Cuma, Ekim 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Overthinking Değil, Belirsizliğe Tahammülsüzlük mü?

Zihnimiz Neden Cevabı Olmayan Soruların Peşinden Gitmeye Devam Eder?

“Acaba neden böyle davrandı?”, “Doğru kararı mı verdim?”, “Mesajıma neden cevap vermedi?” “Ya kötü bir şey olursa?” Bu sorular, günlük yaşamda zihnimizi uzun süre meşgul edebilir. Çoğu zaman bu durumu “çok düşünüyorum” ya da günümüzde yaygın kullanılan ifadeyle “overthinking yapıyorum” şeklinde tanımlarız. Ancak sürekli düşünmenin altında yalnızca fazla düşünme eğilimi değil, belirsizliğe tahammülsüzlük de bulunabilir. Belirsizliğe tahammülsüzlük, kişinin gelecekte meydana gelebilecek olayların belirsizliğini ve öngörülemezliğini kabul etmekte zorlanması olarak açıklanabilir. Belirsizlik çoğu insan için rahatsız edici olsa da bazı kişiler belirsizliği daha tehdit edici olarak algılayabilir. Bu kişiler, henüz gerçekleşmemiş olumsuz sonuçlar hakkında daha fazla düşünmeye ve geleceği kontrol etmeye çalışabilirler (Carleton, 2016).

Belirsizlik Neden Bu Kadar Rahatsız Edici?

İnsan zihni çevresindeki dünyayı anlamlandırmaya ve geleceği tahmin etmeye çalışır. Bu özellik hayatta kalma açısından oldukça işlevseldir. Örneğin, yaklaşan bir sınav hakkında düşünmek çalışmamıza yardımcı olabilir. Ancak belirsizlik kontrol edilemeyecek kadar yüksek olduğunda aynı düşünce süreci problem çözmekten çıkıp sürekli bir zihinsel döngüye dönüşebilir. Belirsizliğe tahammülsüzlüğü yüksek olan bir kişi, “Henüz bilmiyorum” cevabını kabul etmekte zorlanabilmektedir. Bunun yerine farklı senaryolar üretmeye başlayabilir: “Peki ya şu ihtimal gerçekleşirse?” “Ya böyle olursa?” Bu soruların her biri geçici olarak kontrol hissi sağlayabilmektedir. Ancak cevap bulunamadığında zihin yeni sorular üretmeye devam edebilir. Bundan dolayı, sürekli düşünmek her zaman bir çözüm arayışı olmamaktadır. Bazen düşünmek, kişinin belirsizlik karşısında hissettiği rahatsızlığı azaltma girişimi olabilmektedir.

Overthinking ile Problem Çözmek Aynı Şey Değildir

Her düşünme sürecini “overthinking” olarak değerlendirmek doğru olmaz. Tekrarlayıcı düşünme ile problem çözme arasında önemli bir fark bulunmaktadır. Problem çözme, seçenekleri değerlendirmeyi, belirli bir probleme yönelik bilgi toplamayı ve mümkün olduğunca bir eylem planı oluşturmayı içermektedir. Fakat, kaygı odaklı ve tekrarlayıcı düşünmede kişi çoğu zaman aynı sorunun etrafında dönmeye devam edebilir. Yeni bir çözüm üretmek yerine aynı düşünceyi farklı biçimlerde tekrarlayabilir. Örneğin bir kişinin “Yarınki sunum için nasıl daha iyi hazırlanabilirim?” diye düşünmesi problem çözmeye yönelik olabilir. Buna karşılık, “Ya herkes başarısız olduğumu düşünürse?” “Ya kötü geçerse?” “Ya bir hata yaparsam?” şeklindeki düşüncelerin saatlerce devam etmesi, kişinin belirsizliği ortadan kaldırmaya çalıştığını gösterir.

İlişkilerde Belirsizlik ve Sürekli Düşünme

Belirsizliğe tahammülsüzlük kişilerarası ilişkilerde belirgin hale gelebilmektedir. Bir mesajın geç cevaplanması, ilişkinin geleceğinin net olmaması, bir kişinin davranışındaki değişiklik zihinsel olarak yoğun bir süreci başlatabilir. “Bana kızdı mı?”, “Benden uzaklaşıyor mu?”, “Neden eskisi gibi davranmıyor?” gibi soruların kesin bir cevabı olmadığı için kişi kendi zihninde farklı açıklamalar üretmeye başlayabilir. Sosyal medya da bu süreci güçlendirebilir. Çevrimiçi durumlar, görüldü bilgileri, paylaşımlar veya takip değişiklikleri kişiye sürekli yeni yorumlama fırsatları sunabilir. Ancak zihnin ürettiği her açıklama gerçeği yansıtmayabilir. Belirsiz bir durumu açıklamak için oluşturduğumuz düşünceler, çoğu zaman yalnızca olasılıkları oluşturur.

Belirsizliği Ortadan Kaldırmaya Çalışmak

Belirsizliğe tahammülsüzlüğün önemli bir özelliği, kişinin belirsizliği mümkün olduğunca azaltma çabasıdır. Aynı konuyu tekrar tekrar başkalarına sormak, sürekli mesaj kontrol etmek, gelecekte yaşanabilecek bütün senaryoları zihinde canlandırmak veya internette araştırma yapmak buna örnek olabilir. Bu davranışlar kısa vadede kişiye rahatlama sağlasa da kişi rahatlamak için tekrar tekrar kontrol ettiğinde, zihninde “Belirsizlik tehlikelidir ve onu ortadan kaldırmam gerekir” şeklinde bir öğrenme oluşabilmektedir. Böylece kontrol davranışı sürdükçe belirsizliğe tolerans geliştirmek daha zor hale gelir. Bu noktada asıl amaç, her sorunun cevabını bulmak değil, bazı soruların bir süre cevapsız kalabileceğini kabul edebilmektir.

Belirsizliğe Tahammül Geliştirilebilir mi?

Belirsizliğe tahammül sabit bir özellik değildir. Kişi belirsizlik karşısında yaşadığı rahatsızlığı fark ederek ve bu rahatsızlığa rağmen yaşamına devam etmeyi öğrenerek toleransını geliştirebilir. Bunun ilk adımlarından biri, “Bu düşüncenin kesin bir kanıtı var mı?” diye kendimize sormaktır diyebiliriz. İkinci olarak, kontrol edebileceğimiz ve edemeyeceğimiz şeyleri ayırmak yardımcı olabilir. Örneğin başka bir insanın ne zaman mesaj göndereceğini kontrol edemeyiz; ancak kendi günümüzü nasıl geçireceğimizi kolayca kontrol edebiliriz. Bununla birlikte, belirsizliği hemen ortadan kaldırmak yerine kısa süreliğine onunla kalmayı öğrenmek de önemlidir. Çünkü amaç hiçbir zaman kaygı hissetmemek değildir. Asıl amaç, belirsizlik varken de işlevsel kalabiliyor olmaktır.

Sonuç

Bazen zihnimizin durmadan düşünmesinin nedeni cevabı bulamamış olmamız değil, cevapsızlığı kabul etmekte zorlanmamızdır demek yanlış olmaz. Belirsizlik yaşamın kaçınılmaz bir parçasıdır. İlişkilerimizin, geleceğimizin, kariyerimizin veya kararların tamamını önceden bilmemiz mümkün değildir. Bundan dolayı, her düşünceyi çözülmesi gereken bir problem olarak görmek yerine, bazı soruların bir süre cevapsız kalabileceğini kabul etmek psikolojik açıdan daha işlevsel olabilmektedir. Bence, kendimize sormamız gereken soru “Bunu nasıl kesin olarak öğrenebilirim?” değil, “Bunu şu an bilmeden de hayatıma devam edebilir miyim?” sorusudur. Çünkü zihinsel huzur, her belirsizliğin cevabını bulduğumuzda değil; bazı cevapların henüz elimizde olmadığını kabul edebildiğimizde başlayabilir.

Kaynakça

  • Carleton, R. N. (2016). Into the unknown: A review and synthesis of contemporary models involving uncertainty. Journal of Anxiety Disorders, 39, 30–43. https://doi.org/10.1016/j.janxdis.2016.02.007
  • Dugas, M. J., Gosselin, P., & Ladouceur, R. (2001). Intolerance of uncertainty and worry: Investigating specificity in a nonclinical sample. Cognitive Therapy and Research, 25(5), 551–558. https://doi.org/10.1023/A:1005553414688
  • Freeston, M. H., Rhéaume, J., Letarte, H., Dugas, M. J., & Ladouceur, R. (1994). Why do people worry? Personality and Individual Differences, 17(6), 791–802. https://doi.org/10.1016/0191-8869(94)90048-5
Rojda Didem Özen Günaydın
Rojda Didem Özen Günaydın
Rojda Didem Özen Günaydın, stratejik yönetim, kurumsal yönetim ve organizasyonel gelişim alanlarında çok yönlü deneyime sahiptir. Lisans eğitimini İstanbul Bilgi Üniversitesi İngilizce İşletme programında tamamlamış; akademik altyapısını satış, pazarlama, insan kaynakları ve operasyon yönetimi gibi farklı disiplinlerde edindiği saha tecrübesiyle güçlendirmiştir. Kurumsal kariyeri ile birlikte sosyal sorumluluk ve gönüllülük çalışmalarına da önem veren Günaydın; İHH İnsani Yardım Vakfı, Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği ve çeşitli yardım kuruluşlarında gönüllü olarak görev almış, dezavantajlı bireylerin desteklenmesine yönelik projelerde aktif rol üstlenmiştir. Kadınların iş gücüne katılımını artırmayı hedefleyen platform ve projelerde yer alarak sosyal etki odaklı çalışmalara katkı sağlamıştır. Bunun yanı sıra NLP Practitioner ve Yaşam Koçluğu, Transaksiyonel Analiz, EFT, farkındalık, psikoloji ve iletişim temelli çeşitli eğitim ve sertifika programlarını tamamlamıştır. Bu birikim, liderlik yaklaşımını insan odaklı, bütüncül ve iletişim gücü yüksek bir zemine taşımaktadır. Ayrıca, Rojda Didem Özen Günaydın iyi düzeyde İngilizce bilmektedir. Çok disiplinli bakış açısı, güçlü iletişim becerileri ve stratejik düşünme yetkinliğiyle hem iş dünyasında hem de sosyal alanda değer üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar