Neden Kendimize Başkalarından Daha Sert Davranıyoruz?
Bir arkadaşımız hata yaptığında ona çoğu zaman anlayışla yaklaşırız. “Herkes hata yapabilir.”, “Elinden geleni yaptın.”, “Bir dahaki sefere daha farklı olabilir.” deriz. Peki, aynı hatayı biz yaptığımızda neden aynı cümleleri kendimize söylemekte zorlanırız?
Bir sunumda istediğimiz performansı gösteremediğimizde, bir sınavdan beklediğimiz puanı alamadığımızda, bir ilişkide yanlış bir şey söylediğimizde ya da yalnızca bir günümüzü verimli geçiremediğimizde içimizden yükselen ses çoğu zaman şefkatli değildir.
“Bunu da beceremedin”, “Daha iyisini yapmalıydın.”, “Nasıl böyle bir hata yaptın?” Bazen başkalarına söylemeyeceğimiz cümleleri kendimize söyleyebiliriz. Üstelik bunu çoğu zaman bizi geliştirdiğine inanarak yaparız. Ancak kendini eleştirmek ile kendini geliştirmek aynı şey değildir.
Kendimize Karşı Neden Bu Kadar Eleştireliz?
Kendimize yönelik sert tutumun tek bir nedeni yoktur. Çocukluk deneyimlerimiz, yetiştirilme biçimimiz, başarıya yüklediğimiz anlam, çevremizden aldığımız mesajlar ve kendi içsel standartlarımız bu tutumun oluşmasında rol oynayabilir. Özellikle hata yaptığımızda değerimizin azalacağına dair bir inanç geliştirmişsek, hata yalnızca “yanlış yaptım” anlamına gelmez.
“Yeterince iyi değilim.”, “Başarısızım.” gibi daha geniş anlamlara dönüşebilir. Böyle olduğunda kişi yalnızca davranışını değerlendirmez; kendisini de değerlendirmeye başlar. “Yanlış yaptım.” demek yerine “Ben yanlıştan ibaretim.” noktasına yaklaşabilir.
Eleştirel İç Ses Bizi Gerçekten Geliştiriyor mu?
Kendimize sert davranmanın bizi daha disiplinli ya da daha dikkatli yapacağına inanabiliriz. “Kendime kızmazsam aynı hatayı tekrar yaparım.”, “Başarılı olmak için kendimi zorlamalıyım.” Bu düşünceler ilk bakışta motive edici görünebilir. Ancak sürekli eleştirilmek, kişinin hata yapmaktan kaçınmasına, başarısızlık ihtimalinden uzak durmasına ve zamanla kendi yeterliliğinden şüphe etmesine neden olabilir.
Burada önemli bir ayrım vardır: Kendini eleştirmek ile kendine sorumluluk yüklemek aynı şey değildir.
“Bu konuda daha iyi hazırlanabilirdim.” demek sorumluluk almaktır. “Ben zaten hiçbir şeyi beceremiyorum.” demek ise kişinin davranışından kimliğine yönelik bir yargıya geçmesidir. İlk cümle değişim için alan açarken, ikincisi kişiyi olduğu yerde bırakabilir.
Peki Neden Başkalarına Daha Anlayışlıyız?
Çünkü başkalarının yaşadığı duruma dışarıdan bakarız; kendimizin yaşadığı duruma ise çoğu zaman içeriden. Bir arkadaşımız sınavdan düşük aldığında onun bütün hikâyesini hatırlarız: Ne kadar çalıştığını, ne kadar yorulduğunu, başka hangi sorunlarla uğraştığını…
Kendimiz düşük aldığımızda ise zihnimiz bazen yalnızca sonuca odaklanabilir. “Daha çok çalışmalıydım.” Oysa kendimize dışarıdan bakabilseydik, belki kendimize de arkadaşımıza gösterdiğimiz anlayışın bir kısmını gösterebilirdik. Bu nedenle öz-şefkat, kişinin kendisini sürekli haklı çıkarması ya da hatalarını görmezden gelmesi değildir. Tam tersine, kendine gerçekçi ve insancıl bir yerden yaklaşabilmektir.
Öz-Şefkat “Kendini Şımartmak” Değildir
Öz-şefkat bazen yanlış anlaşılabilir. Kişinin kendisine anlayış göstermesi, sorumluluklarından kaçması veya her davranışını onaylaması anlamına gelmez. Öz-şefkat daha çok şu soruyu sorabilmektir: “Aynı şeyi yaşayan sevdiğim bir insan olsaydı, ona nasıl konuşurdum?” Sonrasında ise o dili kendimize de yöneltebilmek. “Bugün istediğim kadar verimli olamadım.”, “Bu konuda hata yaptım.”, “Şu an zorlanıyorum.” Bu cümleler hatayı ortadan kaldırmaz. Fakat hatanın kişinin bütün benliğini tanımlamasının önüne geçer.
“Yeterince İyi” Olmak Neden Bu Kadar Zor?
Kendimize sert davranmanın bir başka boyutu da mükemmeliyetçi standartlardır. Eğer zihnimizde başarı için belirlediğimiz ölçüt sürekli “daha fazla”, “daha iyi” ve “eksiksiz” ise, yaptıklarımızın yeterli olduğunu hissetmek zorlaşır. Bir hedef gerçekleştiğinde kısa süreli bir rahatlama yaşanır, ardından yeni bir hedef gelir. Bir başarı diğerinin önünü açar ama kişinin kendisiyle kurduğu ilişki değişmez çünkü sorun performansta değil, kişinin kendi değerini performansına bağlamasında olabilir. Bu noktada “Yeterince iyi olmak” vazgeçmek anlamına gelmez.
Bazen yalnızca şunu kabul edebilmek gerekir: “Daha iyisini yapabilirdim ve yine de bugün yaptığım şey değersiz değil.”
Kendimize Nasıl Daha Farklı Konuşabiliriz?
Kendimize karşı daha şefkatli olabilmek için öncelikle içimizdeki eleştirel sesi fark etmek gerekir. Bir hata yaptığımızda hemen çözüm üretmek yerine kısa bir süre durup kendimize şu soruları sorabiliriz:
– Şu anda kendime ne söylüyorum?
– Aynı şeyi yaşayan bir arkadaşıma da bunu söyler miydim?
– Davranışımı mı eleştiriyorum, yoksa bütün benliğimi mi?
– Bu cümle beni gerçekten değişime mi yaklaştırıyor, yoksa yalnızca cezalandırıyor mu?
– Bu durumda kendime daha gerçekçi ve şefkatli ne söyleyebilirim?
Bazen değişim, kendimize daha çok yüklenmekle değil; kendimizle konuşma biçimimizi değiştirmekle başlar.

