Salı, Haziran 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Zihnimden Dökülenler – Bitmeden Biten Konuşmalar

Fark ettiniz mi bilmiyorum ama artık çoğu yazışmamız bitmeden bitiyor. Bir günaydın mesajıyla başlayan, akşam saatlerinde bir fotoğraf paylaşımıyla süren, sonra aniden ortada kalan o akış… Karşı taraftan gelen “doğru dedin”, “hahah çok tatlı” ya da sadece bir kalp emojisiyle sönümlenen o ekran, aslında bir vedanın huzurunu değil, tuhaf bir boşluğun belirsizliğini taşıyor. Ve evet, itiraf etmeliyim ki bu beni rahatsız ediyor.

Bir süre “Acaba sadece ben mi etkileniyorum?” diye düşündüm. Sonra, öğrendiğim bazı şeylerle bunun o kadar da masum bir durum olmayabileceğini fark ettim. Konunun içine girdim; bitmeden biten konuşmaları anlamaya ve anlatmaya çalıştım. Buradan sonrası, bir kısmı literatürden beslenen, bir kısmı da benim kendi çıkarımı olan bir okuma. Keyifli okumalar dilerim.

Yolda yürürken, işte, okulda biriyle karşılaşıp konuştuğumuzda etkileşimimizi genellikle “görüşürüz”, “hoşça kal” gibi cümlelerle bitiriyoruz. Hiçbir şey demeden çekip giderse birisi, şaşırabiliyor, hatta kızabiliyoruz değil mi? Mektuptan başlayarak, MSN ve SMS dahil pek çok iletişim biçiminin hep daha belirgin bir bitişi vardı; hatta çevrimdışı görüşmelerimizde de hâlâ var. Peki, WhatsApp, Telegram, Instagram ve X mesajlarında bu kapanışlar neden neredeyse yok oldu?

MSN ve SMS gibi mecralar sınırlıydı ve/veya pahalıydı. Her daim bilgisayar başında, MSN’de çevrimiçi olup sonsuza kadar cevap veremezdik. Günümüzde ise uygulamalar sınırsız ve sürekli; bu da konuşmaların belirgin başlangıç ve bitişlerini bulanıklaştırmış olabilir.

Kendi konuşmalarımı açtım ve son mesajlara baktım; benden ya da diğerinden… Hepsinin ortak noktası, bir bitirişin olmamasıydı. Görüşürüz yok, kendine iyi bak yok, yarın tekrar konuşuruz yok. Bitmiş ama bittiği belli olmayan konuşmalar.

Peki, neden bu kadar önemli?

Modern iletişimde insanlar artık yalnızca “konuşmayı nasıl sürdüreceğini” değil, “nasıl bitireceğini” de bilemediği için zorlanıyor olabilir. Bu durumun psikolojik arka planında, iletişimi — benim isimlendirdiğim şekliyle — bir “Askıda Kalan İletişim Döngüsü”ne dönüştüren çok katmanlı bir mekanizma işliyor gibi geliyor bana.

Her şey bir “açık uçlu bitiş” ile başlıyor. Burada Zeigarnik etkisini andıran bir durum devreye giriyor olabilir: tamamlanmamış olan şeyler zihinde daha aktif kalabiliyor. Bir konuşma belirgin bir veda ritüeliyle sonlanmadığında, zihin onu bitmemiş bir sosyal etkileşim gibi tutabiliyor. Ardından “sosyal belirsizlik ve anlam boşluğu” geliyor; zihin belirsizliği çoğu zaman kendi yorumlarıyla doldurma eğiliminde olduğu için, verisiz kaldığında hızla kendi senaryolarını üretmeye başlıyor. “Acaba soğuk mu davrandım?”, “Beni görmezden mi geliyor?” gibi sorular tam da burada çoğalıyor.

Bu noktada bağlanma sistemimiz de devreye girebilir. Belirsizlik birçok insan için tehditkâr gelebilir; özellikle kaygılı bağlanma eğilimleri olan kişiler bunu daha yoğun yaşayabilir. Daha kaçıngan eğilimleri olan kişiler ise bu açıklığı, duygusal mesafeyi korumak açısından daha tolere edilebilir bulabilir.

İşin en acı kısmı ise, benim “mikro reddedilme korkusu” dediğim şey. İnsanlar netleşmek istiyor ancak “Şimdi yazarsam rahatsız eder miyim?” ya da “Kapatırsam karşı tarafı kırar mıyım?” endişesiyle sürekli bir sosyal risk analizi yapıyor. Sonuçta, yanlış anlaşılma korkusuyla eylemsizliği seçiyoruz. Kapanış yapmıyoruz; çünkü kapanışın reddedilmek ya da ilgisizlik gibi algılanmasından çekiniyoruz. Böylece konuşma her sessizlikte sanki yeniden başlıyor; zihin boşluğu tekrar doldurmaya çalışıyor. Bu da düşük yoğunluklu ama süreğen bir ilişkisel stres yaratabiliyor.

Sürekli açık bir iletişim hattı, kişiler arası sınırları zamanla belirsizleştirebilir. Oysa bir ilişkiyi sürdürülebilir kılan şeylerden biri, onun nerede başlayıp nerede durduğunu da hissedebilmektir. Kapıyı açık bırakma ihtiyacı, bir tür sosyal performans kaygısının ürünü olabilir. Hepimiz potansiyelimizin biraz altında yaşıyor olabiliriz; çünkü zihinsel kapasitemizin bir kısmını bu bitirilmeyen konuşmalara, arka planda açık kalan sekmelere ayırıyoruz. Zihnimiz, başlangıç ve bitişi daha belirgin olan akışlarla baş etmeye daha yatkın görünüyor; modern dijital iletişim ise bizi daha sürekli, parçalı ve askıda kalan temas biçimlerine çekiyor. Bu da insanın ritim, sınır ve tamamlama ihtiyacıyla her zaman iyi örtüşmüyor.

Benim görebildiğim kadarıyla, tam olarak bu fenomene odaklanan yerleşik bir çerçeve yok; ama farklı literatürlerin kesişiminden okunabilecek çok sayıda bulgu var ve ben de bu yazıyı onlardan beslenerek kurdum. Yine de burada anlattıklarımın önemli bir kısmının kendi yorumum olduğunu belirtmem gerekir. Ama yine de şundan eminim: Bireysel olarak da toplumsal olarak da zihinsel kapasitemizin bir kısmını, fark etmeden, bu askıda kalan küçük gerilimlere ayırıyor olabiliriz. Oysa bu mikro düzeyde biriken yükleri sürekli taşımamıza, zihnimizi yormamıza, kendimizi ve sevdiklerimizi tüketmemize belki de gerek yok.

Ben kendi adıma bu yazıyı yazarken şunu öğrendim: Konuşmalarımı gerçekten sonlandırabilirim, kapanış yapabilirim. “Ben biraz işe döneyim, sonra yine haberleşelim”, “Haydi öptüm, yine konuşuruz” ya da “Görüşmek üzere :)” gibi basit kapanışlarla bağı koparmadan sınır çizebilirim. Belki yarım saat sonra yeniden başlatabilirim ve sonra yeniden bitirebilirim. Belki de böylece hem kendime hem de karşımdakine daha net, daha hafif bir iletişim alanı bırakabilirim.

Ceren Hazar
Ceren Hazar
Klinik psikolog Ceren Hazar, her insanın biricikliğine inanır. Psikoloji lisansının ardından klinik psikoloji yüksek lisans eğitimini tamamlarken, Bilişsel Davranışçı Terapi ve yeme bozuklukları konusunda uzmanlaşmıştır. Her kişinin ihtiyaçlarının farklı olabildiğini deneyimledikçe, Duygu Odaklı Terapi ve EMDR gibi farklı terapi ekolleriyle kendisini geliştirmeye devam etmektedir. Klinik pratiğinde depresyon, anksiyete, yeme bozuklukları, travma ve kendini gerçekleştirme uzmanlaştığı alanlar arasındadır. Kişilerin kendilerini daha iyi tanımalarına ve anlamalarına, eleştirmek yerine kendilerine şefkatle yaklaşmalarına destek olmayı önceliklendiren içerikler üretmeyi önemser.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar