Salı, Ekim 6, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Başkalarının Hayatını İzlerken Kendi Hayatımızdan Uzaklaşmak

Sosyal karşılaştırma, dijital benlik ve görünmeyen yetersizlik duygusu

Bazen yalnızca birkaç dakika geçirmek için açtığımız sosyal medya uygulamalarında, kendimizi hiç beklemediğimiz bir düşüncenin içinde bulabiliyoruz: Herkes hayatında bir yerlere ulaşırken ben neden hâlâ aynı yerdeyim? Bir arkadaşımızın yeni işini, başka birinin tatil fotoğraflarını, bir başkasının mutlu bir ilişkisini izlerken kendi hayatımızı sorgulamaya başlayabiliyoruz. Üstelik bunu çoğu zaman bilinçli olarak yapmıyoruz. Bir başkasının yaşamına tanıklık etmekle başlayan süreç, farkında olmadan kendimizi değerlendirdiğimiz bir karşılaştırmaya dönüşebiliyor.
İnsan, kendisini ve çevresini anlamlandırırken başkalarının deneyimlerinden yararlanan sosyal bir varlıktır. Psikolojide sosyal karşılaştırma olarak tanımlanan bu eğilim, kişinin kendi özelliklerini, başarılarını ve yaşam koşullarını diğer insanlarla kıyaslayarak değerlendirmesini ifade eder. Leon Festinger’in 1954 yılında ortaya koyduğu Sosyal Karşılaştırma Kuramı, bireylerin kendilerini değerlendirebilecekleri nesnel ölçütlerin bulunmadığı durumlarda başkalarını bir referans noktası olarak kullanabildiklerini açıklamaktadır. Dolayısıyla kendimizi başkalarıyla karşılaştırmamız yeni bir davranış değildir. Ancak sosyal medyayla birlikte bu karşılaştırmaların sıklığı, erişilebilirliği ve karşılaştığımız kişi çeşitliliği önemli ölçüde değişmiştir.
Gündelik yaşamda bir arkadaşımızın mesleki başarısını gördüğümüzde kendi kariyerimizi, bir başkasının fiziksel görünümüne baktığımızda bedenimizi, mutlu bir çiftin fotoğrafını gördüğümüzde ise kendi ilişkilerimizi değerlendirebiliriz. Bu karşılaştırmalar kimi zaman bize ilham verir, yeni hedefler belirlememizi sağlar ve farklı yaşam biçimlerini tanımamıza yardımcı olur. Ancak karşılaştırmanın kişinin kendi değerini belirleyen temel ölçüte dönüşmesi, beraberinde yetersizlik ve geride kalmışlık duygularını getirebilir.

Gördüğümüz hayatlar, yaşanan hayatların tamamı değildir.

Sosyal medyada çoğunlukla insanların paylaşmayı tercih ettikleri anlarla karşılaşırız. Bir seyahatin en güzel karesi, uzun süren bir emeğin ardından elde edilen başarı ya da bir ilişkinin mutlu bir anı… Bu paylaşımların arkasında yaşanan belirsizlikleri, hayal kırıklıklarını, çatışmaları veya sıradan günleri çoğu zaman göremeyiz. Buna rağmen başkalarının seçilmiş anlarını kendi hayatımızın bütün gerçekliğiyle karşılaştırabiliriz.
Örneğin yoğun bir iş gününün ardından kendisini yorgun ve isteksiz hisseden bir kişi, sosyal medyada sürekli seyahat eden, üretken görünen ve sosyal çevresi oldukça geniş birini takip ettiğinde kendi yaşamını daha durağan veya yetersiz değerlendirebilir. Oysa karşılaştırdığı şey, başka bir insanın bütün yaşamı değil, o yaşamdan görünür hâle getirilen sınırlı bir kesittir. Bu noktada kişinin kendi deneyimini, başkasının sunduğu görüntü üzerinden yorumlaması, gerçekçi olmayan beklentiler geliştirmesine zemin hazırlayabilir.
Vogel, Rose, Roberts ve Eckles’in (2014) sosyal medya, sosyal karşılaştırma ve benlik saygısı arasındaki ilişkiyi inceledikleri araştırmalarında, sosyal medyada yukarı yönlü karşılaştırmalara maruz kalmanın kişilerin anlık benlik değerlendirmeleriyle ilişkili olabileceği gösterilmiştir. Araştırmacılar, kendilerinden daha olumlu özelliklere sahip olduğunu düşündükleri kişilerin profillerini inceleyen katılımcıların bazı öz değerlendirmelerinde düşüş gözlemlemiştir. Bununla birlikte sosyal karşılaştırmanın etkisi her bireyde aynı değildir. Kişinin kendilik algısı, karşılaştırma eğilimi ve içerikleri nasıl yorumladığı da bu deneyimin niteliğini değiştirebilir.

Bir başkasının başarısı, neden kendi eksikliğimiz gibi hissedilir?

Bazen bir başkasının başarısına gerçekten sevinebilirken aynı anda kendi hayatımızla ilgili bir eksiklik duygusu da yaşayabiliriz. Bir arkadaşımızın istediği işe kabul edilmesi, uzun zamandır hayalini kurduğu evi alması veya yeni bir ilişkiye başlaması, kendi ertelenmiş hedeflerimizi hatırlatabilir. Bu duyguların ortaya çıkması, başkasının mutluluğunu istemediğimiz anlamına gelmez. Aksine, çoğu zaman bu deneyim, kendi beklentilerimiz ve karşılanmamış ihtiyaçlarımız hakkında bize bilgi verebilir.
Burada önemli olan, bir başkasının yaşamındaki gelişmeyi kendi değerimizin ölçüsü hâline getirip getirmediğimizdir. Eğer kişinin kendisine yönelik değerlendirmesi büyük ölçüde başarı, fiziksel görünüm, ekonomik koşullar veya sosyal kabul gibi dışsal ölçütlere bağlıysa, karşılaştırmalar daha zorlayıcı hâle gelebilir. Başkasının ilerleyişi, kişinin kendi yaşamında geride kaldığı düşüncesini güçlendirebilir. Oysa insanların yaşam koşulları, başlangıç noktaları, öncelikleri ve sahip oldukları imkânlar birbirinden farklıdır. Aynı hedefe aynı zamanda ulaşamamak, kişinin başarısız olduğu anlamına gelmez.
Sosyal medya kullanımının benlik saygısıyla ilişkisini inceleyen araştırmalar da bu sürecin tek yönlü ve herkes için aynı sonuçları doğuran bir ilişki olmadığını ortaya koymaktadır. Örneğin sosyal medya kullanımı bazı kişiler için sosyal destek ve aidiyet sağlayabilirken, yoğun karşılaştırma eğilimi olan kişilerde olumsuz öz değerlendirmelerle ilişkili olabilir. Bu nedenle sosyal medyanın psikolojik etkilerini yalnızca kullanım süresi üzerinden değerlendirmek yerine, kişinin bu platformlarla nasıl bir ilişki kurduğunu anlamak daha açıklayıcıdır.

Kendimize dönmek, başkalarından uzaklaşmak değildir.

Başkalarının hayatlarını takip etmekten tamamen vazgeçmek, sosyal medyayı hayatımızdan çıkarmak veya her karşılaştırmayı engellemeye çalışmak zorunda değiliz. Bunun yerine, karşılaştırma yaptığımız anlarda kendimize yönelttiğimiz düşünceleri fark etmek önemli bir başlangıç olabilir. Bir paylaşımı gördükten sonra kendimizi yetersiz hissettiğimizde, bu duygunun hangi beklentimizle ilişkili olduğunu düşünmek, kendi ihtiyaçlarımızı daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.
Kendimize şu soruları sorabiliriz: Başkasının hayatında gördüğüm hangi özellik bende bir eksiklik hissi yaratıyor? Gerçekten istediğim şey bu mu, yoksa çevremde değerli kabul edilen bir yaşam biçimine mi ulaşmaya çalışıyorum? Kendi ilerleyişimi neden başkalarının zaman çizelgesi üzerinden değerlendiriyorum?
Bu soruların amacı, karşılaştırma yaptığımız için kendimizi suçlamak değil, kendi yaşamımızla kurduğumuz ilişkiyi yeniden değerlendirebilmektir. Bazen başkasının başarısı bize kendi hedeflerimizi hatırlatabilir; bazen de aslında bize ait olmayan beklentilerin peşinden gittiğimizi fark etmemizi sağlayabilir. Önemli olan, bu deneyimleri kendimize yönelik kesin yargılara dönüştürmeden değerlendirebilmektir.
Sonuç olarak, başkalarının hayatlarına tanıklık etmek sosyal yaşamın doğal bir parçasıdır. Ancak bu tanıklık, kendi yaşamımızı anlamlandırırken kullandığımız tek ölçüte dönüştüğünde, kişisel ihtiyaçlarımızı, değerlerimizi ve deneyimlerimizi gözden kaçırabiliriz. Her insanın yaşamı kendine özgü koşullar ve deneyimler içerisinde şekillenir. Başkalarının hayatında neler olup bittiğini takip ederken kendi hayatımızda neler hissettiğimizi, neye ihtiyaç duyduğumuzu ve bizim için neyin anlamlı olduğunu da göz ardı etmemek gerekir. Belki de bazen ekranı kapatıp kendi yaşamımıza dönmek, kendimizi başkalarıyla kıyaslamaktan çok daha fazlasını görmemize yardımcı olabilir.

Kaynakça

  • Festinger, L. (1954). A theory of social comparison processes. Human Relations, 7(2), 117–140. https://doi.org/10.1177/001872675400700202
  • Vogel, E. A., Rose, J. P., Roberts, L. R., & Eckles, K. (2014). Social comparison, social media, and self-esteem. Psychology of Popular Media Culture, 3(4), 206–222. https://doi.org/10.1037/ppm0000047 Yayın öncesi not: Metin özgün bir anlatımla oluşturulmuştur; ancak intihal veya yapay zekâ tespit araçlarında belirli bir sonuç garanti edilemez. Kaynaklar, makalede kullanılan temel kuramsal ve araştırma bulgularını desteklemektedir. Dergiye göndermeden önce kendi mesleki gözlemlerinle son okumasını yapman ve derginin kaynakça biçimini kontrol etmen uygun olacaktır.
Suat Keçeci
Suat Keçeci
Klinik Psikolog Suat Keçeci, psikoloji alanındaki akademik birikimini ve çok yönlü klinik deneyimlerini bir araya getirerek ergen ve yetişkinlere kapsamlı psikolojik destek sunan yetkin bir uzmandır. 2018 yılında Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümünden mezun olan Keçeci, İstanbul Kent Üniversitesi’nde Prof. Dr. Mehmet Zihni Sungur koordinatörlüğünde Klinik Psikoloji yüksek lisansını tamamlayarak uzmanlığını almıştır. Yüksek lisans döneminde “Farklı Cinsel Yönelime Sahip Bireylerin Stresle Başa Çıkma ve Psikolojik Dayanıklılık” konulu projesiyle akademik çalışmalara değerli katkılar sunmuştur. Eğitim süreci boyunca çeşitli özel eğitim kurumları, etüt merkezleri, özel güvenlik birimleri, Rehberlik Araştırma Merkezi ve Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde kapsamlı staj ve çalışma deneyimleri edinen Keçeci, mezuniyetinin ardından farklı kademelerdeki eğitim kurumlarında psikolojik danışmanlık hizmeti vererek geniş bir yaş ve ihtiyaç yelpazesine ulaşmıştır. Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezindeki çalışmaları sayesinde üstün/özel yetenekli çocuklar, işitme engelli bireyler, otizm, hiperaktivite, fobi-kaygı bozuklukları ve davranış sorunlarına sahip çocuklarla derinlemesine çalışma fırsatı bulmuş; aynı zamanda bu çocukların ailelerine bireysel terapi süreçleri yürütmüştür. Çocuk, ergen ve yetişkin danışanlarla çalıştığı Psikolojik Danışmanlık Merkezlerinde terapötik müdahaleleri başarıyla uygulayan Keçeci, Bilişsel Davranışçı Terapi ekolü sonrası Psikodinamik Psikoterapi eğitimini ve süpervizyonunu tamamlayarak uzmanlığını bu yaklaşım doğrultusunda sürdürmektedir. Halen Özel Sağlık Hizmet Birimi'nin kurucu ortağı olarak kendi ofisinde profesyonel çalışmalarına devam eden Klinik Psikolog Suat Keçeci; birçok gelişim, dikkat ve zeka testini uygulayarak danışanlarına kapsamlı değerlendirme ve terapi hizmeti sunmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar