Aynı ailede doğmuş iki çocuk… Biri ailenin haylaz oğlu, diğeri ise ailesinin akıllı prensesi. Erkek çocuğunun yaptığı yaramazlıklar ailenin ve akrabaların dilinde, çocuk “ailenin eğlencesi” olarak görülüyor. Anne, kırılan vazoyu görünce ilk ve tek olarak oğlundan şüpheleniyor, kızına sorma gereği bile duymuyor. Kız, ailenin “neşe kaynağı”, hoş sohbeti, derslerindeki başarısı, güzel arkadaşlık ilişkileri ve tatlı kişiliğiyle herkesin göz bebeği. Anne ve baba ev işinde yardıma ihtiyaç duyduklarında yalnızca kızlarını yardıma çağırıyor. Elbet bir iki defa oğullarına da yardım etmesi için seslenmişlerdir fakat çocuk söz dinlemediğinden ondan ev işlerine yardım etme konusunda ümit çoktan kesilmiş. Zaten ailenin uslu kızı, annesini ve babasını kırmamak için daha seslenmeleri bitmeden yanlarına koşuyor. Akrabalar ziyarete geldiğinde çaylarını tazelemesi için kızın gözünün içine bakıyor. O sırada çocuk akrabalarının yanında bile oturmuyor, odasında bilgisayarına gömülmüş. Tanıdık geldi mi? Tamamı olmasa bile herkes bu hikayenin bir kısmını ya görmüş ya duymuş ya da yaşamıştır. Bu yüzden bu konunun üzerine düşülmesi gereken bir konu olduğuna inanıyorum. Hadi gelin hep beraber inceleyelim: niye oğlan çocukları yaramazken kız çocukları bu kadar usludur?
Biraz önce bahsettiğimiz olaylara sırasıyla tekrar bakalım. Öncelikle aynı ailede doğan iki çocuğun aynı biçimlerde büyütülmesi gibi bir şey söz konusu değil. Aralarında yaş farkı olabilir, birinin büyük kardeş olması ebeveynler bünyesinde onlara farklı yaklaşılması anlamına gelir. Ancak burada üstünde duracağımız nokta cinsiyet farkı olacak. Etiketlenme olarak verilen “haylaz oğlan”, başlı başına çocuğa yaramazlık yapabilmesi için alan açan bir kabulleniş. Bu durumun tam tersi kız çocuğunda da yaşanmış, kendisine “akıllı prenses” etiketi verilerek uslu, nazik, ağırbaşlı olduğu vurgulanmış. Erkek çocuk için söylenen ailenin eğlencesi söylemi ise, çocuğun yaptıklarının yanlış olması bir yana, aileyi eğlendirdiği algısını yaratmış. Kırılan vazo örneğine baktığımızda da her iki çocuk arasındaki ayrımın aile bünyesinde çok daha belirgin olduğunu fark ediyoruz. Yalnız söylemde kalmayan eyleme dönüşen bir düşünce söz konusu annede. Kızının vazoyu kırmasına ihtimal bile vermiyor çünkü kızı sessiz, sakin ve söz dinleyen bir çocuk. Bu evde koşturup, top oynayıp, oradan oraya zıplayan yalnızca evin oğlu; o yüzden anneye göre vazoyu kızı değil oğlu kırmış olmalı. Bir diğer örneğe bakalım. Neşe kaynağı olan kız, akraba ziyaretlerinde ayıp olacağından onlarla oturur, sohbet eder, çaylarını tazeler. Annesinin ısrarıyla yanlarına uğrayan erkek çocuğu, tepeleme olarak doldurulmuş yemek tabağını alarak kendi odasına geri döner. Akrabalara göre kız tatlı dilli, sohbet etmeyi seven biriyken oğlanın sohbet etmekle pek arası yoktur. Halbuki olay hiçbir zaman konuşmayı sevip sevmemek olmamıştır.
Şu ana kadar anlattığım tüm olayların merkezinde tek bir kelime beliriyor: beklenti. Aynı ailede doğan iki çocuk ama bu çocuklardan büyürken beklenenler o kadar farklı ki. Günlük yaşantıda çevremizden bir ailede, ailenin kız çocuğunu ev işlerine yardım ederken bulmamız daha olası. Çünkü kız çocuğu ailesinin veya toplumun beklentisini karşılamaya yönelik bu eylemlere daha çok katılım gösterebilir. Beklentinin ayrıştırmaya başladığını kabulleniş tamamlar. Ev işlerine bir iki defa çağırılan çocuk, bu çağrıya karşılık vermez ve geri dönüş alamayan ebeveyn, oğlunun bu işlere yardım etmeyeceğini kabullenerek yalnızca kızına karşı bu beklentiyi sürdürür. Akraba ziyareti örneğinde de beklenti ve kabulleniş kavramlarını örtük bir biçimde görebiliriz. Kız çocuğunun sohbeti sevdiği söylenerek sohbet etmeye devam etmesinin beklenildiği bellidir. Halbuki erkek çocuğunun onlarla zar zor ettiği sohbetten dolayı çocuktan sohbet etmesi beklenilmemektedir. Çocuğun etmediği sohbet artık akrabalar için bir kabulleniştir.
Şimdi başlangıçta sorgulamamız gerektiğini söylediğim o soruyu tekrar soralım: Niye oğlan çocukları yaramazken, kız çocukları bu kadar uslu? Burada bireysel farklılıkları dışarıda tutarak konuşmamız gerek, her oğlan çocuğuna yaramaz veya her kız çocuğuna uslu demek veya bütün kızlar bütün erkeklerden daha akıllıdır demek kesinlikle doğru olmayacaktır. Ayrıca bu konunun bireysel olarak bakıldığında karakteristik bir özellik olabilme ihtimali de söz konusudur. Ancak toplum geneli hakkında genel bir yargıya varmamız gerekecekse aynı ailede büyüyen cinsiyetleri farklı iki çocuğun aynı beklentilerle büyütülmediği söylenebilir. Özellikle toplumun oluşturduğu cinsiyet stereotiplerine uyan, bilinçli veya bilinçsiz oluşturulmuş beklentiler ve kabullenişlerle büyütülen kız çocukları uslu, nazik, ağırbaşlı davranışları sonucunda bolca iyi geri bildirimler aldıklarından aileler istemeden de olsa kızlarının bu özelliklerini pekiştiriyor olabilirler. Yani kız çocuklarının akıllı uslu olması karakteristik bir özellik olabilmesiyle beraber kız çocuğunun beklentiyi karşılama çabası olması da bir ihtimaldir. Ailelerin erkek çocuklarının haylazlığına gülüp kız çocuklarının usluluğunu övmesi, ailelerin çocuklarına beklentilerini sessizce gösterme biçimidir. İşte o yüzden mesele uslu olan kız çocukları değil, neden çocuklardan böyle beklentilere girdiğimiz ve neyi yaramazlık, neyi usluluk olarak kabul ettiğimizdir.

