantik aşkı yalnızca tutku ve çekim üzerinden değerlendirmek, ilişkinin önemli bir boyutunu gözden kaçırmamıza neden olabilir. Hazan ve Shaver (1987), yetişkin romantik ilişkilerinin bağlanma süreçleriyle ilişkili olabileceğini ileri sürmüş ve bağlanma kuramının romantik ilişkilere uygulanabileceğini göstermiştir.

Bağlanma yaklaşımına göre bireyler yakın ilişkiler içerisinde kendileri ve diğer insanlar hakkında bazı beklentiler geliştirir. Bu beklentiler, kişinin yakınlık kurma, destek isteme, reddedilme ihtimalini değerlendirme ve ilişki içerisindeki güven duygusunu etkileyebilir (Fraley & Shaver, 2000).

Bu durum, çocukluk deneyimlerinin yetişkinlikteki ilişkileri birebir belirlediği anlamına gelmez. İnsan gelişimi tek bir deneyimle açıklanamayacak kadar karmaşıktır. Bununla birlikte geçmiş ilişkiler, kişinin daha sonraki ilişkilerinde bazı örüntüleri nasıl yorumladığı üzerinde etkili olabilir.

Örneğin yakınlığın tutarsız yaşandığı deneyimler yaşamış bir kişi, yetişkinlikte karşı tarafın ilgisindeki küçük değişikliklere daha duyarlı hale gelebilir. Partnerinin mesajına geç cevap vermesi, planın ertelenmesi veya duygusal olarak kısa süreli geri çekilmesi, başka bir kişi için sıradan bir durumken bu kişi için “Benden uzaklaşıyor” şeklinde yorumlanabilir.

Burada belirleyici olan yalnızca olayın kendisi değil, olaya yüklenen anlamdır.

Bazen Çekim Sandığımız Şey Belirsizlik Olabilir

Romantik ilişkilerde belirsizlik ilginç bir psikolojik etki yaratabilir. Whitchurch, Wilson ve Gilbert’in (2011) araştırmasında, romantik ilgisinin ne düzeyde olduğundan emin olunmayan kişilere yönelik çekimin artabildiği görülmüştür. Araştırmada belirsizlik yaşayan katılımcıların karşılarındaki kişiler hakkında daha fazla düşündükleri ve bu düşünsel meşguliyetin çekimle ilişkili olduğu bulunmuştur.

Bu bulgu, “Ulaşılması zor insanlar daha çekicidir” gibi genelleyici bir sonuca götürülmemelidir. Ancak belirsizliğin romantik duygularımızı nasıl etkileyebileceğini anlamak açısından önemlidir.

Çünkü belirsizlik, zihni sürekli cevap aramaya yöneltebilir:

“Benden hoşlanıyor mu?”

“Neden bugün farklı davranıyor?”

“Acaba bir şey mi oldu?”

“Tekrar yazacak mı?”

“Ben ne yaparsam bana daha çok bağlanır?”

Bu soruların sayısı arttıkça kişi, karşısındaki insan hakkında daha fazla düşünmeye başlayabilir. Böylece zihinsel meşguliyet, zaman içerisinde “çok güçlü bir çekim hissediyorum” şeklinde deneyimlenebilir.

Oysa birini sürekli düşünmek ile o kişiyle sağlıklı bir uyuma sahip olmak aynı şey değildir.

Yoğunluk Her Zaman Yakınlık Değildir

İlişkiler söz konusu olduğunda yoğun duyguları çoğu zaman aşkın kanıtı olarak değerlendiriyoruz.

Çok özlemek, sürekli düşünmek, kıskanmak, mesaj beklemek, ilişkinin geleceği hakkında kaygılanmak veya karşı tarafın davranışlarını sürekli analiz etmek “çok seviyorum” şeklinde yorumlanabiliyor.

Fakat duygunun yoğunluğu ile ilişkinin sağlıklılığı birbirinden farklı kavramlardır.

Bir ilişki kişide çok yoğun kaygı yaratabilir ve bu kaygı ilişkinin çok önemli olduğu şeklinde yorumlanabilir. Oysa bazen yoğun olan şey sevginin kendisinden çok belirsizliktir.

Bu nedenle romantik ilişkilerde kendimize şu soruyu sormak önemli olabilir:

“Bu kişiyle aramdaki bağ mı güçlü, yoksa bu ilişkinin bende yarattığı duygu mu çok güçlü?”

İki soru birbirine benzese de cevapları oldukça farklı olabilir.

“Onu Değiştirebilirim” Düşüncesi

Tekrarlayan ilişki örüntülerinde dikkat çeken bir diğer durum, kişinin partnerinin mevcut halinden çok gelecekte olabileceği kişiye bağlanmasıdır.

“Şu an ilişkiye hazır değil ama zamanla değişebilir.”

“Aslında beni seviyor, sadece duygularını göstermekte zorlanıyor.”

“Ben ona güven verirsem bana yaklaşacaktır.”

“Biraz daha sabredersem ilişki düzelecek.”

Bu düşünceler bazen kişinin ilişkiyi sürdürmesine yardımcı olan umutlar haline gelebilir. Ancak burada önemli olan, kişinin karşısındaki insanın potansiyeli ile gerçek davranışları arasındaki farkı görebilmesidir.

Bir ilişkiyi değerlendirirken yalnızca “Bu kişi nasıl biri olabilir?” sorusuna değil, “Bu kişi şu anda bana nasıl davranıyor?” sorusuna da bakmak gerekir.

Çünkü romantik ilişkiler büyük ölçüde gelecekteki ihtimallerle değil, bugün yaşanan etkileşimlerle kurulur.

Sağlıklı İlişki Neden Bazen “Sıkıcı” Gelebilir?

Belki de en dikkat çekici noktalardan biri budur.

Tutarlı iletişim kuran, ilgisini açıkça gösteren, sınırları gözeten ve ilişkide belirsizliği mümkün olduğunca azaltan biriyle kurulan ilişki bazı kişiler tarafından başlangıçta daha az heyecan verici algılanabilir.

Bunun nedeni kişinin “sağlıklı ilişki istememesi” olmak zorunda değildir.

Bazen kişi daha önce alıştığı duygusal yoğunluğu aşkın bir parçası olarak öğrenmiş olabilir.

Belirsizlik ortadan kalktığında ise zihnin sürekli çözmeye çalıştığı problem de ortadan kalkar.

“Beni seviyor mu?”

“Ne zaman yazacak?”

“İlişkinin adı ne?”

“Beni gerçekten istiyor mu?”

Bu soruların cevapları netleştiğinde kişi bir süreliğine “Bir şey eksik” hissedebilir.

Ancak bazen eksik olan aşk değil, kaygıdır.

Bu ayrımı yapabilmek romantik ilişkiler açısından oldukça değerlidir.

“Ben Neden Hep Aynı İnsanları Seçiyorum?” Sorusunu Değiştirmek

Tekrarlayan ilişki örüntülerini fark etmek, kişiyi suçlamak anlamına gelmez.

Tam tersine, kişinin seçimlerini daha bilinçli hale getirmesine yardımcı olabilir.

Bu noktada “Neden hep böyle insanları buluyorum?” sorusu yerine şu sorular daha işlevsel olabilir:

* Bir ilişkide beni en çok hangi özellikler çekiyor?
* Karşı tarafın ilgisi azaldığında ona daha fazla mı bağlanıyorum?
* İlgisini açıkça gösteren insanlara karşı ne hissediyorum?
* İlişkide kendimi değerli hissetmek için karşı tarafın onayına ne kadar ihtiyaç duyuyorum?
* Birinin beni seçmesini istemek ile benim o kişiyi gerçekten istemem arasındaki farkı görebiliyor muyum?
* Karşımdaki kişinin gerçek davranışlarını mı, yoksa olmasını umduğum kişiyi mi değerlendiriyorum?
* İlişkide huzuru “sıkıcılık”, kaygıyı ise “aşk” olarak yorumlama eğilimim var mı?

Bu soruların amacı kişiye “doğru insanı bul” demekten çok, kendi ilişki örüntülerini gözlemleme alanı açmaktır.

Geçmişi Anlamak, Geleceği Değiştirmek İçin Kullanılabilir

Psikoterapi sürecinde kişinin ilişkilerde tekrar eden örüntülerini fark etmesi önemli bir çalışma alanı olabilir.

Örneğin kişi her ilişkisinde terk edilmekten korkuyorsa yalnızca “Neden böyle insanları seçiyorum?” sorusuna odaklanmak yeterli olmayabilir. “Terk edilmek benim için ne anlama geliyor?”, “Birinin beni seçmemesi kendimle ilgili hangi düşünceleri tetikliyor?” gibi sorular da ele alınabilir.

Burada amaç geçmişi suçlamak değildir.

Çocukluk deneyimlerini tek bir nedene indirgemek de doğru değildir. İnsanlar yaşam boyunca yeni ilişkiler, deneyimler ve öğrenmeler aracılığıyla değişebilir. Bağlanma örüntülerinin zaman içerisinde değişebileceği ve güvenli ilişki deneyimlerinin bu süreçte rol oynayabileceği de kuramsal ve araştırma literatüründe tartışılmaktadır (Fraley & Shaver, 2000).

Dolayısıyla geçmiş, geleceğin değişmez bir kaderi değildir.

Tanıdık Olan Her Zaman İyi Gelen Değildir

Belki de ilişkiler hakkında kendimize sorabileceğimiz en önemli sorulardan biri şudur:

“Bu ilişki bana tanıdık mı geliyor, yoksa gerçekten iyi mi geliyor?”

Çünkü insan zihni tanıdık olanı anlamlandırmakta daha hızlı olabilir. Ancak tanıdık olması, sağlıklı olduğu anlamına gelmez.

Bazen ilişkisel olarak büyümek, daha önce alışık olmadığımız bir ilişki biçimine izin vermektir.

Daha açık iletişime.

Daha tutarlı bir ilgiye.

Daha net sınırlara.

Daha az tahmine, daha fazla konuşmaya.

Daha az “Acaba beni istiyor mu?” sorusuna, daha fazla “Ben bu ilişkinin içinde nasıl hissediyorum?” sorusuna.

Belki de romantik ilişkilerde dönüşüm, karşımıza çıkan insanları değiştirmekten önce kendi ilişki örüntülerimizi fark etmekle başlar.

Çünkü bazen asıl soru “Neden hep aynı insanlara denk geliyorum?” değildir.

Asıl soru şudur:

“Ben tanıdık olanla bana iyi gelen arasındaki farkı görebiliyor muyum?”

Bu farkı görebilmek, kişinin yalnızca ilişkilerinde değil, kendisiyle kurduğu ilişkide de önemli bir dönüşümün başlangıcı olabilir.

Kaynakça

Fraley, R. C., & Shaver, P. R. (2000). Adult romantic attachment: Theoretical developments, emerging controversies, and unanswered questions. Review of General Psychology, 4(2), 132–154. https://doi.org/10.1037/1089-2680.4.2.132

Hazan, C., & Shaver, P. R. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology, 52(3), 511–524. https://doi.org/10.1037/0022-3514.52.3.511

Whitchurch, E. R., Wilson, T. D., & Gilbert, D. T. (2011). “He loves me, he loves me not…”: Uncertainty can increase romantic attraction. Psychological Science, 22(2), 172–175. https://doi.org/10.1177/0956797610393745

Kaynakça

  • Kaynakça
  • Fraley, R. C., & Shaver, P. R. (2000). Adult romantic attachment: Theoretical developments, emerging controversies, and unanswered questions. Review of General Psychology, 4(2), 132–154. https://doi.org/10.1037/1089-2680.4.2.132
  • Hazan, C., & Shaver, P. R. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology, 52(3), 511–524. https://doi.org/10.1037/0022-3514.52.3.511
  • Whitchurch, E. R., Wilson, T. D., & Gilbert, D. T. (2011). “He loves me, he loves me not…”: Uncertainty can increase romantic attraction. Psychological Science, 22(2), 172–175. https://doi.org/10.1177/0956797610393745
Ayça Karataş
Ayça Karataş
Ayça Karataş, Lisans eğitimi boyunca özel kliniklerde ve Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Psikiyatri Polikliniği’nde staj yaparak klinik deneyim kazanmıştır. 2022-2023 yıllarında Kanada’da ILSC Language School’da bir yıl süren İngilizce dil eğitimi alarak dil yetkinliğini güçlendirmiştir. Hâlihazırda İstanbul Arel Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji yüksek lisans eğitimine devam etmekte olup, Türk Psikologlar Derneği üyesidir. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) alanlarında uzmanlaşmakta olan Ayça Karataş, klinik psikoloji, travma, bağlanma kuramları ve kişilik örüntüleri gibi alanlara özel ilgi göstermektedir. Kariyerinde psikolojik danışmanlık merkezleri ve kişisel gelişim odaklı platformlarda görev almış, terapiye başlama farkındalığını artırmayı ve ruh sağlığını iyileştirmeyi amaçlayan içerikler üretmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar