Birini arzuladığımızda çoğu zaman bunun son derece açık bir deneyim olduğunu düşünürüz. Bedenimiz, zihnimiz ve fantezilerimiz arzulanana doğru yönelir ve “onu istiyorum” deriz. Oysa arzunun içinde yalnızca karşımızdaki kişi olmayabilir.
Bazen onun bize nasıl baktığı, bizi nasıl gördüğü ve onun bakışında kim olduğumuz da arzunun önemli bir parçası haline gelebilir. Çünkü arzulamak kadar arzulanmak da erotik bir deneyimdir. Birinin bakışında çekici olduğumuzu fark etmek, bedenimizin fark edildiğini bilmek ve karşımızdaki kişide bir merak veya istek uyandırdığımızı hissetmek yalnızca özgüvenimizi beslemez.
Bazen bizi gündelik hayatta olduğumuz kişiden farklı bir benlikle de karşılaştırır örneğin daha cesur, daha canlı, daha bedensel, daha oyunbaz, daha özgür bir halimizle. Belki de bu nedenle bazı insanların yanında yalnızca onları değil, onların yanında olduğumuz kişiyi de arzularız. İnsan kendisini hiçbir zaman yalnızca kendi gözlerinden görmez.
Kim olduğumuza ilişkin duygumuz, hayatımız boyunca başkalarının bakışlarıyla da şekillenir. Sevilmek, beğenilmek, seçilmek, merak edilmek veya arzulanmak bize yalnızca karşımızdaki kişi hakkında bilgi vermez öte yandan kendimize ilişkin bir deneyim de yaratır. Cinsel alanda da bu deneyim daha yoğun hissedilebilir.
Birinin bizi istediğini fark ettiğimiz anda yalnızca “o beni istiyor” diye düşünmeyiz. Bazen bunun altında çok daha sessiz bir duygu olarak “demek ki ben böyle bir etki yaratabiliyorum” yer alır. Bedenimiz bir anda başka türlü hissedilebilir.
Kendimizi daha çekici bulabilir, daha fazla fark edebilir hatta normalde geri planda tuttuğumuz erotik tarafımızla temas edebiliriz. Bu noktada arzulanan yalnızca karşımızdaki kişi değildir. Onun bakışında ortaya çıkan “arzulanan ben” de haz veren bir nesne haline gelebilir.
Ancak bu, arzunun sahte olduğu anlamına gelmez. Bir kişiyi gerçekten arzularken aynı zamanda onun bizi arzulamasından da yoğun bir haz alabiliriz. Hatta çoğu zaman bu iki deneyimi birbirinden tamamen ayırmak mümkün değildir.
Karşılıklı arzu zaten biraz da böyle çalışır Arzu böylece iki kişi arasında gidip gelen bir harekete dönüşür. “Onu istiyorum” ile “onun beni istemesini istiyorum” arasındaki ince çizgi Birini düşündüğümüzde gerçekten onunla yakınlaşmayı mı istiyoruz? Yoksa daha çok onun bizi düşündüğünü bilmek mi heyecanlandırıyor?
Onun bedenini, sesini, kokusunu, dokunuşunu mu özlüyoruz? Yoksa onun gözünde özel bir yere sahip olduğumuzu hissetmeyi mi? Eğer karşımızdaki kişi artık bizi istemediğini söyleseydi ona duyduğumuz arzu aynı yoğunlukta devam eder miydi?
Ya da tam tersine ona ulaşabildiğimizden tamamen emin olduğumuz anda hissettiğimiz heyecanda bir değişiklik olur muydu? Bu soruların her zaman tek bir cevabı olmayabilir. Çünkü insan arzusu matematiksel bir denklem gibi işlemez.
Bazen bir kişiye gerçekten güçlü bir cinsel çekim duyarız ve onun bizi arzulaması bu çekimi yalnızca daha görünür ve daha yoğun hale getirir. Bazen ise karşımızdaki kişinin kendisinden çok onun bakışında ortaya çıkan benliğimize bağlanırız. Çoğunlukla ikisi aynı anda vardır.
İstenmek neden bu kadar güçlü olabilir? Gündelik yaşamda kendimizi pek çok kimliğimiz vardır; çalışan, üreten, sorumluluk alan, düşünen, bakım veren, karar veren, bir şeylere yetişmesi gereken. Beden ise bütün bunların arasında zaman zaman arka planda kalabilir.
Birinin arzusu, bizi bir anda yeniden bedenimize çağırabilir. Bir bakış, beklenmedik bir yakınlık, söylenen bir cümle ya da karşımızdakinin bizi fark ettiğini hissetmek, gündelik kimliğimizin dışındaki bir tarafımızı harekete geçirebilir. Bu nedenle istenmek yalnızca onaylanmak anlamına gelmeyebilir.
Bazen kişinin kendi erotik benliğiyle yeniden temas kurmasının yollarından biri olur. Özellikle cinselliğin uzun süre kontrol altında tutulduğu, bastırıldığı, ertelendiği ya da yalnızca belirli koşullarda yaşanmasına izin verildiği durumlarda bir başkasının arzusu kişinin kendi arzusuna da izin verebilir. “İstenilmek hoşuma gidiyor” dediğimizde bunu hemen yüzeysellik, kendini beğenmişlik ya da ilgi bağımlılığı olarak yorumlamak kolay olsa da aslında başkasının bakışında değerli ve çekici hissetme ihtiyacı insan ilişkilerinin son derece doğal bir parçasıdır.
Her insan görülmek isteyebilir. Onun yanındayken daha cesur oluşumuzu özleyebiliriz. Daha flörtöz, daha meraklı, daha bedensel hissettiğimiz halimizi…
Bize baktığında ortaya çıkan o canlılığı… Belki gündelik hayatta fazla kontrollü tuttuğumuz, fazla düşünerek yönettiğimiz ya da pek göstermediğimiz bir tarafımız onun yanında daha kolay ortaya çıkmıştır. Bu durumda kişiden uzaklaşmak, yalnızca ondan uzaklaşmak gibi hissedilmez.
Sanki onunla birlikte ortaya çıkan bir parçamızdan da uzaklaşıyormuşuz gibi gelir. Belki de bu yüzden bazı arzuların neden bu kadar güçlü olduğunu anlamaya çalışırken yalnızca “bu kişide ne var?” diye sormak yeterli olmayabilir. Bunun yanına “bu kişinin yanında bende ne ortaya çıkıyor?” sorusunu da eklemek, arzunun kaynağını ayırt etmek açısından daha açıklayıcı olabilir.
Ancak arzunun cevabı tek bir yerde olmak zorunda değildir. İnsan aynı anda hem bir başkasını arzulayabilir hem de onun bakışında ortaya çıkan arzulanan halinden haz duyabilir. Çünkü cinselliği yalnızca bedensel değil, aynı zamanda zihinsel bir süreç olarak ele aldığımızda; arzu, yalnızca yöneldiğimiz bedenle değil, kendi bedenimiz ve benliğimizle nasıl bir ilişki kurduğumuzla da ilgilidir.
Bir başkasını arzularken kendimize ilişkin bir şeyler keşfederiz. Bir başkasının bizi arzuladığını hissettiğimizde ise bazen kendimizin daha önce pek tanımadığımız bir haliyle karşılaşırız.
Kaynakça
- Andersen, B. L., & Cyranowski, J. M. (1994). Women's sexual self-schema. Journal of Personality and Social Psychology, 67(6), 1079–1100.
- Mark, K., Herbenick, D., Fortenberry, D., Sanders, S., & Reece, M. (2014). The object of sexual desire: Examining the “what” in “what do you desire?”. The Journal of Sexual Medicine, 11(11), 2709–2719.


