Yapay zeka, hayatımızı gerçekten çok kolaylaştırsa da, frontal lobumuzun işlevinin etkilenmesine neden olmaya başladı. Daha önce bir paragraf yazarken ya da önemli bir mesaja yanıt verirken saatlerce düşünüp bir taslak oluştururken, şimdi sadece birkaç anahtar kelimeyi yapay zekaya yazıp gerekli metni rahatlıkla 5 dakika içinde ilgili yerlere iletebiliyoruz. Hatta yanımızda yapay zeka yoksa, yoksunluğa girmiş gibi tedirgin olup stresli tepkiler verebiliyoruz. İlk başta bu durum, sadece teknolojinin sağladığı bir kolaylık gibi görünse de, zamanla düşünme şeklimizi değiştiren bir alışkanlığa dönüşmeye başlıyor.
Peki, bunun bilimsel olarak nedeni ne? Bizi hayvanlardan ayıran beynimizin kısmı, ön tarafta bulunan frontal lob kısmıdır. Bu kısımda öğrenme, analiz etme, planlama ve karar verme gibi mekanizmalarımız bulunur. Ancak bu mekanizma ne kadar işlenirse o kadar iyi ve etkili çalışır; ne kadar kullanılmazsa o kadar körelir ve nasıl çalıştığını unutur. İnsan beyni, aslında çalıştırıldıkça gelişen bir yapıdır. Yani beynimiz sürekli kullanılmak isteyen bir sistemdir. Nasıl çalıştırılmayan bir kas zamanla güçsüzleşiyorsa, düşünmeyen bir zihin de zamanla üretmeyi bırakır.
Frontal lobu planlı bir ofise benzetebiliriz. Eğer belgeler düzenli yerlerde durursa ve haftanın belirli günlerinde kontrol edilirse, bir belge istendiği anda direkt olduğu yerden çıkarılıp verilebilir. Ama belgeler rastgele yerlere konursa ve uzun süre kontrol edilmezse, istenilen belge bulunana kadar bütün dosyalar yere bırakılıp tek tek bakılmaya çalışılır. Bu da zaman kaybettirir ve kaygıyı artırır. Beynimiz de tam olarak böyledir. Düşünmeyi ve üretmeyi bıraktığımız zaman zihinsel düzenimiz bozulmaya başlar. Aslında burada sorun yapay zekanın varlığı değil, zihnimizi kullanma alışkanlığımızı yavaş yavaş kaybetmeye başlamamızdır.
Kendimizi yormadığımız bir dünya, kısa süreli bir rahatlık sağlasa da ilerideki dönemleri etkileyebilir. Örneğin, bunu haz noktası üzerinden değerlendirelim. Kitap okumak haz noktamız olsun. Saatlerce etkinlik olarak kitap okuruz ve bu bizi mutlu eder. Ancak yapay zeka hayatımıza girdiğinden beri kitabı ona atıp özetini istediğimiz bir evreye giriyoruz. Bu sayede zamanı satın almış gibi görünsek de aslında kendimize harcadığımız zamanı kısaltıyoruz. Kendimizle ilgili verimliliği ve düşünme becerimizi düşürüyoruz. Çünkü bazen önemli olan sadece sonuca ulaşmak değil, o süreçte beynimizin kurduğu bağlantılardır.
Veya bir film görüyoruz ve onu izlemek istiyoruz. Ancak beğenip beğenmeyeceğimizi bilmediğimiz için yapay zekaya gönderip beğenip beğenmeyeceğimizi soruyoruz. O da bizi tanıdığı kadarıyla yorum yapıyor ve biz de ona göre karar veriyoruz. Aslında “karar veriyoruz” demek çok doğru olmaz. Çünkü bir noktadan sonra o karar veriyor ve biz de ona uyuyoruz. Çünkü artık bilinçaltımızda “robot bizden daha iyi düşünüyor” algısı oluşmaya başlıyor. Belki de en tehlikeli nokta tam olarak burada başlıyor. Çünkü insan kendi kararlarını vermeyi bıraktığında, zamanla kendi düşüncelerine olan güvenini de kaybetmeye başlıyor.
Aslında hayatımızı kendi ellerimizle monotonlaştırıyoruz. Birine aşk mesajı yazarken bile duygularımızı cümlelere dökmek yerine “yapay zeka benim duygularımla yazsın” diyoruz. Robotun gerçek bir duygusu olmadığını bildiğimiz halde bunu yapıyoruz. Kendimizle ilgili, ruhumuzla ilgili o farklılığı ortaya koymak yerine “en ideal nasıl olur?” diye düşünüp ona göre hareket ediyoruz. Bu da zamanla bizi birbirine benzeyen insanlar haline getiriyor. Çünkü artık insanlar hissetmekten çok kusursuz görünmeye çalışıyor.
Peki, bu sadece bizden dolayı mı oluyor? Aslında artık var olduğumuz düzen bizi buna yönlendiriyor. Hocalar, öğrencilerin kendi düşüncelerini ve cümlelerini önemsemek yerine tek bir doğru cümle istiyor. Tez hocaları, öğrencilerin yazdığı metni yapay zekaya atıp oradan sağlamasını yapıyor. İş yeri mülakatlarında artık yüz yüze iletişim yerine yapay zekayla hazırlanan testler ve cevaplar üzerinden değerlendirmeler yapılıyor. İngilizce mülakatlarında konuşma aşamasında bile yapay zeka kullanılıyor ve onunla konuşturuluyor. Çünkü artık çoğu yerde “robot bizden daha iyi bilir” düşüncesi hakim olmaya başlıyor. İnsanların düşüncelerinden çok, ne kadar “kusursuz” cevap verdikleri önemseniyor.
Burada anlamamız gereken şey aslında robotun bir frontal lobunun olmayışıdır. İnsan ne kadar bilgi yüklerse yapay zeka o kadarını analiz edip öğrenebilir. Siz ne kadar soru sorarsanız robota, o kadar bilgi işlenir ve o kadar iyi analiz yapılır. Yani yapay zekayı geliştiren şey yine insan beynidir. Ama sonuç olarak ilginç bir noktaya geliyoruz: Tebrikler, frontal lobu olan bir robot dünyaya getirdiniz. Kendinizi tebrik edin. Ama bir dakika… Kendinizi nasıl tebrik ediyordunuz? Durun, durun, yoksunluğa girmeyin. Hemen yapay zekaya sorun; o sorunuza da cevap verecektir…


