Perşembe, Mayıs 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Pandemiden Kalan Kolektif Travma

Bir haber geldiğinde neden farklı hissettiğimizi sorgulamak önemlidir. Yeni bir salgın haberi, bazılarını panikletirken, bazılarını kayıtsız bırakıyor. Mayıs ayında bir yolcu gemisinde hantavirüs vakası haberleri yayılmaya başladığında sosyal medya ikiye bölündü. Bir kesim “Yine mi başlıyor?” derken, diğer kesim “Birkaç vaka, abartmayın” şeklinde tepki verdi. İlginç olan, bu iki tepkinin zıt olmasıdır; ancak her ikisi de COVID-19’un zihnimizde ve bedenimizde bıraktığı izlerden, yani kolektif travmadan kaynaklanıyordu.

Travma, Anı Değil İzdir

Travmayı genellikle “geçmişte yaşanan kötü bir şeyin anısı” olarak tanımlarız. Ancak bu tanım yetersiz kalmaktadır. Travma, bedenin ve sinir sisteminin o deneyimi hâlâ taşıması anlamına gelir. Psikiyatrist Bessel van der Kolk, bu gerçeği yıllar önce net bir şekilde ifade etmiştir: “The body keeps the score” — beden skoru tutar, unutmaz. COVID-19 pandemisi boyunca milyonlarca insan belirsizlik, kayıp ve kontrol kaybı gibi duygular yaşadı. Bu durum, sinir sistemini kronik bir tehdit moduna soktu. Yeni bir salgın haberi geldiğinde beyin bu modu hatırlıyor; tehdit küçük olsa bile alarm çalıyor. Çünkü beden, geçmişi mantıkla değil, duyumla işler.

Panik ve kayıtsızlık, aynı yorgunluğun iki farklı yüzüdür. Her ikisi de bedenin “artık taşıyamıyorum” dediğinin işaretidir.

Pandemik Yorgunluk

Dünya Sağlık Örgütü, 2020’lerin ortasında “pandemic fatigue” kavramını tanımladı. Türkçeye pandemik yorgunluk olarak çevrilebilir; ancak bu yalnızca fiziksel bitkinlik anlamına gelmez. Uzun süren belirsizlik, kısıtlamalar ve tehditler karşısında yaşanan derin bir psikolojik tükenme halidir. Bu tükenmeyi yaşayan insanlar genellikle iki uçtan birine yönelir: Ya her yeni haberde aşırı uyanık ve kaygılı olurlar ya da tam tersine, her şeyi geçiştiren bir ilgisizliğe bürünürler. Hantavirüs haberlerine verilen tepkilerde gördüğümüz kutuplaşma tam olarak buydu. Farklı karakterler değil; aynı yorgunluğun farklı görünümleridir.

Kolektif travma kavramı, sosyolog Kai Erikson’ın çalışmalarına dayanır. Erikson’a göre kolektif travma, bir topluluğun ortak olarak yaşadığı yıkımın, o topluluğun bağlarını ve iç dünyasını aşındırmasıdır. Bireysel travmadan farkı, etrafınızdaki herkesin de aynı şeyi yaşaması ve bu deneyimin sessizce normalleşerek toplumun “yeni zemini” haline gelmesidir. COVID-19 tam da buydu. Yas ertelendi, belirsizlik olağan hale geldi ve güven sarsıldı. Şimdi herhangi bir salgın haberi geldiğinde beyin onu yalnızca tıbbi bir veri olarak işlemiyor; o haberi, birikmiş duygusal hafızanın süzgecinden geçiriyor. Ve bu süzgeç artık farklıdır.

Kabul etmek gerekir ki panik ve kayıtsızlık “yanlış” değildir. Her ikisi de, henüz tam işlenmemiş bir deneyimin yarattığı otomatik tepkilerdir. Kendimizi yargılamak yerine bu tepkileri gözlemlemek, çok daha işlevsel bir başlangıç noktası olacaktır. Bunun ötesinde, şu üç şey gerçekten fark yaratmaktadır:

  • Haber tüketimini sınırlayın. Günde birkaç kez güvenilir kaynaktan bilgi almak yeterlidir. Sürekli akış, tehdidin gerçek büyüklüğünden bağımsız olarak kaygıyı besler.
  • Kendi tepkinizi merak edin. “Bu habere neden bu kadar sert tepki verdim?” sorusu, COVID döneminden taşınan hangi duygunun hâlâ işlenmemiş olduğunu gösterebilir. Bu farkındalık, terapötik bir başlangıç noktası olabilir.
  • Belirsizlikle barışın. Her şeyin hemen netleşmeyeceğini kabul etmek, psikolojik esnekliğin belki de en önemli bileşenidir. Araştırmalar, belirsizliğe tahammül edebilen bireylerin kriz dönemlerinde çok daha az anksiyete yaşadığını göstermektedir.

Hantavirüs salgını büyük olasılıkla kontrol altında kalacak. Ancak bu haberler, COVID sonrası toplum olarak hâlâ iyileşme sürecinde olduğumuzu bir kez daha hatırlatıyor. Bu sürecin farkında olmak, hem bireysel hem de toplumsal sağlığın ilk adımıdır.

İrem Uygur
İrem Uygur
Lisans eğitimini psikoloji üzerine yapmıştır. Eğitim hayatı boyunca, nöropsikoloji ve kişisel gelişim alanlarında kapsamlı araştırmalar yapmış, bu bilgileri pratiğe dökmek adına çeşitli projelerde yer almıştır. Çocukların ve ergenlerin zihin gelişim süreçlerini anlamak ve onların potansiyellerini en üst düzeye çıkarmak için büyük bir tutkuyla çalışmaktadır. Dijital platformlarda da aktif olan İrem, psikoloji ile ilgili konuları anlaşılır ve etkileyici bir şekilde takipçileriyle buluşturmak ve toplumda farkındalık yaratmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar