Beslenme düzeni söz konusu olduğunda, ilk akla gelen açlık ve tokluk mekanizmaları etrafında şekillenen fizyolojik ihtiyaçlardır. Yeme davranışının ortaya çıkmasındaki temel belirleyicilerden biri fizyolojik açlık olmakla birlikte, güncel araştırmalar bireylerin psikolojik durumlarının da yeme davranışı üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu vurgulamaktadır.
Anormal duygu deneyimleri ya da günlük yaşamda karşılaşılan duygusal yoğunluğun baş edilmesi güç seviyelere ulaşması, bireylerin dışsal rahatlama yollarına yönelmesine sebep olabilmektedir. Bu durumlarda ortaya çıkan kontrolsüz yeme davranışının psikolojik temelleri olduğu söylenebilir. Literatürde bu durum “duygusal yeme” olarak adlandırılmakta olup, özellikle obez bireylerde, normal kiloya sahip olmasına rağmen sürekli diyet yapan kişilerde ve farklı yeme bozukluklarına sahip bireylerde daha sık görüldüğü belirtilmektedir (Ouwens vd., 2003).
Duygusal yeme davranışı sergileyen bireylerin, durumlarını çoğunlukla gizleme eğiliminde oldukları ve yeme davranışını sosyal ortamlardan ziyade yalnız oldukları kapalı alanlarda gerçekleştirdikleri görülmektedir. Ayrıca, duygusal yeme bozukluğuna sahip bireylerin düşük benlik algısı ve yetersizlik hissi ile ilişkili özellikler gösterdiği de belirtilmektedir (Taylor vd., 1996; Waller ve Matoba, 1999).
Duygusal Yeme ve Psikolojik Faktörlerin Yeme Davranışına Etkisi
Duygusal yeme, bazı bireylerde duygusal dalgalanmaların etkisiyle ortaya çıkan ve yalnızca belirli dönemlerde görülen geçici bir davranış örüntüsü olarak değerlendirilirken, bazı bireylerde ise psikolojik bozukluklara ikincil olarak eşlik eden daha kronik bir özellik gösterebilmektedir. Psikolojik bozukluklar, bireylerin iştah düzeni üzerinde hem artırıcı hem de azaltıcı yönde etkiler oluşturabilmektedir. Örneğin, toplumda yaygın olarak görülen depresyonun bireyler üzerinde genellikle kilo kaybına neden olan iştah azaltıcı bir etkisi olduğu üzerinde durulmaktadır. Diğer yandan, depresyonun bir alt türü olan ve “gülümseyen depresyon” olarak bilinen atipik depresyonda ise bireylerin iştahında artış görülebilmektedir (Sevinçer ve Konuk, 2013).
Bu kapsamda, Robbins ve Fray (1980) tarafından gerçekleştirilen bir çalışmada stres düzeyinin yeme davranışı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışma bulgularına göre stres, yeme davranışını hem artırıcı hem de azaltıcı yönde etkileyebilmektedir. Stresin orta düzeyde deneyimlendiği dönemlerde bireylerin yeme davranışlarında artış gözlenirken, stresin yoğun olarak hissedildiği durumlarda ise iştahın azaldığı belirtilmiştir (Robbins ve Fray, 1980). Yani stresin seviyesi, iştahın ne yönde değişeceğini belirlemektedir.
Duygu yoğunluğunun yanı sıra, farklı duygusal durumların deneyimlenme biçimi de duygusal yeme sürecini etkilemektedir. Farklı duyguların yeme miktarı üzerindeki etkisini inceleyen bir çalışmada, yorgunluk ve sıkıntılı ruh hali gibi tükenmişliği artıran duygulanımların yeme miktarında artış ile ilişkili olduğu; buna karşılık gerilim ve korku gibi duyguların ise yeme miktarında azalmaya yol açtığı belirtilmiştir (Mehrabian, 1980).
Hormonların Duygusal Yeme Sürecindeki Pekiştirici Etkisi
Yeme davranışı sonrasında bireylerin deneyimlediği anlık rahatlama hissi, ilerleyen süreçte ortaya çıkabilecek duygusal yeme davranışı üzerinde pekiştirici bir etki oluşturabilmektedir. Bu durum yalnızca yeme eyleminin gerçekleştirilmesiyle sınırlı değildir. Tüketilen besinlerin içerdiği bazı bileşenler de hormonal sistem üzerinde etkili olabilmektedir.
Örneğin, karbonhidrat ve protein içerikli besinlerin hormonlar üzerindeki etkisini inceleyen bazı çalışmalarda, bu besinlerin serotonin düzeyini artırabildiği belirtilmiştir (Gibson ve Green, 2002; Firk ve Markus, 2009). Duygusal yeme bağlamında değerlendirildiğinde, olumsuz duygulanım sonucunda ortaya çıkan yeme davranışının; yemek sonrasında hissedilen rahatlama duygusu ve hormonlar aracılığıyla desteklenen olumlu etkiler nedeniyle pekiştirilebildiği düşünülmektedir. Bu pekiştirme mekanizması sonucunda bireyin, ilerleyen dönemlerde olumsuz duygulanım karşısında yeniden yeme davranışına yönelme olasılığı artabilmektedir.
Duygusal Yeme ile Baş Etme
Duygusal yeme davranışının azaltılmasına yönelik müdahalelerde, diğer birçok psikolojik bozuklukta olduğu gibi farkındalık temelli yaklaşımlardan yararlanılmaktadır. Bu süreçte bireylerin öncelikle yeme davranışını hangi durumlar ve hangi duygusal yoğunluklar karşısında bir kaçış ya da baş etme yöntemi olarak kullandıklarını fark etmeleri hedeflenmektedir. Ardından bireyin baş etmekte zorlandığı duygu ve durumlar üzerine çalışılarak daha işlevsel baş etme becerileri geliştirilmeye çalışılır. Farkındalık meditasyonlarının duygusal yeme davranışı üzerindeki etkisini inceleyen bir çalışmada, bireylerin yeme davranışlarına ilişkin farkındalık geliştirmelerinin bu davranışlarda azalma ile ilişkili olduğu belirtilmiştir (Katterman vd., 2014).
Sonuç olarak, duygusal yeme davranışı yalnızca fizyolojik açlıkla açıklanamayacak kadar çok boyutlu bir süreçtir. Bireylerin yaşadığı stres, olumsuz duygular, psikolojik sorunlar ve hormonal süreçler yeme davranışı üzerinde etkili olabilmektedir. Özellikle yeme sonrasında hissedilen rahatlama duygusu, bu davranışın zamanla pekişmesine neden olabilmektedir. Bu nedenle, duygusal yeme davranışına yönelik müdahalelerde yalnızca beslenme düzenine odaklanmak yeterli değildir. Aynı zamanda bireylerin duygularını fark etmeleri, stresle baş etme becerilerini geliştirmeleri ve daha işlevsel baş etme yöntemleri kazanmaları da önem taşımaktadır.

