Çarşamba, Eylül 30, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Nesnenin İnşası: Dış Gerçeklikten İçsel Temsile

İnsan ile dış gerçeklik arasındaki ilişki, doğrudan ve dolayımsız bir algılama süreci olarak ele alınamaz. Dış dünya, onu deneyimleyen kişinin bakışıyla her karşılaşmada yeni bir anlam kazanır ve farklı biçimlerde örgütlenir. Bu nedenle aynı dışsal olaya maruz kalan bireylerin, özünde aynı deneyimi yaşadıklarını söylemek mümkün değildir.

Bireyin algıladığı nesne de yalnızca dışarıda, kendisinden bağımsız biçimde var olan nesne değildir. Nesne; ona yöneltilen arzular, beklentiler ve fanteziler, kendiliğin o andaki duygulanımsal konumu ve daha önce içselleştirilmiş ilişkisel deneyimlerle birlikte adeta yeniden yoğrulur ve yeni bir şekle bürünür.

Kötü Memenin Ortaya Çıkışı

Klein’ın kuramı açısından bebeğin annesini, kendisini doyurmayan, mahrum bırakan ya da ihtiyaçlarını karşılamayan bir nesne olarak deneyimlemesini doğrudan annenin gerçek tutumuna bağlamak doğru değildir. Anne bebeğin ihtiyaçlarına duyarlı, erişilebilir ve bakım verici olsa dahi bebek onu belirli anlarda kötücül bir nesne olarak deneyimleyebilir. Burada belirleyici olan yalnızca dış nesnenin niteliği değil, bebeğin dünyaya beraberinde getirdiği saldırganlık, haset ve yıkıcı dürtülerin nesneyle kurulan ilk ilişkileri nasıl biçimlendirdiğidir.

Bebek için memenin temel işlevi doyum sağlamaktır. Açlık ortaya çıktığında meme hemen orada olmalı, süt gelmeli ve doyum kesintisiz biçimde sürmelidir. Ancak gerçek nesne hiçbir zaman bebeğin arzusuyla bütünüyle örtüşmez. Sütün gecikmesi, memenin geç gelmesi ya da doyumun sona ermesi gibi kaçınılmaz deneyimler, henüz dış gerçekliği tolere etme kapasitesi gelişmemiş olan bebeğin dünyasında yoğun bir mahrumiyet ve öfke duygusu yaratır. Bu noktada meme, doyum sağlayan iyi memeden, mahrum bırakan ve acı veren kötü memeye dönüşür.

Ancak Klein’ın kuramında mesele yalnızca memenin zaman zaman ulaşılabilir olmaması değildir. Bebek, kendisine sunulan doyum nesnesine karşı da yoğun bir haset geliştirebilir. Özellikle yaşamın erken dönemlerinde memenin, bebeğin arzuladığı şeyi sınırsız biçimde içinde barındırdığı ve kendisine vermekte olduğu fantezisi, aynı zamanda yoğun bir hasedin hedefi haline gelir. Bebek, kendisinde bulunmayan ve memenin sahip olduğu düşünülen bu sınırsız doyum kaynağını yok etme, kurutma ya da tahrip etme yönünde saldırgan fantezilere sahip olur.

Böylece paradoksal bir durum ortaya çıkar: Bebek, kendisine en fazla doyumu sağlayan nesneye karşı aynı zamanda yoğun bir hasedi duyar. Meme ne kadar zengin ve doyurucu olarak deneyimlenirse, bebeğin ona yönelik hasedi de o ölçüde yoğunlaşır.

Yabancının Tanıdıklığı

Kernberg’in yapısal nesne ilişkileri modelinde erken dönem deneyimler, yalnızca bilişsel anılar biçiminde değil; kendilik temsili, nesne temsili ve bunları birbirine bağlayan duygulanımdan oluşan ilişkisel birimler şeklinde içselleştirilir.

Bu açıdan çocuk, bakım veren ile yaşadığı deneyim içerisinde kendisine ilişkin bir temsil, karşısındaki kişiye ilişkin bir temsil ve bu ilişkiye eşlik eden belirli bir duygulanım örgütlenir. Dolayısıyla içselleştirilen yalnızca nesnenin kendisi değildir; kendilik ile nesne arasındaki ilişki biçimidir.

Bu ilişkisel birimlerin tekrarlayan deneyimler aracılığıyla örgütlenmesi, daha sonraki kişilerarası ilişkilerin algılanması ve anlamlandırılmasında etkili olan görece kalıcı yapılanmaların oluşumuna katkıda bulunur. Böylece birey, yaşamının ilerleyen dönemlerinde karşılaştığı her yeni nesneyle bütünüyle boş bir alanda karşılaşmaz. Yeni olan, çoğu zaman daha önce kurulmuş ilişkisel örgütlenmelerin arasından karşılanır.

Bu nedenle bireyin hayatına giren yeni bir insan, paradoksal biçimde bütünüyle yabancı bir nesne olarak deneyimlenmeyebilir. Daha ilk karşılaşmadan itibaren, henüz hakkında çok az şey bilinen bu kişiye ilişkin bir konum oluşmaya başlar. Kişi, karşısındaki insanı yalnızca onun söyledikleri, yaptıkları ve gerçekte kim olduğu üzerinden anlamlandırmaz. Sanki henüz tanımadığı birine, daha onu yeterince tanımadan önce bir kıyafet giydirir; onu belirli bir yere yerleştirir ve onunla kurulacak ilişkinin sınırlarını, beklentilerini ve olası anlamlarını tasarlamaya başlar.

Kaynakça

  • Kernberg, O. F. (1976). Object relations theory and clinical psychoanalysis. Jason Aronson.
  • Klein, M. (1946). Notes on some schizoid mechanisms. International Journal of Psycho-Analysis, 27, 99–110.
  • Klein, M. (1957). Envy and gratitude and other works 1946–1963. The Hogarth Press.
  • Klein, M. (1975). Love, guilt and reparation and other works 1921–1945. The Hogarth Press.
Hamide Güven
Hamide Güven
Hamide Güven, Nişantaşı Üniversitesi Psikoloji (İngilizce) bölümünden yüksek onur derecesiyle ikinci olarak mezun olmuştur. Eğitim sürecinde ve sonrasında Aktarım Odaklı Psikoterapi, Çözüm Odaklı Psikoterapi ve Rüya Yorumlama gibi psikodinamik yönelimli çalışmaların yanı sıra BDT, EMDR ve sanat terapisi alanlarında eğitim ve süpervizyon süreçlerini tamamlamıştır. Psikolojik testler, özellikle MMPI uygulama ve yorumlama alanında deneyim sahibidir. Klinik psikoloji alanına yönelik akademik ilgisini sürdürmekte; kişilik örgütlenmeleri ve psikodinamik kuramlar çerçevesinde kuramsal ve klinik çalışmalarla ilgilenmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar