Cuma, Mayıs 22, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İçimizde Basılan Tuşlar: Duygularımız Bize Ne Söylüyor?

Bazen içimizde neler olduğunu, nasıl hissettiğimizi anlamlandırmakta ve hatta isimlendirmekte zorlanabiliyoruz. Kimi zaman “Şimdi zamanı değil”, “Biraz daha dayanabilirim”, “Abartıyor olabilirim” gibi düşüncelerle bazı duyguları ertelemeye ya da görmezden gelmeye çalışıyoruz. Ancak yok sayılan duygular tamamen kaybolmuyor; çoğunlukla daha yüksek sesle kendilerini hatırlatacak başka yollar buluyorlar.

Duygulara Kulak Vermek

Duygular denildiğinde çoğu zaman aklımıza yalnızca “iyi” ya da “zorlayıcı” hisler geliyor olabilir. Oysa belki adı aklımıza dahi gelmeyen pek çok farklı duygu var; üzüntü, kaygı, korku, neşe, öfke, tiksinme, imrenme, şaşkınlık bunlardan sadece bazıları… Her bir duygunun varlığı önemli, çünkü hepsinin farklı işlevleri var. Duyguların temel işlevlerinden bazıları bizi korumak, ihtiyaçlarımızı fark ettirmek ve çevremizle ilişki kurmamıza yardımcı olmaktır. Örneğin, kaygı olası bir tehdide karşı sistemi hazırlamaya çalışırken, öfke bazen sınırlarımızın ihlal edildiğini haber verebilir. Üzüntü ise çoğu zaman yavaşlamamıza ve temas kurmamıza alan açar. Temel duygular üzerine yapılan çalışmalar da duyguların evrensel ve işlevsel yönlerine dikkat çeker (Ekman, 1992).

Duygu Bedende Yankı Bulur

Duygular, bedenimizi, düşüncelerimizi ve davranışlarımızı etkileyen çok katmanlı süreçler olarak karşımıza çıkar. Farklı şekillerde bedenimizde yankı bulan duygular, aslında bize bir şey anlatmaya çalışan deneyimlerdir. Bazen göğüste bir sıkışma, bazen mide bölgesinde bir huzursuzluk, bazen sürekli tetikte olma haliyle, bazen de keyifli bir canlılıkla kendilerini gösterebilirler. Bedenimizin verdiği sinyalleri ve duyumsamalarımızı fark etmeye çalışmak, içimizde neler olup bittiğini anlamlandırabilmek için önemli bir referans haline gelebilir (van der Kolk, 2019). Bedenimiz, psikolojik deneyimlerden bağımsız düşünülemeyecek bir parçamızdır.

Aynı Anda Birden Fazla Şey Hissetmek

Bu deneyimler her zaman tek ve net bir duygu eşliğinde ortaya çıkmayabilir. Bazen aynı anda birden fazla duyguya temas edebiliyor; ne hissettiğimizi anlamlandırmakta zorlanabiliriz. Örneğin, bir başarı karşısında aynı anda hem heyecan hem kaygı hissedebilmek ya da bir vedanın içinde hem sevgi hem üzüntü taşıyabilmek oldukça insani bir durumdur. Ancak duygular birbirine karıştığında onları isimlendirmek de zorlaşabilir. Bazen yaşadığımız zorluğun kendisi değil, içimizde aynı anda hangi duyguların hangi tuşa bastığını anlamlandıramamak bizi daha yalnız hissettirebilir. Özellikle yoğun duygular söz konusu olduğunda, zihinsel olarak “normal” olduğunu bildiğimiz bir deneyim bedende de oldukça zorlayıcı bir hal alabilir.

Bastırmak mı Anlamlandırmak mı?

Her duygu, ister zorlayıcı ister hoş olsun, bize dair bir şey anlatır. Duyguların tamamen yok sayılması ya da yalnızca “hoş” olanların kabul edilmesi, kişinin kendi deneyiminden uzaklaşmasına neden olabilir. Çeçen (2002), olumsuz duyguların göz ardı edilip yalnızca olumlu duygularla ilgilenilmesinin, gerçeklikten kopuk ve mekanikleşmiş bir yaşam deneyimine yol açabileceğini aktarmıştır. Benzer şekilde, olumlu duyguların görünmez olması ise, duyguların taşıdığı enerjinin içe yönelip kişilerin sıkışmış hissetmesine neden olabilir (Çeçen, 2002).

Duyguları bastırmak kısa vadede işlevselmiş gibi görünse de uzun vadede hem psikolojik hem de bedensel yük oluşturabilir. Araştırmalar, yoğun biçimde duygu bastırmanın duygu düzenleme güçlükleriyle ilişkili olabileceğini göstermektedir ve bu durumun fiziksel ve psikolojik sıkıntılara sebebiyet verebildiği düşünülmektedir (Kuzucu, 2008).

Aslında mesele, duyguları tamamen kontrol etmek ya da yalnızca “iyi” hissetmeye çalışmak değil. Bazen içimizde hangi duygunun hangi tuşa bastığını fark etmek, bedenimizin verdiği sinyalleri biraz daha duyabilmek ve tüm bunlara merakla yaklaşabilmek önemlidir. Tüm duygular bize aittir, bize bir şeyler anlatmaya çalışır ve onları nasıl farklı şekillerde misafir edebileceğimizi keşfetmek, kendimize yaklaşmanın bir yolu olabilir.

Burcu Özcan
Burcu Özcan
Burcu Özcan, klinik psikolog olarak çalışmaktadır. Lisans eğitimini psikoloji, yüksek lisansını klinik psikoloji alanında tamamlamıştır. Bireysel seansların yanı sıra toplum temelli psikososyal destek projelerinde aktif olarak yer almaktadır. Çalışmalarında beden odaklı yaklaşımlar, Somatik Deneyimleme ve bilişsel terapilerden yararlanmaktadır. Yazı ve içeriklerinde psikolojik iyi oluşa, kişilerarası ilişkilere ve içsel kaynaklarla temas etmeye alan açar; psikolojiye dair bilgilerin herkes için erişilebilir olmasını önemser ve kişilerin kendi yolculuklarında kendilerine daha şefkatle yaklaşabilmelerini desteklemeyi amaçlar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar