İnsanlar çoğu zaman verilmemiş kararların; yarım kalmış, tamamlanmamış hikâyelerin gerisinde tercih edilmemiş bir seçeneğin özlemini, pişmanlığını duyar. Bazen söylenmemiş bir söz bazen ise gidilmedik bir yol, “ya başka türlü olsaydı, nasıl olurdu?” vb. ruminatif düşünce örüntülerine sebep olur ve bireyin geçmiş olayları tekrarlayıcı şekilde, farklı senaryolar yoluyla kurgulaması sonucu artık önüne geçilemez sıkıntılar doğurur. Bu duygu temelde “pişmanlık” olarak anılsa da duygusal bir boyutu olmasının ötesinde insanın sorumluluk ile arasında kurmuş olduğu ilişkinin ve özgürlüğün sunduğu bunaltının da doğal birer sonucu olduğu söylenebilir.
Pişmanlığın Doğası: Eyleme Geçmek Ya Da Geçmemek
Geçmişte yaşanmış bir olayın veya durumun eylem veya eylemsizlik nedeniyle birey tarafından hoşnut karşılanmaması pişmanlık olarak adlandırılmaktadır. Eylem veya eylemsizlik durumu, yani bir bakıma aksiyon potansiyeli, tercihte bulunmanın bir sonucu olabileceği gibi herhangi bir tercihte bulunmamış olmanın da yarattığı bir sonucu ifade etmektedir. Dolayısıyla bireyler kabul etmeyi seçtiği yaşantılara ve ikinci bir seçeneğin varlığıyla deneyimleme şansı bulamadığı yaşantılara “keşke”lerle bakabilmektedir.
Bahsedilen geriye dönük bu alternatif olasılıkları zihinde kurabilme ve pişman olma yetisinin kazanılmaya başlandığı dönemin yedi yaş ve civarı olduğu düşünülmekte, ergenlik ile zirveye ulaşmaya başladığı ve seçim alanının genişlemesiyle özgürlüğünü hisseden bireyin kendi kararlarının sorumluluğunu fark etmeye, bunlarla yüzleşmeye başladığı görülmektedir. Peki, kaçımız bu sorumluluk bilincinin rehberliğinde gerçeklerle yüzleşmeye ve bizi pişman eden sebepleri irdelemeye çalışıyoruz?
Diyelim ki, ertesi güne yetiştirmeniz gereken bir sunumunuz var ancak bunu tıpkı sabah çalan alarmın saati gibi devamlı ertelediniz. Başka sorumluluklar veya sorumluluk kılıfı uydurduğunuz bahaneler, sizin kısa sürede halledebileceğinizi düşünmenizin özgüveni de üzerine eklenince sizi strese sokmaya başladı. Bu durumda ne yapardınız? Aklınızdan geçen ilk şey ne olurdu? “Keşke erkenden halletseydim” diyerek kendinize mi hayıflanırdınız, yoksa “Onca zaman varken neden yarın? Tüm sorumluluğu benim üzerime yıkıyorlar, diğer çalışanlar yan gelip yatıyor” diyerek başkalarını mı suçlardınız? İnsanlar genellikle kontrol sahibi olabildikleri konularda daha yoğun pişmanlık belirtisi gösterir. Bu sebeple pişmanlığı sadece bir duygu olarak değil, bilişsel bir süreç olarak da ele almak gerekir. Doğru tahlillerle yapıcı bir pişmanlık belirtisi gösterebilmek gerekli durumlarda hataları kabul edip sorumluluk alabilmeyi ve doğru davranışlara yönelebilmeyi gerektirir.
Seçenek Bolluğu Nedeniyle Pişmanlık
Dikkatimizi dağıtan uyaranlar, haz ve keyif uyandıran sosyal medya içerikleri sorumluluk ve pişmanlık döngüsünü sürdüren bir mekanizmaya sahiptir. Ancak modern toplumların öne çıkan önemli problemlerinden bir diğeri; seçenek bolluğunun, bireylerde seçim yapma gereksiniminin ertelemeye/gerçek ötesinin peşinden gitmeye iten doğasıdır. Deneyimlenebilecek yaşantıların zenginliği daha iyisinin dışarıda bir yerlerde olabileceği düşüncelerini beslemektedir. Böylece her bir seçim beraberinde kısıtlı bir tatmin duygusunu getirmektedir. Sahip olduklarımız değil bir gün sahip olabileceklerimiz ya da sahip olabilecekken elimizle geri çevirdiğimiz seçeneklerin yasını tutar, ideal ama gerçekdışı hayallerin peşinden koşarız. Her şeyi kontrol edebileceğimizi zannederek her şeye sahip olmaya çalışırız. Böylece sahip olamadığımız şeylerin gerisine pişmanlıkla bakarız.
Kierkegaard ve Pişmanlık
Kierkegaard’ın pişmanlığa dair şu sözleri aslında pişmanlığın genel çerçevesini ustalıkla çizmektedir: “Evlenirsen, pişman olursun; evlenmezsen, yine pişman olursun; evlen ya da evlenme, pişman olursun; ister evlen, ister evlenme pişman olursun. Dünyanın aptallıklarına gül geç, pişman olursun; gözyaşı dök, yine pişman olursun; dünyanın aptallıklarına gül geç ya da gözyaşı dök, pişman olursun; dünyanın aptallıklarına ister gül geç ister gözyaşı dök, pişman olursun. Bir kadına inan, pişman olursun; inanma, yine pişman olursun; bir kadına inan ya da inanma pişman olursun; bir kadına ister inan ister inanma, pişman olursun; kendini as ya da asma pişman olursun; kendini ister as ister asma, pişman olursun.” (Kierkegaard, 2000, s. 73).
Kierkegaard, ya/ya da ikilemi olarak açıkladığım bu varoluşsal yaklaşımda insanın seçim yapma zorunluluğu ve bunun sebep olduğu kaçınılmaz kayıp ve pişmanlık duygusundan söz etmektedir. Yani bahsedilmek istenen şey, bireyin yaşam boyunca farklı seçenekler arasından tercihler yaparken mutlaka bir diğer olasılığı dışarıda bırakması gerekliliğidir. İki seçenekten birinin tercih edilmesi diğerlerini tamamen ortadan kaldırmaz; aksine bu ihtimaller düşünsel olarak varlığını sürdürmeye devam eder ve “Başka türlü olsaydı nasıl olurdu?” “Başka türlü olabilirdi” düşünceleri zamanla zihni meşgul eder. Bu sebeple pişmanlık, tercihin yanlış ya da hatalı olduğu kanısına varmanın bir sonucu olmakla sınırlı değildir; aynı zamanda alternatif bir yaşamın mümkün olabileceği bilincinde de olmaktır.
Özetle pişmanlık; insanın seçim yapma zorunluluğu özelliğiyle donatılmış fabrika ayarları nedeniyle süreç içinde doğal olarak ortaya çıkan, tercih yapmıyor olmanın belirsizliği nedeniyle de en az bir tercihte bulunma gereksinimi kadar kişide kaygı yaratan ve seçim yapma eyleminin düşünür tarafından gerçek hakikat olarak nitelendirildiği kaçınılmaz bir “süreç”tir.
Nasıl Baş Edebiliriz?
“Baş etmeli miyiz?” daha yerinde bir soru olurdu belki de.
Sonsuz seçeneğin ve bir dizi olasılığın var olduğu dünyada bir şeylerin mutlaka kaybedileceğinin ve kusuruyla da olsa somut olanın var olduğunun kabulü daha az acı verici olmaz mıydı?
Bu duyguyla baş etmeye çalışırken bazı şeylerin kontrolümüzde olamayabileceğini kabul etseydik eğer…
“Daha”ların ve “iyi”lerin çoğaltılabileceğini, mükemmelin varlığın yaratılışına aykırı olduğunu kabul etseydik eğer…
Bütün yollara aynı anda girilemeyeceğini kabul etseydik eğer…
Üstünde yürüdüğümüz yolun şu anlık bize ait olduğunu ve mutlu ve tatmin olabilmenin koşulunun onunla kurduğumuz ilişkiyle değişebileceğini kabul etseydik eğer…
“Daha iyi” olmaz mıydı?
Kaynakça
Özdemir, N. & Düzgüner, S. (2020). Psikolojik açıdan suçluluk, pişmanlık ve günahkarlığın kapsamı ve yakın kavramlar arasındaki yeri. Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 49, 497-529. https://doi.org/10.17120/omuifd.798703
Kierkegaard, S. (2000). Kahkaha benden yana (Birinci Baskı). Ayrıntı Yayınları.


