Cumartesi, Eylül 12, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Acıyı Hissetme Cesareti: Acı Tünelinin İçinden Geçmek

Hayatın akışı içinde kalbimizi sızlatan, acı veren birçok hadise yaşarız. Bahsettiğim acı fiziksel bir acıdan ziyade psikolojik etkileri olan bir acıdır. Hepimiz bir kişiye ya da bir role veda etmişizdir, bir yerlere geç kalmışızdır. Sevdiğimiz birinin kaybı, kalabalıklar içinde yapayalnız hissetmek, başarısızlıklardan oluşan bir hayat, sevdiğimiz birinden ayrılmak… Bu deneyimlerden birkaçına aşina olabilirsiniz. Sanki kalbimizin görünmez camları kırılmış ve sesleri zihnimizde yankılanıyordur. Adına da “kalp kırıklığı”, “boşluk” demişizdir belki…

Hayatımızın bir kısmında acı, bir şekilde kapımızı çalacak. Bazen hiç beklenmedik anlarda, bazen de peş peşe… Nefes alamadığımız, kalbimize bıçak saplandığını hissettiğimiz, uçsuz bucaksız karanlık bir çukura doğru düştüğümüzü hissettiğimiz anlar olacak. Bu senaryoda ömrümüze acının bulaşması kaçınılmaz görünüyor. Varlığını hep koruyacak olan acıyı yok etmeye çalışmak, havaya kılıç sallamak gibi sanki. Acı bizim düşmanımız değil ki onu mağlup edelim. Acı yok etmemiz gereken ya da tedavi edilmesi gereken bir his değildir. Aksine acı, cesur olabilmemiz için güç aldığımız bir kaynak veya Kierkegaard’ın da değindiği gibi, hayatımızın anlamını inşa edebilmemiz için bir rehberdir belki… Kulağa fazlasıyla paradoksal geliyor olabilir, aslında öyledir de. Yokluğun hissettirdiği acıyı tam anlamıyla hissedebilmek, güzelliklerin kıymetinin farkına varmamıza vesile olabilir. Uzun bir sessizlikten sonra dinlediğimiz şarkının tadı bir başkadır mesela. Ya da bir yemeğin tadını, uzun bir açlıktan sonraki ilk lokmada çok daha yoğun şekilde alırız.

Bu yazıda yaygın olan “acı çekmek güçsüzlüktür” algısına muhalefet olarak, yani cesaret perspektifinden bakacağız. Nasıl oluyor da acı çekmenin kırılganlığı bizi daha cesur biri yapabiliyor? Nasıl oluyor da güçlü durmak kadar acı çekmek de cesaret gerektiriyor?

Öncelikle “acı” ve “cesaret” kavramlarının tanımını yaparak başlayalım:

Acı: Acı kavramını Edwin S. Shneidman “psychache” terimi aracılığıyla tanımlamıştır. Psikolojik/ruhsal acı anlamlarına gelen bu kavram “bir insanın insan olarak ne kadar incindiğidir; zihinsel bir ızdırap ve zihinsel bir işkencedir.” Acı, ihtiyaçlarımızın engellendiğini bize hatırlatan, bu ihtiyaçlarımızın yokluğu deneyimini hissettiren bir kavramdır. Yokluğunu bildiğimiz bir şeyin ızdırabını azaltmak için, ihtiyaçlarımızı fark etmemiz ve sancılı da olsa adım atabilmemiz için bize güç veren bir ızdırap olabilir bu. Diğer yandan psikolojik acı Robert A. Neimeyer tarafından bir “anlam krizi” olarak tanımlanır. Neimeyer’e göre acı, kişinin bu zamana kadar inşa ettiği anlam dünyasında köklü bir sarsıntıya sebep olur. Tıpkı bir deprem gibi inşa edilmiş birçok yapıyı yerle bir eder. Ama nihayetinde kişinin ihtiyaçlarıyla uyumlu, özgün ve güncel bir anlam sisteminin inşa edilmesine de zemin hazırlar.

Cesaret: Aristoteles’e göre cesaret, korkunun yokluğu veya korkusuzluk değildir. Korkunun tüm yoğunluğuyla hissedilmesine rağmen tehlikenin üzerine gitmek ve atılmak eylemidir. Cesaret; korkaklık ile delice atılganlık arasındaki dengedir, akıl süzgecinden geçmiş bir eylemdir. Cesur kişi, korkulmaya değer olan gerçek tehlikeyi bilebilen, tehlikeyi rasyonel şekilde analiz edebilen ve korkusuyla yüzleşebilen kişidir. Varoluşçu psikologlardan Rollo May’in ‘yaratıcı cesaret’ kavramı ise tüm belirsizliklere ve önyargılara rağmen kişinin, kendi anlamlarını referans alarak kendine has şekilde atılmasıdır. Hiç kimse o yoldan gitmemiş olsa bile bu riski göze alabilmektir. Frankl, yaratıcı cesaretin insanın gelişimi için önemini vurgular. Hayatı durağanlıktan kurtardığını ve hayatın farklı perspektiflerden algılanmasına katkıda bulunduğunu ileri sürer (Satır, 2011).

Acı Çekme Cesareti (yazarları Daryl R. Van Tongeren ve Sara A. Showalter Van Tongeren) kitabına göre ise acı çekme süreci, karanlık bir tünelden geçmeye benzerdir. Bu görüşten yola çıkarak acı çekme sürecini 5 aşamada ele alırlar:

  1. Günbatımı (Acı Çekmenin Azabı): İlk aşama olan gün batımı, tünele ilk giriş yaptığımız aşamadır. Acıyla ilk teması burada kurarız. Hissettiğimiz acı kendini gittikçe daha çok hissettirir, kendimizi soyutlanmış hissederiz. Tünelde ilerledikçe ışık huzmeleri iyice azalır ve git gide karanlıkla baş başa kalırız. Acıyla göz göze geldiğimizde hepimizin hissettiği acı birbirinden farklıdır elbette. Acımızın öznelliği, acı çekmemizin sürecini de kendimize özgün kılar. Tünelde ilerlerken karanlığa, acılarımıza, korkularımıza rağmen; acıyı hissetmekten kaçmamak ve cesur adımlarla tünelde ilerlemeye devam etmek önemlidir.
  2. Alacakaranlık (Karanlığın İçine Doğru): İkinci aşama, karanlığa artık bir düşman gözüyle bakmadığımız ve acılarımızı kabul ettiğimiz aşamadır. Bu süreçte acılardan kaçmaya olan isteğimizi fark ederiz ve acılarımızın üzerine gitmeye çabalarız. Bu acıların üstesinden gelmek elbette hiç kolay değildir. Acıların peşinden getirdiği kaygılar, korkular bizde bir gerilim, kaos, bunalım hissettirir. Baskıya dayanabilme kapasitemizi geliştirmek için bu duygular gereklidir. Acımızı isimlendirerek belirli hale getirmek, bu rahatsız edici hislerle kalabilmek ve onları deneyimlemek bu süreçte önemlidir. Bu sayede acılara, güçsüz olmaya karşı savunmacı yönümüzü törpüleyebilir, güçsüz olmaya alan açabilir ve acıya tahammülümüzü arttırabiliriz.
  3. Gece Yarısı (Yıkım Süreci): Bu aşama, bu zamana kadar inşa edilen inanç sistemlerini bozması sebebiyle en zor aşamadır. Kişinin, derinden inandığı düşüncelere bile şüpheyle yaklaştığı ve acısıyla iç içe olduğu bir süreçtir. Belirsizliğin içine bu kadar düşmek beraberinde derin sorgulamaları da getirir. Eski inançlarının yıkılması kişi için büyük bir kayıptır. Bu derin sorgulamalar kişide anlamsızlık ve tükenmişlik hislerine sebep olabilir. Bu aşamayı zor yapan kısım tam da burasıdır.
  4. Şafak (Yeniden Yapılanma Süreci): Bu aşamada yıkılan eski inanç sistemlerinin ardından yeniden inşa etme süreci başlar. Bu inşa sürecinde kişi, sorgulamalarının da getirdiği farkındalıkla birlikte özgürce ve bağımsız şekilde bu süreci yönetir. Kişi kendi hikayesine bir anlam yükler ve acılarını onurlandırır. Yaşadığı ızdırap ve korkunun şekillendirdiği, değerleriyle uyumlu bir kimlik inşa etmeye başlar. Bu süreçte kişi, yeni oluşturduğu kimliği benimsemeye başlar, korkusuna rağmen cesaretiyle adımlar atar. Kimlik özelliklerini hayatına yavaş yavaş dâhil ederek somutlaştırır. Bu sayede tünelin sonuna doğru yavaş yavaş ışık huzmeleri tekrar belirginleşir. Tünelin karanlık ve boğucu kasveti artık dağılmaya başlar.
  5. Gün Işığı (Özgün Yaşamak): Acı çekmenin son aşamasında kişinin amaçları; belirsizliği kabul etmek, acıyı yaşamak, acıyla gelişmek, değerleriyle uyumlu bir kimlik inşa etmek, gelecekteki acılara karşı dayanıklı hâle gelmek ve acılara karşı donanmasını hazırlamaktır. Acının şekillendirdiği yeni inanç sistemi, değerleri ve kimliğini tutarlı şekilde sürdürebilmektir. Acılar karşısında kişi, kendi özgünlüğünde yaşamayı ve kendi anlamını yaratmayı öğrenir. Yaptığı seçimlerin sorumluluğunu alarak bireysel özgürlük alanını yaratır. Yaşam içerisinde karşılaştığı zorluklara rağmen kendi otantik yaşamı sayesinde geleceğe cesur ve umutlu bir şekilde bakabilir. Bu aşamada tünelin artık sonuna geliriz. Işık etrafı tekrar aydınlatmaya başlar. Işık aynı ışıktır belki ama bizim hayata bakışımız, değerlerimiz, anlamlarımız değişmiştir, kimliğimiz şekillenmiştir. Tünelin ucundaki manzara artık çok daha kıymetlidir.

David Kessler de acıdan çıkışın tek yolunun, acının içinden geçmek olduğunu vurgulamıştır. Victor Frankl da şu sözüyle destekler: “…gözyaşlarımızdan utanmamızın gereği yoktu; çünkü gözyaşları, insanın cesaretlerden en büyüğü olan acı çekme cesaretine sahip olduğunun kanıtıdır.”

Belki de yaşadığımız acılar karşısında asıl cesaret kırılganlığımızı kabul etmektir. Güçsüzlükten kaçmak değil, acıya cesaretle atılmak ve güçsüz hissedebilmeye alan açmaktır.

Kaynakça

  • Doğanay, S. (2023). Acı Çekme Cesareti [D. R. Van Tongeren & S. A. Van Tongeren, Acı Çekme Cesareti hakkında kitap incelemesi]. Kilitbahir Dergisi, 264-267. DOI: 10.5281/zenodo.8341858
  • Satır, Ö. C. (2011). Yaratma Cesareti [R. May, Yaratma Cesareti hakkında kitap incelemesi]. İlköğretim Online, 10(1), 11–16. https://dergipark.org.tr/tr/pub/ilkonline/article/106875
Ayşenur Kamalı
Ayşenur Kamalı
Ayşenur Kamalı, lisans eğitimini Psikoloji alanında tamamlamıştır. Özel eğitim kurumunda ve travma odaklı uluslararası bir projede psikolog olarak görev almıştır. Çeşitli topluluklarda, alanındaki uzmanlarla podcast içerikleri üretmiştir. Dergilerde yayınlanmak üzere yazılar kaleme almakta ve farkındalık oluşturmak amacıyla sunumlar düzenlemektedir. Gönüllü olarak farklı araştırma gruplarında ve topluluklarda yer almaktadır. Varoluşçuluk, yas, travma, intihar, OKB, mizofoni, kaygı, depresyon konularına ilgi duymakta ve yazılarını bu konular yelpazesinde yazmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar