Cumartesi, Eylül 12, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Birbirimizi Tanıyoruz, Peki Anlıyor muyuz?

Tartışma bittiğinde ikiniz de aynı şeyi düşünüyorsunuz: “Beni anlamıyor.” Siz söylemek istediğiniz asıl şeyi bir türlü anlatamamışsınız; o, bütün çabasının yine boşa gittiğini düşünüyor. Oysa konuşurken sesindeki en küçük değişikliği bile fark etmiş, hangi sözüne ne cevap vereceğinizi düşünmüşsünüz. Birbirinize bu kadar dikkat ederken, sizi neyin incittiği nasıl konuşulmadan kalabiliyor?

Bu anlaşılmama hissi, çiftlerin dilinde farklı cümlelere dönüşür: “Ne söylesem duvara çarpıyor.” “Ne yapsam ona yetmiyor.” Biri karşılık alamamaktan, diğeri çabasının görülmemesinden yakınır. İkisi de kendini biraz daha iyi açıklarsa anlaşılacağını düşünür. Bu yüzden aynı örnekleri yeniden verir, söylediklerinin altını daha kuvvetli çizer. Bir süre sonra her biri, kendi cevabını verebilmek için diğerinin sözünü bitirmesini beklemeye başlar.

Bu noktada birbirimizi anlamak için, karşımızdakinin söylediklerinin bizde uyandırdığı ilk düşünceyi biraz bekletebilmemiz gerekir. Duygusal uyumlanma, partnerimizin yaşadığını anlamaya çalışırken ondan gelen karşılığa göre kendi anlayışımızı ve tepkimizi değiştirebilmektir. Sesindeki bir değişikliği fark eder, ne olduğunu sorarız. “Kırıldın mı?” dediğimizde “Hayır, çok yoruldum” diyorsa bu cevaba yer açarız. Onu iyi tanıdığımız düşüncesi bazen merakımızı azaltır; ne söyleyeceğini, neye alınacağını, neden sustuğunu zaten bildiğimize inanırız. Uzun süredir birlikte olduğumuz birinin cevabı da bizi şaşırtabilir; yeter ki ona bildiklerimizden farklı bir şey söyleme fırsatı verelim.

Dinlerken bu fırsatı iyi niyetle de kaçırabiliriz. “Bugün müdür yine herkesin içinde üzerime geldi” diyen eşimize hemen “Konuş artık onunla” diye karşılık verebiliriz. Belki konuşmuştur. Belki işini kaybetmekten çekiniyordur. Bunları öğrenmeden sunduğumuz öneri, onun çoktan düşünüp bir nedenle yapamadığı bir şey olabilir. Yardım etmeye çalışırken yaşadığını anlatmasını kesmiş oluruz. “Bu kadar kafana takma” dediğimizde ise onu rahatlatmayı amaçlasak da neden bu kadar etkilendiğini konuşmak zorlaşır. “Ne oldu, anlatsana” diye başlayıp cevabı dinlemek, nasıl yardımcı olabileceğimizi de belirginleştirir.

Partnerimizin sıkıntısı bizim bir davranışımızla ilgili olduğunda ise bu dikkati sürdürmek daha zorlaşır. Söylediklerini dinlerken kendimizi savunma ihtiyacı da duyarız. Akşam eve geldikten sonra telefonuna bakan bir erkek ve onunla konuşmak isteyen eşini düşünelim. Kadın, “Eve gelir gelmez telefona gömülüyorsun. Ben artık senin için yokum herhalde,” diyor. Erkek, “Bütün gün çalışıyorum. On dakika kafamı dinlemem bile sorun oluyor,” diye karşılık veriyor. Bu konuşmada birlikte zaman geçirme isteğiyle dinlenme ihtiyacı çatışıyor. Ancak kadın kendisini ihmal edilmiş, erkek haksızlığa uğramış hissederken, her biri ötekinin neye ihtiyaç duyduğunu duymakta zorlanıyor.

Kadına eşinin telefona bakmasının onu neden incittiği sorulduğunda, “Bütün gün akşam anlatırım diye düşündüğüm şeyler oluyor. Sonra eve geliyor, yüzüme bile bakmıyor. Hevesim kaçıyor,” diyebilir. Erkek ise “Aslında biraz dinlenip sonra konuşacağım. Ama ‘Ben senin için yokum’ dediğinde, yine kötü bir eş olmakla suçlanmışım gibi geliyor,” diye anlatabilir. Erkeğin biraz dinlendikten sonra konuşma niyetini, kadının o anda bilmesini bekleyemeyiz. Kadın beklediği karşılığı alamadığı için sitem ederken erkek bu sitemde kendisi hakkında verilmiş bir hüküm duyuyor.

Bu yorumlar değişmeden tartışma ilerlediğinde kadın daha çok karşılık almak için üsteleyebilir. Erkek baskı hissettikçe kısa cevaplar verir, sonunda susar. Bu suskunluk kadının önemsenmediği düşüncesini güçlendirir; yükselen sesi de erkeğe geri çekilmekte haklı olduğunu düşündürür. İkisi de kendi davranışını diğerinin yaptığının sonucu olarak anlatır: “Ben bağırıyorum çünkü sen konuşmuyorsun.” “Ben konuşmuyorum çünkü sen bağırıyorsun.” Böylece her biri değişimin karşı taraftan başlamasını bekler.

Çiftin dönüp bakabileceği yer, her birinin beklediği karşılıkla davranışının yarattığı sonuç arasındaki bu farktır. “Hiç cevap vermediğinde sesimi yükseltiyorum; sonra senin konuşman daha da zorlaşıyor” diyebilmek, kişinin kendi tepkisinin etkisini görmeye başladığını gösterir. Diğeri de “Suçlandığımı düşündüğümde susuyorum. Ama sustuğumda seni daha da yalnız bıraktığımı görüyorum” diyebilir. Böyle konuşabildiklerinde, kendilerini korumaya çalışırken birbirlerini nasıl zorladıklarını da fark ederler.

Kendi payına bakmak, çiftlerin sorumluluğunu her durumda eşit saymak anlamına gelmez. İncinen kişiden daha sakin veya daha açık konuşmasını beklerken, onu inciten davranışın değişip değişmediğini de sormak gerekir. Özellikle hakaretin, korkutmanın veya denetimin bulunduğu bir ilişkide meseleyi iki kişinin birbirini yanlış anlamasına indirgemek, yaşanan zararı örter. Partnerinin duygusunu anlayan kişi, o duyguyu gerekçe göstererek kendisine zarar verilmesini kabul etmek zorunda değildir.

Kendi davranışımızın sorumluluğunu almak, tartışma sürerken ne yaptığımıza bakmayı da gerektirir. Sesimizin yükseldiğini, artık söyleneni dinleyemediğimizi fark ettiğimizde konuşmayı sürdürmekte ısrar etmek birbirimizi daha çok incitmemize yol açabilir. Ara vermek bu noktada işe yarayabilir; ancak konuşmaya ne zaman dönüleceğini söylemeden uzaklaşmak, zaten karşılık bekleyen kişi için yeni bir belirsizlik yaratır. “Şimdi dinleyemiyorum. Biraz sakinleşip yemekten sonra konuşalım” diyen kişinin o konuşmaya dönmesi, kullandığı cümle kadar önemlidir.

Yine de böyle bir sözü duyan eş hemen rahatlamayabilir. Önceki akşamlarda da “Birazdan konuşuruz” denmiş ve o konuşma hiç yapılmamışsa, bugün verilen söz geçmiştekilerle birlikte duyulur. O zaman beklemeye itiraz etmesi yalnızca o akşamki sabırsızlığıyla açıklanamaz. Çiftin, aralarında yapılan anlaşmalara ne olduğunu da konuşması gerekir. Bugünkü iyi niyet, geçmişte eksik kalmış bir karşılığın yerini kendiliğinden doldurmaz.

Geçmişteki bu eksiklik bazen sıradan bir akşama, bazen de insanın desteğe özellikle ihtiyaç duyduğu bir döneme aittir. Eşlerden birinin, “Annem hastanedeyken yanımda olmadığını hâlâ unutamıyorum,” dediği bir konuşma düşünelim. Diğeri, “Ama iki kez hastaneye geldim. O hafta benim de çok önemli işlerim vardı,” diye cevap versin. Hastaneye gelmiş olmasıyla eşinin o günlerde yalnız hissetmesi bir arada mümkündür. Kaç kez geldiğini tekrar etmek, hangi desteğin eksik kaldığını açıklamaz.

“O günlerde benden ne bekledin?” diye sormak, bu eksikliği anlamaya yardımcı olabilir. Cevap geldikten sonra hemen kendi gerekçelerimize dönmek istersek, bir an durup anlatılanı duymaya çalışabiliriz. Bazen insan, neyi yapamadığını kabul ettiğinde bütün çabasının da yok sayılacağından çekinir. Oysa yaptığı şeyler değerini korurken yetmediği bir yeri görmesi de mümkündür. Eşinin anlattıklarını dinledikten sonra “Ben gelmiş olmamı yeterli saymışım. Senin o günleri nasıl geçirdiğini pek sormamışım” diyebilmek, böyle bir kabuldür.

Bu kabulden sonra da kırgınlığın yatışması zaman alabilir. İncinen kişi anlatmakta zorlanabilir ya da yeniden hayal kırıklığına uğramaktan çekinebilir. Özürden hemen sonra yakınlık beklemek, ona bu kez de çabuk toparlanma yükü verebilir. Kişi, benzer bir ihtiyacını dile getirdiğinde ne olacağını görmeye ihtiyaç duyabilir. Anlatırken bu kez dinlenecek mi, üzerinde anlaşılan şey yapılacak mı? Onarım, sonraki günlerde bu sorulara verilen karşılıklarla sürer.

Akşamları konuşamayan çift için bu onarım, dinlenmek üzere verilen aranın ardından gerçekten yan yana oturmakla başlayabilir. Telefon bir kenara bırakılır; ertelenen konuşmaya dönülür. Biri anlatırken diğeri yine aceleyle cevap verebilir, yanlış anlayabilir. Ama bu kez neyin kaçırıldığını fark edip konuşmayı sürdürebilirler. Böyle akşamlar çoğaldıkça “Sonra konuşuruz” sözüne güvenmek kolaylaşır. İnsan, anlatmak istediği bir şey olduğunda kendisini duyurmak için ne kadar uğraşacağını hesaplamamaya başlar. Söyleyeceklerine yer olduğunu bilir.

Manolya YÜKSEL TATLI
Manolya YÜKSEL TATLI
Atılım Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunuyum. Klinik psikoloji, sağlık psikolojisi ve nöropsikoloji alanlarına ilgi duyuyor; bu alanlardaki eğitimlerime devam ediyorum. Psikolojiye sanat, felsefe ve edebiyat penceresinden bakmayı; insanın duygusal dünyasını, ilişkilerini ve anlam arayışını bu disiplinlerin kesişiminde ele alan yazılar yazmayı seviyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar