Salı, Haziran 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Ana Karakter Benim, Ben!

Tüm odak sende. Dünya senin etrafında dönüyor; her şey senin hikayene katkıda bulunmak için gerçekleşiyor. Yanındaki insanlar gelip geçici ya da senin kadar önemli değiller. Yolda yürürken, otobüse koşarken, ders dinleyip arkadaşınla konuşurken, kısacası sıradan bir gününün her detayındaki atmosfer boşuna değil. Güneş, rüzgâr, bulunduğun yer sadece ve sadece sana göre ayarlanmış, çünkü sen bu hikâyenin baş karakterisin. Sahne tamamen sana ait.

Sahnenin sana ait olması senin için yeterli değil. İnsanlar sahneni görmeli, seni fark etmeli. Hayatının her anının ne kadar güzel, estetik ya da dramatik olduğunu anlamalılar. Ya sana özenmeli, ya imrenmeli ya da seni tebrik etmeliler. Sadece senin sahneni hissetmen, o alanın sana yeterli olması, senin için yeterli değil. İnsanların o sahneyi izlemesine ihtiyacın var. O sahnenin insanlar arasında da uygun olması lazım. Sosyal medyada görünür olmak, bu modern dünyada senin için bir ihtiyaç haline gelmiş durumda. Peki, neden?

İnsanlardan aldığın onay ile oluşturduğun kimliği kabul etme ihtiyacın var. “Ben bunu, böyle seviyorum,” deyip, onu aynen o şekilde sevmeye, yapmaya devam etmek, diğer insanlar “Evet, o, bunu, böyle seviyor ve bu gayet makul,” demediği sürece senin için anlamsız bir hale gelmiş durumda.

“Main Character Syndrome” yani “Ana Karakter Sendromu” klinik bir tanı olmasa da sosyal medyada sıkça rastladığımız bir kavram. Biraz irdelendiğinde, aslında altında psikolojik ihtiyaçlara dayandığını fark edebiliriz. Sen, insanlar tarafından onaylanmak, bir kitleye ait olmak, milyarlar arasında özel olmak ve hayatına anlam katmak istiyorsun. Bunlar için fotoğraflarının beğenilmesi, bulunduğun ortamın seni odak haline getirmesi, yaşadığın her deneyimin binlerce insan tarafından görülüp “vay be” demesine ihtiyacın var. Halbuki, kendi kendine yetebilmek seni, kendi hikâyenin başrolü haline getirecek yegâne şey ve senin bunun farkına varman lazım.

Sosyal medyadaki görünümün, gönderini beğenenlerin sayısı, insanların senin en küçük detaylarınla ilgili yaptığı olumlu ya da olumsuz yorumlar, elbette seni etkileyecektir; sen sosyal bir varlıksın. Aldığın iltifatlarla özgüvenin artacak, eleştirildiğin noktalar belki de farkında olmadığın hatalarının dikkatini çekmesini sağlayacak. Ancak bunlara muhtaç olmak veya bu tarz yorumlara bağımlı bir şekilde kendi görüşlerini de katmadan hareket etmek, seni kendi hayatının yan karakteri haline getirmekten başka bir işe yaramayacak.

Aslında dikkat etmen gereken şey çok basit. İlla “kimse beni görmeden, kendi kendime yaşayayım” romantizmine girmeden ve “bakın ben buradayım, gelin beni onaylayın” bağımlılığına saplanmadan dengede kalmak. Hayatın sadece sana özel bir performans halinde olmalı. Kendini önemli hissetmelisin, çünkü öylesin. İnsanlar dedi diye değil, gerçekten öyle olduğun için böyle hissettiğinin farkında olmak gerektiği için önemli ve özelsin. Gidip atmosferik bir kafede kahveni yudumlayarak kitabını okumalısın ve bu hali hazırda güzel gözüküyor olmalı. Dışarıya güzel gözüksün diye değil, güzelliğinin senin için yeterli bir gerçek olmasından dolayı.

Devamlı bir performans halinde yaşamak oldukça yorucu. Tüm doğallığı ve gerçekliğiyle güzel olan deneyimlerini yaşamanın önüne engel teşkil eder. Hayatın anlatılacak bir hikâye değil, onu o an yaşaman lazım. Tüm gerçekliğiyle anda olmak yerine anı kontrol etmeye çalışma. Unutma ki o anın başrolü olmalısın, yönetmeni değil.

İnsan doğası gereği kendine ve nasıl gözüktüğüne odaklı olma eğilimindedir. Zaten doğanın gereği başrol sensin. Sen aslında tam olarak neyi nasıl yapman, yaşaman ve o anın ne kadar sana özel olduğunun farkındasın, bunu biliyorsun. Onaya ihtiyacın yok, olmamalı. Sen, senin için iyi olanı biliyorsun. Senin kimliğin diğerlerine bağlı değil.

“Ana Karakter Sendromu” dediğimiz şey de bir kişilik bozukluğu göstergesi, narsisimin ilk adımı gibi bir durum değil. Kendini sürekli bir sahnede hissetmek, başkalarının bakışı üzerinden varlığını doğrulamak… Bu yorucu süreç, seni senden uzaklaştırıyor. Sahnede kaybolmamak senin elinde. Sahneyi hissetmek, sahnenin tadına seyircilere aldırış etmeden varabilmek de. En güçlü başrole sahip olan hikaye, onaylardan kopup yaşamaya devam ettiğin hikayedir.

İpek Altan
İpek Altan
İpek Altan, 2022 yılında ODTÜ Koleji’nden mezun olduktan sonra TED Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde lisans eğitimine başlamıştır. Klinik psikoloji, adli psikoloji ve travma psikolojisinin yanı sıra psikanalitik ve psikodinamik yaklaşımlara ilgi duymaktadır. Üniversite topluluklarında aktif rol alarak ve çeşitli eğitim, seminer ve etkinliklere katılarak akademik gelişimini sürdürmektedir. İlgi alanları arasında ruhsal süreçler, suç davranışlarının psikolojik temelleri ve travmatik yaşantıların birey üzerindeki etkileri yer almaktadır. Psikolojiyi disiplinler arası bir perspektifle ele alarak hem akademik hem de toplumsal düzeyde farkındalık yaratmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar