Her şeyin yolunda olduğu anlarda bile zihnimiz neden bir ihtimal arar? Mutluluğun içinde beliren bu huzursuzluk, çoğu zaman sandığımızdan daha tanıdık ve öğrenilmiş bir refleks olabilir.
Bazen her şey yolundayken bile içimiz rahat etmez. Hatta çoğu zaman, her şey yolundayken daha çok düşünmeye başlarız. Uzun zamandır istediğimiz bir şey gerçekleştiğinde, tam da keyfini çıkaracakken zihnimiz sessizce başka ihtimalleri fısıldar: “Ya bu uzun sürmezse?”, “Ya bir şey ters giderse?”, “Bu kadar iyi olması normal mi?” Dışarıdan bakıldığında her şey olması gerektiği gibidir. Ama içeride, açıklaması zor bir huzursuzluk dolaşır. Sanki mutluluk tek başına yeterli değildir; yanında mutlaka bir ihtimal, bir risk, bir kayıp olasılığı da taşır. Ve çoğu zaman bunun farkında bile olmadan, en iyi anlarımızı bile tam anlamıyla yaşamaktan geri dururuz. İyi giden bir şeyin içinde bile tam olarak rahat edemeyiz.
Zihin Neden Hep Bir İhtimal Arar?
Zihnin bu eğilimi rastlantısal değildir. İnsan zihni, doğası gereği iyi olana değil, olası tehlikelere odaklanmaya daha yatkındır. Her şey yolundayken bile “ya değilse?” sorusunu üretmek, bir tür kontrol hissi sağlar. Çünkü belirsizlik, çoğu zaman olumsuz ihtimallerle birlikte düşünülür. Bu yüzden mutluluk, tek başına bir rahatlama hali olmaktan çıkıp, korunması gereken kırılgan bir duruma dönüşebilir. İyi giden bir şey olduğunda, onu kaybetmeye hazırlanmak çoğu zaman yaşamaktan daha tanıdık gelir.
Zihin Neyi Öğrendiyse Onu Tekrarlar
Bu huzursuzluk çoğu zaman sadece o ana ait değildir. Daha önce iyi giden bir şeyin aniden bozulduğu, güvenilen bir durumun sarsıldığı ya da beklenmedik bir kaybın yaşandığı anlar, zihinde kalıcı izler bırakır. Zihin bu izleri geleceğe taşırken aslında bizi korumaya çalışır. Ama bunu yaparken fark etmeden başka bir şey daha öğretir: İyi olan şeyler uzun sürmez. Bu yüzden bugün güzel giden bir anın içinde bile, sadece o anı yaşamayız. Aynı anda, onun bozulma ihtimalini de zihnimizde taşırız. Mutluluğu yaşarken bile, onun bitişine kendimizi alıştırmaya çalışırız.
İyi Giden Bir Şeyde Bile Tedirgin Olmak
Günlük hayatta bu durum oldukça tanıdıktır. Yeni başlayan bir ilişkinin en güzel anlarında bile temkinli davranmak, işler yolunda giderken sebepsiz bir gerginlik hissetmek ya da uzun süredir beklenen bir başarı elde edildiğinde bile “şimdi ne ters gidecek?” diye düşünmek… Tüm bunlar, mutluluğun kendisinden çok, onun sürdürülebilirliğine duyulan güvensizlikle ilgilidir. Sanki iyi olan, tek başına yeterince güvenilir değildir.
Kendimizi Korurken Neyi Kaçırıyoruz?
Belki de en dikkat çekici olan, bu sürecin çoğu zaman bilinçli yaşanmamasıdır. Çoğu zaman kendimizi sabote ettiğimizi düşünmeyiz; sadece “gerçekçi” davrandığımızı zannederiz. Oysa bu gerçekçilik, çoğu zaman olumsuz ihtimallere fazladan ağırlık vermekten ibarettir. Ve fark etmeden, yaşadığımız anla aramıza küçük bir mesafe koyarız. Kendimizi korumaya çalışırken, aslında tam olarak yaşayabileceğimiz bir şeyi eksilterek deneyimleriz.
Tam Yaklaşacakken Geri Çekilmek
Mutluluğun ardından bir şeylerin bozulacağına dair bu sessiz beklenti, aslında mutluluğun kendisine değil, onun geçiciliğine verilen bir tepkidir. Çünkü kalıcı olmayan bir şeyi sahiplenmek, bazı insanlar için baştan kaybetmeyi kabul etmek gibi hissedilir. Bu yüzden zihin, kendini korumak adına en baştan mesafe koymayı seçer. Tam yaklaşacakken geri çekilmek, zamanla en tanıdık savunma haline gelir.
Belki De Mesele Bu Değil
Ama belki de mesele, mutluluğun ne kadar süreceği değildir. Mesele, o anın içinde ne kadar var olabildiğimizdir. Çünkü her şeyin değişebilir olduğu bir yerde, iyi olanın da geçici olması kaçınılmazdır. Yine de bu, onu eksik yaşamak için yeterli bir sebep olmayabilir. Bazen zihnin kurduğu tüm ihtimallere rağmen, sadece olanı olduğu haliyle deneyimlemek de mümkündür. Belki de sorun, mutluluğun geçici olması değil; ona baştan ne kadar yer açabildiğimizdir.


