Sonbahar Gelince İçimizde Ne Değişiyor?
Bazı mevsimler yalnızca takvim yaprağını değiştirir. Bazılarıysa içimizde bir şeyleri yerinden oynatır.
Sonbaharın gelişi çoğu zaman böyle hissedilir. Havanın serinlemesi, akşamların erkenden kararması, ağaçların yapraklarını bırakması… Bütün bunlar dışarıda yaşanırken, içeride de sessiz bir hareket başlar. Biraz yavaşlarız. Daha fazla düşünürüz. Geçmişe dönüp bakarız. Bazılarımızda açıklaması zor bir huzursuzluk, bazılarımızda tatlı bir nostalji, bazılarımızda ise yalnızca “bir şeylerin değiştiği” hissi belirir.
Peki neden?
Mevsim değişir, biz de ritim değiştiririz
İnsan zihni çevresinden bağımsız çalışmaz. Gün ışığındaki azalma, uyku-uyanıklık düzenimizden enerji seviyemize kadar pek çok biyolojik süreci etkileyebilir. Günlerin kısalmasıyla birlikte bedenimizin alıştığı ritim değişirken, zihnimiz de bu değişime uyum sağlamaya çalışır.
Fakat sonbaharda yaşadığımız duyguları yalnızca biyolojiyle açıklamak eksik kalır.
Çünkü mevsimler aynı zamanda birer zaman işaretidir.
Sonbahar, yazın bittiğini hatırlatır. Tatiller, başlangıçlar, planlar ve ertelenenler geride kalırken önümüzde daha düzenli, daha kapalı, daha “gerçek” bir dönem belirir. Okullar açılır, iş temposu artar, sosyal hayatın ritmi değişir. Bir bakıma sonbahar bize şunu sorar:
Şimdi nereye dönüyorsun?
Belki de bu yüzden sonbahar, bazı insanlarda yalnızca hava değişikliği değil, bir iç muhasebe duygusu yaratır.
Her hüzün depresyon değildir
Sonbaharla birlikte “içim daralıyor”, “hiçbir şey yapmak istemiyorum”, “eskiye takılıyorum” diyen birinin yaşadığı her duygu depresyon anlamına gelmez.
Duyguların mevsimlerle birlikte dalgalanması insan deneyiminin doğal bir parçası olabilir. Bazen ihtiyacımız olan şey duyguyu hemen ortadan kaldırmak değil, onun ne söylediğini merak etmektir.
Çünkü hüzün her zaman çözülmesi gereken bir problem değildir.
Bazen bir vedanın ardından gelir. Bazen değişime ayak uydurmanın bedelidir. Bazen de hayatımızda uzun zamandır görmezden geldiğimiz bir ihtiyacı görünür hale getirir.
Asıl mesele, bu duygunun hayatımızdaki yeridir.
Eğer çökkünlük, isteksizlik, uyku veya iştah değişiklikleri, enerji kaybı ve günlük işlevlerde belirgin bozulma uzun süre devam ediyorsa, bunu yalnızca “sonbahar geldi” diyerek açıklamamak gerekir. Mevsimsel değişim bazı kişilerde ruhsal belirtilerin ortaya çıkmasına veya artmasına eşlik edebilir ve profesyonel değerlendirme gerekebilir.
Belki de mesele yaprakların dökülmesi değildir.
Sonbaharın ilginç tarafı şu: Doğa bize kaybı gösterirken aynı zamanda değişimin de normal olduğunu hatırlatır.
Ağaç, yaprağını bırakırken başarısız olmaz. Bir dönem kapanır.
İnsan zihni ise kapanışları doğa kadar kolay kabul etmez. Biten ilişkileri, değişen rolleri, geride kalan yaşları, gerçekleşmeyen ihtimalleri zihnimizde uzun süre taşırız. Bu nedenle bazı sonbaharlar, aslında geçmişten çok tamamlanmamış duygularımızı hatırlatır.
Belki bu yüzden sonbahar geldiğinde kendimize hemen “Neden böyle hissediyorum?” diye sormak yerine başka bir soru sorabiliriz:
“Bu mevsim bende neyi görünür hale getiriyor?
Belki dinlenme ihtiyacımızı.
Belki özlediğimiz birini.
Belki ertelediğimiz bir değişimi.
Belki de artık taşımak istemediğimiz bir şeyi.
Sonbahar bize her şeyin kalıcı olmadığını hatırlatıyor olabilir.
Ve belki psikolojik olarak büyümek, her şeyi olduğu yerde tutabilmek değil; zamanı geldiğinde bazı şeyleri bırakabilmeyi de öğrenmektir.
Yapraklar dökülür.
Hayat devam eder.
Biz de bazen tam olarak bunu öğreniriz.


