Her düşünce dikkatimizi hak eder mi?
Zihnimizden geçen her düşünce, üzerine eğilmemiz gereken bir gerçek değildir. Bazı düşünceler çözülmesi gereken problemlerdir. Bazıları geçmişten kalan izlerdir. Bazıları kaygının ürettiği ihtimallerdir. Bazıları ise yalnızca zihnimizin o an ürettiği, gelip geçici düşüncelerdir.
Biz çoğu zaman düşüncelerimizle aramıza bir mesafe koymak yerine, onları doğrudan gerçek kabul ediyoruz. Oysa bir düşüncenin zihnimizden geçmesi, onun doğru, önemli veya çözülmesi gereken bir şey olduğu anlamına gelmiyor.
Tıpkı tarayıcınızda açılan her sekmeye bakmak zorunda olmadığınız gibi.
Psikolojide bilişsel yük, zihinsel kaynaklarımızın aynı anda işlemek zorunda kaldığı bilgi ve görevlerin oluşturduğu yükü ifade eder. Zihinsel işlemleme kapasitemiz sınırlıdır; aynı anda çok fazla bilişsel işlemle uğraşmak, mevcut zihinsel kaynakların önemli bir bölümünü tüketebilir (Sweller, 1988).
Bu yüzden bazen fiziksel olarak hiçbir şey yapmadığımız halde zihinsel olarak yorulmuş hissederiz. Çünkü zihinsel yük yalnızca yaptığımız şeylerden değil, aynı anda işlemeye çalıştığımız düşünce ve bilgilerden de kaynaklanabilir.
Bazı sekmeleri kapatabilirsiniz. Bazılarını daha sonra açmak üzere bırakabilirsiniz. Bazılarının ise hiç açık olmasına gerek yoktur.
Belki de kendimize daha sık sormamız gereken soru şu:
“Şu anda zihnimde hangi düşünceye dikkatimi vermeyi seçiyorum?”
“Ne düşünüyorum?” sorusundan biraz farklı bu.
Çünkü ne düşündüğümüz her zaman bizim kontrolümüzde olmayabilir. Fakat hangi düşünceye dikkat vereceğimiz konusunda zamanla daha fazla seçim alanımız olabilir. Burada seçici dikkat devreye girer. Dikkat sistemi, çevreden ve zihnimizden gelen çok sayıdaki bilgi arasından bazılarını öne çıkararak seçici bir işlemleme sağlar (Posner & Petersen, 1990).
Zihnimiz çevredeki ve kendi içimizdeki sayısız bilgiden bazılarını öne çıkarır. Dikkatimizi neye yönelttiğimiz, hangi bilgilerin bizim için daha görünür hale geleceğini de etkiler.
Örneğin aklınıza “Ya başarısız olursam?” düşüncesi gelebilir.
Bu düşünceyi hemen çözmeye çalışmak yerine bir an durup şunu fark edebilirsiniz:
“Şu anda zihnim başarısız olma ihtimaline odaklandı.”
Bu küçük farkındalık önemlidir. Çünkü artık düşüncenin içinde kaybolmak yerine, düşünceyi gözlemlemeye başlamış olursunuz.
Ve belki ardından şu soruyu sorabilirsiniz:
“Bu düşünce şu anda benim dikkatimi gerçekten hak ediyor mu?”
Çünkü bazen düşünmek, çözmek anlamına gelmez.
Örneğin geçmişte yaşadığınız bir konuşmayı tekrar tekrar zihninizde canlandırdığınızı düşünün. “Neden bunu söyledim?”, “Acaba başka türlü davransaydım ne olurdu?”, “Karşımdaki aslında ne düşündü?” soruları zihninizde dönüp durabilir. Bir noktadan sonra düşünmek, yeni bir cevap üretmekten çok aynı düşüncenin etrafında dolaşmaya başlayabilir.
Psikolojide ruminasyon, kişinin özellikle olumsuz yaşantıları, duyguları ve bunların nedenleri üzerine tekrarlayıcı ve çoğu zaman pasif biçimde düşünmesiyle ilişkilendirilir (Nolen-Hoeksema, 1991). Böyle bir durumda zihnimizdeki bir sekmeyi kapatmaya çalışırken, farkında olmadan onu tekrar tekrar açıyor olabiliriz.
Bu nedenle kendimize şu soruyu sormak önemli olabilir:
“Şu anda gerçekten bir çözüm mü arıyorum, yoksa aynı düşüncenin içinde mi dönüp duruyorum?”
Bu noktada metakognisyon, yani kişinin kendi düşünme süreçleri üzerine düşünebilmesi önem kazanır. Metakognitif yaklaşımlar, yalnızca düşüncenin içeriğine değil, kişinin düşünme biçimine, dikkatini nasıl yönettiğine ve düşünceleriyle nasıl ilişki kurduğuna da odaklanır (Wells, 2008).
Zihni boşaltmak değil, seçmek
Aslında zihinsel sakinlik, kafamızdan hiç düşünce geçmemesi değildir. Çünkü düşünmeyen bir zihin neredeyse mümkün değildir.
Asıl mesele, zihnimizden geçen her düşünceyi aynı anda taşımak zorunda olmadığımızı öğrenmek olabilir.
Bazen bir düşünceyi çözmek gerekir. Bazen bir duyguyu hissetmek. Bazen bir problemi planlamak. Bazen de sadece “Bunu şu an düşünmek zorunda değilim.” diyebilmek. Çünkü zihinsel alan yaratmak, bütün sekmeleri kapatmak demek değildir.
Hangi sekmenin açık kalacağına karar verebilmektir.
Bir gelecek planı. Geçmişten kalan bir konuşma. Henüz gerçekleşmemiş bir ihtimal. Ve hepsi aynı anda dikkatinizi istiyor olabilir. Hepsine cevap vermek zorunda değilsiniz.
Bir an durun.
Sekmelere bakın.
Ve kendinize sorun:
“Şu anda hangisini seçiyorum?”
Çünkü bazen ihtiyacımız olan şey daha az düşünmek değil; düşüncelerimizin arasından kendimize ait olanı seçebilmektir. Her düşünce dikkatimizi hak etmez. Her kaygı çözülmesi gereken bir problem, her ihtimal üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir gerçek değildir.
Kaynakça
- Nolen-Hoeksema, S. (1991). Responses to depression and their effects on the duration of depressive episodes. Journal of Abnormal Psychology, 100(4), 569–582.
- Posner, M. I., & Petersen, S. E. (1990). The attention system of the human brain. Annual Review of Neuroscience, 13, 25–42.
- Sweller, J. (1988). Cognitive load during problem solving: Effects on learning. Cognitive Science, 12(2), 257–285.
- Wells, A. (2008). Metacognitive therapy: Cognition applied to regulating cognition. Behavioural and Cognitive Psychotherapy.

