Cuma, Ekim 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Uzmanlık Olmadan Travmaya Müdahale Etmenin Bedeli: Bir Seanslık Şifa Vaadinin Ardındaki Riskler Nelerdir?

Uzmanlığı Olmayan Kişi ve Kurumlar Tarafından Yapılan Travma Müdahalelerinin Görünmeyen Riskleri
Travma alanında çalışmalar yapmak son yıllarda psikoloji ve ruh sağlığı alanında en çok ilgi gören konulardan biri haline geldi. Ancak bu ilginin beraberinde önemli bir sorun da ortaya çıkıyor. Travma konusunda yeterli klinik eğitimi ve yetkinliği olmayan kişilerin kendilerini “travma uzmanı” olarak konumlandırması ve travma tedavisi uygulaması.
Buradaki bahsedilen yalnızca kullanılan yöntemin bilimsel olup olmaması değildir. Travma çalışması; danışanın geçmişini dinlemekten, birkaç rahatlama egzersizi öğretmekten veya belirli bir teknik uygulamaktan çok daha fazlasıdır. Travma ile çalışan kişinin aynı zamanda psikopatolojiyi, risk değerlendirmesini, dissosiyasyonu, travma sonrası stres belirtilerini, eşlik eden bozuklukları, krizleri ve tedavi sınırlarını değerlendirebilmesi gerekir.
2025’te güncellenen travma yetkinlikleri modeli de travma alanındaki yeterliliği yalnızca bir teknik bilgisine indirgemiyor; travma bilgisi, psikososyal değerlendirme, müdahale becerileri, profesyonellik ve ilişki becerilerini birlikte ele alıyor.
Dolayısıyla temel soru şudur:
Travma yaşayan bireye yardım etmek isteyen kişinin gerçekten bunu yapabilecek klinik yeterliliği var mı?
Çünkü travma çalışmalarında iyi niyet, klinik yeterliliğin yerini tutamaz.

Travma Neden Özel Bir Uzmanlık Gerektirir?

Travma sonrası ortaya çıkan belirtiler oldukça geniş bir yelpazeye yayılabilir. Kişide yeniden yaşantılama, kaçınma, aşırı uyarılmışlık, uyku sorunları, öfke, suçluluk, utanç, dissosiyatif belirtiler, depresif belirtiler veya çeşitli kaygı belirtileri görülebilir.
Üstelik travma öyküsü çoğu zaman tek başına bulunmaz. Depresyon, anksiyete bozuklukları, madde kullanımı, kişilik patolojileri, dissosiyatif belirtiler veya intihar riski tabloya eşlik edebilir.
Bu nedenle terapistin ilk görevi “travmayı çözmek” değildir. İlk görevlerden biri doğru klinik değerlendirmeyi yapmaktır.
Örneğin bir danışan yoğun bir kaygıyla başvurduğunda, bunun travma sonrası bir belirti mi, panik bozukluk mu, depresyonla ilişkili bir durum mu, madde kullanımına bağlı bir tablo mu, yoksa başka bir psikiyatrik veya tıbbi durum mu olduğunu değerlendirmek gerekir.
Yeterli klinik eğitimi olmayan bir kişinin bütün belirtileri tek bir açıklamaya bağlaması bu nedenle risklidir:
“Bunun altında kesinlikle çocukluk travması var.”
Oysa klinik değerlendirme bir hikâyeyi doğrulamaya değil, olasılıkları birbirinden ayırmaya dayanır.

Terapist Travmatik Yaşantının Kendisine Olduğu Kadar Danışanın Mevcut Klinik Durumuna da Bakar
Terapiye başlamadan önce ve süreç boyunca şu sorular önemlidir:
Travma sonrası hangi belirtiler mevcut?
Belirtiler ne zamandır devam ediyor?
Günlük işlevsellik ne kadar etkilenmiş?
Dissosiyatif belirtiler var mı?
İntihar veya kendine zarar verme riski var mı?
Madde kullanımı söz konusu mu?
Başka bir psikiyatrik bozukluk eşlik ediyor mu?
Kişinin mevcut yaşamında devam eden bir tehdit var mı?
Travma odaklı müdahaleye şu anda uygun mu?

Hangi tedavi yaklaşımının uygulanması daha doğru?

NICE’ın (National Institute for Health and Care Excellence) PTSD tedavi önerileri de travma odaklı müdahalelerin eğitimli uygulayıcılar tarafından ve devam eden süpervizyon altında verilmesini; değerlendirme ve gerektiğinde güvenlik planlamasının tedavi sürecinin parçası olmasını vurguluyor.
Yani travma terapisi yalnızca “tekniği bilmek” değildir.
Doğru kişiye, doğru zamanda, doğru müdahaleyi seçebilmek gerekir.

Yetkin olmayan kişinin en büyük riski: Ne yaptığını değerlendirememesi

Yeterli eğitimi olmayan bir uygulayıcı, danışanın yaşadığı yoğun duygusal tepkiyi terapinin işe yaradığının göstergesi olarak değerlendirebilir.
Örneğin danışan bir seans sırasında ağlayabilir, titreyebilir, yoğun öfke yaşayabilir veya yıllardır konuşmadığı bir olayı anlatabilir.
Bunlar tek başına terapinin başarılı olduğunu göstermez.
Hatta bazı durumlarda kişi seans sonrasında daha fazla uyarılmış, kaygılı veya işlevselliği bozulmuş hâlde olabilir.
İyi bir terapist burada durup şunu sorar:
“Bu müdahale danışanda neye yol açtı?”
Yetersiz eğitim alan kişi ise:
“Travma açıldı, demek ki çalışıyor.”
şeklinde yorumlayabilir.
Bu yaklaşım tehlikelidir. Çünkü terapi sırasında ortaya çıkan yoğun duygusal aktivasyon, her zaman terapötik ilerleme anlamına gelmez.

Travmayı fazla hızlı açmak neye yol açabilir?

Travma tedavisinde danışanın yaşantısıyla çalışmak önemlidir. Ancak bunun zamanlaması, yoğunluğu ve kişinin baş etme kapasitesi klinik olarak değerlendirilmelidir.
Özellikle yoğun travma anlatımına kişinin hazırlanmadan sokulması;
belirgin anksiyete artışına,
uyku bozukluklarına,
kabuslarda artışa,
yoğun duygusal dalgalanmalara,
kaçınmanın artmasına,
dissosiyatif belirtilerin ortaya çıkmasına veya şiddetlenmesine,
günlük işlevsellikte geçici ya da daha uzun süreli bozulmaya
neden olabilir.
Burada önemli bir ayrım var: Travma odaklı psikoterapilerin kendisi “tehlikeli tedaviler” değildir. Aksine, uygun hastalarda kanıta dayalı travma tedavileri genel olarak güvenli ve etkilidir. PTSD için yapılan bir meta-analiz, psikolojik müdahalelerin genel olarak kontrol koşullarına kıyasla daha fazla zarar riski taşımadığını ve travma odaklı BDT’nin güvenlik açısından diğer psikolojik müdahalelerden daha kötü olmadığını göstermiştir.
Sorun, kanıta dayalı bir tedavinin eğitimli bir terapist tarafından uygulanması ile travma adı altında rastgele bir müdahalenin aynı şey olmamasıdır.

Yanlış uygulama ile tedavinin yan etkisini ayırmak gerekir

Psikoterapinin de istenmeyen etkileri olabilir. Bilimsel literatürde bunlar adverse events, adverse treatment reactions veya tedaviyle ilişkili olumsuz sonuçlar gibi kavramlarla ele alınıyor.
Önemli olan, her olumsuz sonucu “terapinin yan etkisi” olarak kabul etmemektir.
Örneğin doğru uygulanmış bir travma tedavisi sırasında kısa süreli duygusal zorlanma ile terapistin yanlış bir müdahale yapması aynı şey değildir.
Literatürde olumsuz sonuçlar arasında:
semptomlarda geçici veya belirgin kötüleşme,
yoğun duygusal sıkıntı,
tedaviye bağlı yeni sorunlar,
tedaviden kopma,
terapiste aşırı bağımlılık,
terapötik ilişkinin zarar görmesi
gibi durumlar tartışılmaktadır.
2023 yılında yayımlanan bir sistematik derleme de psikoterapi araştırmalarında olumsuz olayların raporlanmasının oldukça değişken olduğunu ve zararların sistematik biçimde izlenmesinin önemli olduğunu gösteriyor.
Dolayısıyla terapist yalnızca “tedavi işe yarıyor mu?” diye bakmaz.
“Danışana zarar veriyor olabilir miyim?” sorusunu da takip eder.

Dissosiyasyonun gözden kaçırılması
Travma alanında özellikle önemli konulardan biri dissosiyasyondur.
Bazı danışanlar yoğun stres altında kendilerini bedenlerinden kopmuş gibi hissedebilir, çevreyi gerçek dışı algılayabilir veya yaşantılarında süreksizlikler yaşayabilirler.
Yeterli eğitim almamış bir kişi bu belirtileri yanlış yorumlayabilir.
Örneğin danışanın seans sırasında “kendimi burada değilmiş gibi hissediyorum” demesini doğrudan:
“Travma çözülüyor.”
şeklinde yorumlamak klinik açıdan hatalı olabilir.
Çünkü burada önce kişinin ne yaşadığının değerlendirilmesi gerekir.
Dissosiyatif belirtiler, travma öyküsüyle ilişkili olabilir; ancak her dissosiyatif deneyim belirli bir travmanın kanıtı değildir.
Bu nedenle travma terapisi uygulayan kişinin yalnızca travma tekniklerini değil, travmanın karmaşık klinik görünümlerini de bilmesi gerekir.

Belleğe müdahale riski
Travma çalışmasının bir diğer hassas alanı bellektir.
Bellek, geçmiş olayların değişmeden saklandığı bir kayıt sistemi değildir; rekonstrüktif bir süreçtir. Bu nedenle terapistin kullandığı yönlendirici sorular veya danışana sunduğu açıklamalar, kişinin geçmişini hatırlama biçimini etkileyebilir.
Özellikle yeterli eğitim almamış bir uygulayıcı:
“Bedenin bunu hatırlıyor.”
“Bunu bilinçli olarak hatırlamıyorsun çünkü bastırmışsın.”
“Bu tepkin çocuklukta yaşadığın istismarın göstergesi.”
gibi ifadeleri klinik gerçeklik olarak sunarsa ciddi bir sınır aşılmış olur.
Danışanın gerçekten travmatik bir yaşantısı olabilir. Ancak mevcut bir belirtiden geçmişteki belirli bir olayın gerçekleştiği sonucunu çıkarmak mümkün değildir.
Daha da önemlisi, yetkin olmayan kişilerin danışana belirli bir senaryoyu tekrar tekrar sunması, bellekte yanlış veya çarpıtılmış hatırlama riskini artırabilecek bir telkin ortamı yaratabilir.
Buradaki tehlike yalnızca “yanlış bir anı” değildir.
Kişi ailesiyle ilişkilerini değiştirebilir, kendisi hakkında yeni bir anlatı oluşturabilir veya geçmişi konusunda ciddi bir belirsizlik yaşayabilir.
Bu nedenle travma çalışmasında terapistin görevi anı üretmek değil, danışanın getirdiği materyalle çalışmaktır.

“Tek seansta travma çözümü” neden özellikle sorunlu?

Travma tedavisinin hızlı sonuç verme ihtimali elbette kişiden kişiye değişebilir. Ancak “tek seansta travmayı çözüyoruz”, “travmayı tamamen temizliyoruz” veya “travmanın kök nedenini buluyoruz” gibi ifadeler klinik açıdan dikkatle ele alınmalıdır.
Çünkü travma sonrası belirtiler kişiden kişiye değişir.
Tek bir travmatik olay yaşamış bir kişi ile yıllarca süren çoklu travmalar yaşamış bir kişinin ihtiyaçları aynı değildir.
Ayrıca tedavinin amacı da yalnızca travmatik olayı anlatmak değildir.
Kanıta dayalı travma tedavilerinde travma anılarının işlenmesinin yanı sıra kaçınmanın azaltılması, travma ile ilişkili anlamların ele alınması, duygusal düzenleme, güvenlik ve işlevselliğin yeniden kazanılması gibi hedefler bulunur. NICE’ın erişkin PTSD önerileri bu bileşenlerin birkaçını açıkça tanımlıyor.
Dolayısıyla “travmayı çözdüm” demek ile kişinin gerçekten klinik olarak iyileşmesi aynı şey değildir.

Terapist ile yetkin olmayan uygulayıcı arasındaki fark
Buradaki fark yalnızca kullanılan yöntemde değildir.
Yetkin terapist:
Önce klinik değerlendirme yapar.
Tanı ve ayırıcı tanıyı düşünür.
Riskleri değerlendirir.
Travma odaklı çalışmanın uygun olup olmadığını belirler.
Kanıta dayalı yöntemleri tercih eder.
Müdahalenin yoğunluğunu danışanın durumuna göre ayarlar.
Süreci ölçer ve izler.
Kötüleşme belirtilerini fark eder.
Gerektiğinde süpervizyon alır.
Yetkinliğinin dışındaki durumlarda yönlendirme yapar.
Danışana yöntemin sınırlarını ve belirsizliklerini açıklar.
Yeterli yetkinliği olmayan kişi ise çoğu zaman tek bir yöntemi bütün sorunlara uygulama eğiliminde olabilir.
Danışanın her belirtisini aynı açıklamayla yorumlayabilir:
“Bu travmadan.”
Her yoğun duygusal tepkiyi:
“Travma açılıyor.”
Her hatırlamayı:
“Bilinçaltı ortaya çıktı.”
Her kötüleşmeyi:
“Direnç gösteriyorsun.”
şeklinde açıklayabilir.
İşte bu noktada terapi, danışanın durumunu değerlendiren bir klinik süreç olmaktan çıkıp tek bir teoriyi her danışana uygulayan kapalı bir sisteme dönüşebilir.
Bu durum özellikle tehlikelidir; çünkü yanlışlanamayan bir açıklama, uygulayıcının kendi hatasını fark etmesini de zorlaştırır.

Yetkinlik yalnızca eğitim almak değildir

Travma alanında çalışmak için bir eğitim programına katılmak elbette değerlidir. Ancak sertifika sahibi olmak ile klinik olarak yetkin olmak aynı şey değildir.
2025’te güncellenen travma yetkinlikleri modeli, travma alanında çalışan profesyoneller için yalnızca bilgi değil; değerlendirme, müdahale, profesyonellik ve ilişki becerilerini kapsayan geniş bir yeterlilik çerçevesi tanımlıyor.
Ayrıca APA’nın güncel PTSD klinik uygulama kılavuzu da tedavi önerilerini sistematik kanıt değerlendirmesi, yarar-zarar dengesi ve hasta tercihleri üzerinden oluşturuyor.
Bu nedenle “Bir travma eğitimi aldım” demek, tek başına:
“Travma tedavisi yapabilecek klinik yeterliliğe sahibim.”
anlamına gelmez.
Özellikle ruh sağlığı profesyoneli olmayan veya klinik değerlendirme konusunda eğitim almamış kişilerin psikoterapi ve travma tedavisi sunduğunu iddia etmesi bu açıdan çok daha ciddi bir sorun hâline gelir.

En ciddi zarar bazen tedavinin gecikmesidir
Yetkin olmayan bir uygulamanın zararı yalnızca semptomların artması değildir.
Belki de en sık gözden kaçan risklerden biri etkili tedavinin gecikmesidir.
Bir danışan aylarca “travma temizleme”, “bilinçaltı açma” veya benzeri bir süreçte tutulurken aslında PTSD, majör depresif bozukluk, panik bozukluk, dissosiyatif bozukluk veya başka bir klinik durum için uygun tedaviden uzak kalabilir.
Üstelik kişi başarısızlığı kendisine bağlayabilir:
“Demek ki benim travmam çok derin.”
“Ben direnç gösteriyorum.”
“Henüz yeterince çalışmadığım için iyileşemedim.”
Böylece uygulayıcının yetersizliği danışanın kişisel başarısızlığı gibi yorumlanabilir.
Bu da terapötik zararın en görünmez biçimlerinden biridir.

Sonuç: Travma alanında sınır bilmek de bir yetkinliktir

Travma çalışmak, danışanın acısına dokunmayı gerektirir. Fakat bu yakınlık, klinik sınırların ortadan kalkması anlamına gelmez.
Tam tersine, travma söz konusu olduğunda yetkinlik, etik sorumluluk ve sınırların önemi daha da artar.
Bir terapist yalnızca “travmayı nasıl çalışacağını” bilmez.
Kiminle çalışacağını, ne zaman çalışacağını, ne kadar yoğunlukta çalışacağını ve ne zaman durması gerektiğini de bilir.
Danışanın yoğun ağlaması, bir anıyı anlatması veya güçlü bir bedensel tepki göstermesi tek başına terapinin başarılı olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde terapinin zorlayıcı olması da otomatik olarak işe yaradığı anlamına gelmez.
Klinik müdahalenin amacı danışanı mümkün olduğunca yoğun bir duygusal deneyimin içine sokmak değil; güvenli, ölçülebilir ve kanıta dayalı bir iyileşme süreci oluşturmaktır.
Bu nedenle travma alanında belki de en önemli etik ilke şudur:
Bir insanın kırılganlığı, uzmanlık iddiasında bulunmak için değil; daha fazla özen göstermek için bir nedendir.
Travma yaşamış bir kişinin yardım araması zaten başlı başına bir güven ilişkisinin başlangıcıdır. Bu güveni hak etmek ise yalnızca iyi niyetle mümkün değildir. Eğitim, klinik yetkinlik, süpervizyon, bilimsel kanıt, risk farkındalığı ve etik sorumluluk gerektirir.
Çünkü travma tedavisinde yanlış müdahalenin bedeli yalnızca zaman kaybı değildir. Bazen artan semptomlar, bozulan ilişkiler, geciken doğru tedavi, zedelenen öz-yeterlik duygusu ve kişinin kendi yaşantısına duyduğu güvenin sarsılması olabilir.
Bu nedenle travma çalışmak herkesin yapabileceği bir iş değildir.
Ve bunu söylemek travma tedavisini zorlaştırmak değil; tam tersine, gerçekten ihtiyaç duyan insanların güvenli ve nitelikli tedaviye ulaşmasını savunmaktır. Psikolojiye dair fikir sahibi olmak ile psikoloji bilimini bilmek arasında fark vardır.

Kaynakça

  • Referanslar
  • American Psychological Association. (2025). Clinical practice guideline for the treatment of posttraumatic stress disorder (PTSD) in adults. https://www.apa.org/ptsd-guideline
  • American Psychological Association, APA Task Force on the Assessment of Trauma. (2025). Professional practice guidelines for psychologists in the assessment of psychological trauma in adults. APA Trauma Assessment Guidelines
  • Cook, J. M., Newman, E., & New Haven Trauma Competency Group. (2025). Revised trauma competencies for education and training: Consensus updates and highlights. Psychological Trauma: Theory, Research, Practice, and Policy. Advance online publication. https://doi.org/10.1037/tra0002069
  • Hoppen, T. H., Lindemann, A. S., & Morina, N. (2022). Safety of psychological interventions for adult post-traumatic stress disorder: Meta-analysis on the incidence and relative risk of deterioration, adverse events and serious adverse events. The British Journal of Psychiatry. https://doi.org/10.1192/bjp.2022.111
  • Klein, J. P., Rozental, A., Sürig, S., & Moritz, S. (2024). Adverse events of psychological interventions: Definitions, assessment, current state of the research and implications for research and clinical practice. Psychotherapy and Psychosomatics, 93(5), 308–315. https://doi.org/10.1159/000540212
  • Linden, M. (2013). How to define, find and classify side effects in psychotherapy: From unwanted events to adverse treatment reactions. Clinical Psychology & Psychotherapy, 20(4), 286–296. https://doi.org/10.1002/cpp.1765
  • National Institute for Health and Care Excellence. (2018). Post-traumatic stress disorder (NICE Guideline NG116). NICE – Post-traumatic stress disorder
  • Ram, D., Manjunatha, N., & Math, S. B. (2026). Negative events in psychotherapy: A narrative review. Industrial Psychiatry Journal, 35(1), 15–24. https://doi.org/10.4103/ipj.ipj_114_25
Gizem Ertan
Gizem Ertan
Yakın Doğu Üniversitesi İngilizce Psikoloji Bölümü mezunuyum. Nöropsikoloji ekseninde yetişkin psikolojisi, travma ve suç psikolojisi alanlarına akademik düzeyde ilgi duyar; bilişsel süreçler, duygu düzenleme ve davranış ilişkisi üzerine çalışmalara yönelirim.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar