Pazartesi, Haziran 8, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

SINIR KOYAMAYAN İYİLİK

Dışarıdan bakıldığında uyumlu, anlayışlı ve fedakar görünmek çoğu zaman “iyilik” olarak tanımlanır. Bu özelliklere sahip birey, insanları kırmamak, sorun çıkarmamak ve ilişkileri korumak amacıyla hareket ediyor olabilir. Ancak bazen bu iyilik hali, yalnızca karşı tarafı düşünmekle ilgili değildir. Daha derin bir inceleme yapıldığında, kişi sevilmek ve kabul görmek için uyumlanmayı öğrenmiş olabilir.

Peki, sevilmek için uyumlanmak gerçekten bir seçim midir?

Özellikle çocukluk döneminde sevgiyi koşullu deneyimleyen birey, kendi ihtiyaçlarını geri plana atmayı ve duygularını bastırmayı öğrenebilir. Böyle bir ilişkilenme biçiminde kişi, “iyi” oldukça kabul gördüğünü hisseder. Zamanla bu durum yalnızca bir davranış biçimi olmaktan çıkar; kişinin ilişki kurma şekline dönüşür. Hayır diyememek, sınır koyamamak ve sürekli anlayış göstermek de bu öğrenilmiş örüntünün bir parçası olabilir.

Dolayısıyla bazı insanlar için “hayır” demek yalnızca bir sınır belirtmek değildir. Hayır demek; sevilmeme, reddedilme, yanlış anlaşılma ya da suçlu hissetme korkusunu beraberinde getirebilir. Bu nedenle sınır koyamamak çoğu zaman bir seçimden çok, geçmiş ilişkisel deneyimlerin sonucu olan bir öğrenmedir.

Kişi hayır diyemedikçe kendi sınırlarını korumakta zorlanabilir. Oysa psikolojik olarak sağlıklı ilişkiler belirli sınırlar içerisinde kurulur. Sürekli anlayış göstermek, her sorumluluğu üstlenmek ve kendi ihtiyaçlarını görmezden gelmek bir süre sonra yoğun bir duygusal yük yaratabilir. Fazla iyilik bazen bastırılmış öfkeye dönüşebilir. Buradaki mesele öfkeli biri olmak değil, öfkeyi sağlıklı bir şekilde ifade edebilmektir.

Bazı bireyler kendi ihtiyaçlarını dile getirdiklerinde bencil, yetersiz ya da kötü biri gibi hissedebilirler. Çünkü çocuklukta öğrenilen ilişki biçimleri, kişinin yetişkinlikte kendisini nasıl konumlandıracağını da etkileyebilir. Bu nedenle kişi çoğu zaman karşı tarafı memnun etmeye çalışırken kendi duygusal ihtiyaçlarını fark etmekte zorlanabilir.

Hayır diyemeyen ve sınır koyamayan kişi zamanla aşırı fedakâr bir role bürünebilir. Bu kadar çabanın ve anlayışın içinde neden hala yorgun hissettiğini ya da ilişkilerinin neden onu beslemediğini anlamakta zorlanabilir. Çünkü sürekli veren taraf olmak, kişinin kendi ihtiyaçlarına yabancılaşmasına neden olabilir.

Çocukluk döneminde “iyi olmayı” öğrenen birey, yetişkinlikte bu örüntünün ilişkilerinde kendisini zorladığını fark ettiğinde bu kez “O zaman kötü biri mi olmalıyım?” sorusuyla karşılaşabilir. Oysa mesele iyi ya da kötü olmak değildir. Asıl mesele, kişinin başkalarına gösterdiği anlayışı kendisine de gösterebilmesidir.

Peki, iyilik yaparken kendi sınırlarını korumak mümkün müdür?

Evet. Hatta psikolojik olarak sürdürülebilir ve sağlıklı olan tam da budur. Çünkü kendi sınırlarını tamamen yok sayarak sürdürülen ilişkiler zamanla öfke, suçluluk, tükenmişlik ve duygusal yorgunluk yaratabilir. Sağlıklı iyilik ise kişinin kendinden vazgeçmeden ilişki kurabilmesidir.

Sınır koymak sevgisizlik değildir. Hayır diyebilmek, karşı tarafı değersiz görmek anlamına gelmez. İnsan hem anlayışlı hem de sınırları olan biri olabilir. Çünkü gerçek iyilik, yalnızca başkalarını korumak değil, gerektiğinde kendini de koruyabilmektir.

Elzem Topal
Elzem Topal
Klinik Psikolog Elzem Topal, İstanbul Aydın Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunu olup Beykent Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji yüksek lisansını tamamlamıştır. Çocuk, ergen ve yetişkinlerle farklı kurumlarda çalışmış; BDT, Mindfulness, Aile Danışmalığı ve psikolojik değerlendirme testleri alanlarında eğitimler almıştır. Şu anda kendi kliniğinde yetişkin terapisi ağırlıklı olarak online ve yüz yüze psikoterapi hizmeti sunmakta, aynı zamanda psikoloji alanında yazılar üretmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar