Cuma, Mayıs 22, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Yetersiz Kelimesiyle Büyümek: Bir Başarısızlık Damgası Vakası

Bugün sizlere bir arkadaşımızdan bahsedeceğim. Ben bu arkadaşımıza Elif diyeceğim. Elif, bizlere çok tanıdık gelebilir; belki okuyan kişi ya da bir arkadaşınız. Elif’e nasıl biri olduğunu ve öğrencilik hayatından biraz bahsetmesini rica ettim.

’’Merhaba, ben Elif. Yapım gereği hep sakin bir öğrenci oldum. Gerekmezse konuşmaz, sadece sorulduğunda konuşurdum. Okul hayatım boyunca ortada, en önde oturdum. Aslında olayım şöyle başlıyor: İlkokul öğretmenimin sınıfı tembel ve çalışkan olarak ayırmasıyla ve beni tembel sırasına oturtmasıyla.’’

Peki, sonra ne oldu dersiniz? Bu arkadaşımız tembel kısma oturdu diye başarısız mı oldu? Bunu ilerleyen kısımda göreceğiz ama Elif’e bakarsak, başarısızlık damgasını ilkokulda yiyerek hayatı boyunca kendisine “başarısızım” etiketini yapıştıracaktır.

‘’İlkokul bitti. Ortaokula geçişim sağlandı. Birçok yerde aktivitelere katıldım. Buraya kadar bir problem yok, ta ki lise sınavına girene kadar… Lise sınavına hazırlandım ama istediğim sonuca ulaşamadım. İstediğim sonuca ulaşamasam da okul puanımla iyi bir yere yerleştim. Lise dönemim başlamıştı. Yeni ortam, yeni arkadaşlıklar. Burada da ilkokula başladığım gibi çekingenliğim devam etti. Alışma sürecim biraz garip geçti ama sürece alıştım.’’

Elif’e biraz da bizim gözümüzden bakalım. Kendini başarısız zannettiği için her alanda başarısızlık gösterdiğini düşünüyor. Bu da ilkokul öğretmeninin sessiz olmasından kaynaklı; onu tembeller sırasına oturtmasıyla başlıyor hikâyesi aslında. Sonrasında göreceğiz ki mesele, Elif’in tembel olup olmamasından kaynaklı değil.

‘’Lise dönemimde bir hocam, başarısızlığımın tembellikle alakalı değil de bildiklerimi kâğıda dökemememden kaynaklı olduğunu, bunun da beni stresli yaptığını söyledi.’’

İşte Elif’in dönüm noktası: Biri onu fark etmişti. Ne kadar tuhaf, değil mi? Elif’i bu zamana kadar fark eden olmamış. Peki neden? Bu öğrenciler hayatımızın her yerinde. Sırf sessiz ve konuşmuyor diye hiçbir kabiliyeti yok zannediyoruz. Bugüne kadar hep söyledim, yine söylüyorum: Bu öğrenciler birer mücevher gibidir, her yerde kendilerini ortaya çıkarmazlar. Ama bir bilseniz ki içlerinde ne güzel bahçeler var… Bu öğrencilerin ilk fark edenleri olmak ne kıymetli. Yıllarca unutulmuyor…

‘’Bir süre bu şekilde gitti ve artık üniversite sınavı vakti geldi. Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. Sınıfımda da mutluydum, tembeller köşesinde değildim. Tek yapmam gerekenin stres yapmadan bu sınavı geçmek olduğunu biliyordum çünkü bana güvenen bir ailem ve öğretmenlerim vardı. Sınava girdim ve başarısızlığı tekrardan tattım.’’

Yine aynı döngüye döndük, değil mi? Öğrenci bir öğretmeni sayesinde ayağa kalkar, tekrardan düştüğünde aynı tembeller köşesine kendini çeker.

‘’Mezuna kalmak zorunda kaldım. Hiç istemesem de bir süre kendimi toparlamakta güçlük çektim. Sınav serüvenim tekrardan başlamıştı. Yeni ortam, yeni arkadaşlıklar… Bu dönemi 9 ay boyunca alışma süreci olarak tanımlayabilirim. ‘Görülme’ kelimesi bu dönemde en can yakıcı kelimelerim arasındaydı. Başarmak istiyorum ama görülmüyorum. Tam yapacağımı fark ediyorum, elinden tutulmuyor. Yapacağımı düşünen insandan çok yapamayacağımı düşünen insanlar türemeye başlıyor. “Ben neden buradayım?” kısmı benim için önemli olmaya başlıyor ama bunu biraz geç fark ediyorum. Sınav günü geliyor ve başarısızlık yine etrafım tarafından kanıtlanmış oluyor. Mezunluk dönemim devam ediyor. Bu sefer kendime bir söz veriyorum. ‘Görülmeyebilirim ama benim bir hedefim var, ailemi mutlu etmem lazım.’ diyerek o yola tekrar koyuluyorum.’’

Ne oldu dersiniz, bu sefer gördüler mi?

‘’Tekrardan aynı döngüye başladım. İlk deneme sınavıma girdiğimde ilk sene yaptığım puanla aynı puanı yaptım. O gün hocamın kafa sallayarak ‘olmamış’ demesi beni yine yerle bir etmişti. Hep aynısı oluyordu. Kendimi bir türlü ifade edemiyordum. Ama yapacaktım. Ne olursa olsun elimden gelenin en iyisini yapacağıma inanıyordum. Ama bunu sadece “yapacağım” diyerek değil, faaliyete geçirerek olduğunu biliyordum. İkinci deneme sonucum çok güzel geldi. Sınıfımızda birinci olmuştum. Hemen hocamla iletişime geçtim ve aldığım yanıtı çok net hatırlıyorum: ‘Daha iyisi olabilirdi, yetersiz.’ İlk yetersiz kelimemi almıştım. Hâlbuki daha yukarısı yoktu birincilikten. Anlatamamıştım.’

Özgüveni yeterince oluşmamış kişiler kendilerini çevresindeki diğer kişilerle karşılaştırmakta ve kendilerini yetersiz, eksik hissetmektedirler. Bu kişilerin kendilerine karşı saygıları oldukça azdır ya da hiç yoktur. Çekingen davranış gösterebilirler. Farklı bir ortamda kendini rahatça ifade edememekten endişe duymaktadırlar. Başarılı olamama kaygısı yaşarlar (Pişkin, 2003: 33-35). Burada da görüldüğü gibi “yetersiz” kelimesini alan öğrenci, kendini yine etiketlemiş ve başarılı olamayacağım kaygısını yaşamıştır. Kendini kanıtlama ihtiyacı… Elif her seferinde kendini kanıtlama gereği duymuş, başkalarının onayı olmadan başaramayacağını düşünmüştür.

‘’Bu böyle bir süre devam etti. Ben çıkmaya çabaladıkça hep itildim ve ilk başlarda aldığım tepkilerden bir tanesini paylaşayım: ‘sen evde ders çalışıyor musun?’ Evet yetersiz denmişti, evet başarısız denmişti ama ‘ders çalışıyor musun?’ dendiğini de ilk defa duymuştum. Hâlbuki bana ve aileme göre çok çalışıyordum. Kafamı dersten kaldırmıyor, düşsem de tek başıma ayağa kalkıyordum.’’

Öğrencinin görülmemesinin yanında bir de yaptığını yapılmamış görmek… Eminim ki hepimiz denk geliyoruzdur ‘Bunu sen mi yaptın?’ söylemlerine. Ben de çok denk geldim. Cevabım onlara olmadı ama biliyor musunuz, cevabı kendime verdim. İnsan kendiyle gurur duymayı öğrenmeli.

‘’Sonrasında denildi ki: ‘Hocam, başarılı öğrencilere ödül verilecek.’ Hayır, ben olamam, o kişi benden daha iyileri vardır, diyerek kendime yine başarısızlık konusunda toz kondurmamışım. Bana vermeye karar vermişler.’’

Elif’in yaşadığı duruma bakarsak, etrafından aldığı duyumlarla kendine yapıştırdığı etiket uyumluydu. Daha fazlası olmazdı onun için.

‘’Dershane dönemim sona erdi ve üniversite tercihlerindeydi sıra. İşte kendimi o zaman fark ettim. Ayakta durmak, onay aramadan kendi istediğim için bir şeyler yapmak… Zordu ama bunu az da olsa başarmıştım.’’

Burada fark ettiyseniz, kişi kendini farkına vardığında ilk kullandığı cümle “kendim istediğim için bir şeyler yapmak” oldu. İkinci dönüm noktası olarak da bunu diyebiliriz.

‘’Üniversiteyi kazandım hocam. Hem de istediğim bölüme. Burada bir şeyler yapmak için hâlâ daha çabalıyorum. Burada da ilk ‘yetersizsin’ kelimesini aldım. Bu sefer canım fazla yanmadı çünkü kendimi biliyordum. Bu hayatta iniş çıkışlar da oluyor. Ve ben o yokuşun tepesine çıkmak için çabalıyorum.’’

Elif’in bu sözleri benim için çok kıymetli. Artık kelimelere takılmıyor, kendini başkalarına kanıtlama ihtiyacı duymadan sadece ilerliyordu. Ve başarısızlık onu yıkmıyor, tam tersi güçlendiriyordu. Bizlere çok büyük görevler düşüyor. Yetersiz kelimesiyle büyüyen öğrenciler doğru müdahale ve fark edilmeyle bu damgayı aşabilir. Önemli olan onları fark edebilmek…

Elif’ten bahsettik bahsetmesine ama şimdi ben de biraz kendimden bahsedeyim. Dershane dönemimde bir hocama söz vermiştim. Beni bazen “hayırsız öğrencim” olarak anıyor, farkındayım. Hocama sözümü yerine getiriyorum. Yücel Aras hocam, iyi ki varsınız. 😊

Melike Kapusuz
Melike Kapusuz
Melike Kapusuz, Rize Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’nde Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Öğretmenliği adayıdır. Henüz daha mesleğini eline almamış ama bir o kadar da adım atmak için çok heyecanlıdır. Psychology Times Türkiye ile yollarının kesişmesiyle beraber yazarlık sürecine adım atmış. Anksiyete-Stres Yönetimi, Çocuk ve Ergen psikolojisi, Öğrenci Motivasyonu ve Başarı gibi konularda çalışmak hem yazmak hem de birlikte deneyimlemek için burada. Aynı zamanda kendi üniversitesinde Ergenlerde stres konulu projeler yapmakta ve bölümüyle alakalı topluluklarda bulunmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar