Çarşamba, Eylül 30, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Buradayım, Ama Sanki Burada Değilim

“Bir şey mi oldu?”

“Yok.”

“Bana kırıldın mı?”

“Hayır, sadece yorgunum.”

Bazen gerçekten yorgunuzdur. Bazen de içimizde bir şey vardır ama adını koyamayız. Konuşmak istemeyiz. Telefonu elimize alır, bir video daha açarız. Yanımızdaki insan bir şey anlatır; duyduğumuz hâlde söyledikleri bize ulaşmaz. Sonra “Beni dinliyor musun?” diye sorar. “Dinliyorum” deriz. Oysa o sırada kendimizi bile pek duymuyoruzdur.

Şema terapide bu hâlin bir karşılığı var: Kopuk Korungan mod. İsmi biraz teknik gelebilir. Günlük hayattaki karşılığı ise tanıdık: Zorlandığımızda duygularımızla aramıza mesafe koymak, bir süre hiçbir şey hissetmemeye çalışmak.

İnsan Neden Kendinden Uzaklaşır?

Kimse bir sabah uyanıp “Bugün duygularımı kapatayım” diye karar vermez. Bu uzaklaşma çoğu zaman kendiliğinden olur. Bir söz canımızı acıtır, bir konuşma bizi sıkıştırır, bir beklenti ağır gelir. İçimizde ne olduğunu anlamaya fırsat bulamadan kapanırız. “Boş ver”, “Uğraşamayacağım”, “Zaten bir şey değişmeyecek” deriz.

Bazen bu alışkanlığın geçmişte bir anlamı vardır. Çocukken üzüldüğümüzde dinlenmediysek, ağladığımızda azarlandıysak veya derdimizi anlattığımızda küçümsendiysek, duygularımızı kendimize saklamayı öğrenmiş olabiliriz. Evde sorun çıkmasın diye susmak, kimseye yük olmamak için istememek, incinmemek için beklentiyi azaltmak işe yaramış olabilir.

Yıllar sonra aynı yol, başka ilişkilerde de karşımıza çıkar. Artık karşımızdaki kişi bizi dinlemeye hazır olsa bile anlatmak kolay gelmez. Biri “Neye ihtiyacın var?” diye sorduğunda gerçekten “Bilmiyorum” diyebiliriz. Çünkü uzun zamandır ihtiyaçlarımızı fark etmekten çok, onları ertelemeye alışmışızdır.

Elbette herkesin hikâyesi çocuklukta başlamaz. Uzun süren stres, kayıplar ve yıpratıcı ilişkiler de insanı duygusal olarak geri çekebilir. Burada tek bir neden aramak yerine, kişinin ne zaman kapandığını ve o sırada ne yaşadığını anlamak gerekir.

Her Şey Yolunda Görünürken

Kopukluk her zaman dışarıdan fark edilmez. İşe gideriz, alışverişi yaparız, arkadaşlarımızın mesajlarını cevaplarız. Hatta çevremiz bizi güçlü ve sakin bulabilir. Ama eve döndüğümüzde içimizden hiçbir şey gelmez. Sevdiğimiz bir diziyi açar, birkaç bölüm izleriz. Sonra ne izlediğimizi bile tam hatırlamayız.

Bir arkadaşımız “Hafta sonu ne yapmak istersin?” diye sorar. “Fark etmez” deriz. Akşam ne yiyeceğimiz, nereye gideceğimiz, kiminle görüşeceğimiz gerçekten fark etmiyormuş gibi gelir. Oysa bazen mesele seçeneklerin önemsiz olması değildir; kendi isteğimize ulaşamıyoruzdur.

Bu hâl kısa süreliğine yükümüzü hafifletebilir. Canımızı acıtan şeyleri düşünmeyiz. Fakat uzaklık uzadığında güzel şeyler de eskisi kadar içimize işlemez. Özlediğimiz birine sarılmak, bir başarıya sevinmek, kendimiz için bir şey istemek zorlaşabilir. Günler geçer; hayatın içindeyizdir ama ona katılmıyor gibi hissederiz.

Telefona bakmak veya yalnız kalmak tek başına kopuk mod anlamına gelmez. Asıl soru şudur: Bunlar bizi dinlendiriyor mu, yoksa hissetmek istemediğimiz bir şeyden sürekli uzak mı tutuyor?

Flörtte Her Şey Güzel Giderken

Başlangıçta konuşacak çok şey vardır. Mesajlaşır, buluşur, birbirimizi merak ederiz. Sonra ilişki biraz daha yakınlaşır. Karşımızdaki kişi “Seni özledim” der veya “Bizimle ilgili ne düşünüyorsun?” diye sorar. Birden cevap vermek zorlaşır.

Mesajı görürüz ama sonra yanıtlamak üzere bırakırız. Buluşmayı erteleriz. İçimizden “Biraz yalnız kalmak istiyorum” geçer. Bu sırada karşımızdaki kişi ne olduğunu anlamaya çalışır: “Yanlış bir şey mi söyledim?”

Bazen yakınlık, güzel olduğu kadar ürkütücüdür. Birine alışmak, onun bizi tanıması, ihtiyaç duymak veya hayal kırıklığı yaşama ihtimali huzursuz edebilir. Uzaklaşınca rahatlarız; sonra onu özleriz. Yeniden yaklaşır, yeniden sıkışırız. Böylece ilişki, iki kişinin de yorulduğu bir gelgit hâline gelebilir.

Yine de her geç cevap, her mesafe bu modla açıklanamaz. Bazen kişi ilişkiyi istemiyordur, bazen uyum yoktur. Bir kavramı bilmek, karşımızdakinin her davranışına açıklama bulmak zorunda olduğumuz anlamına gelmez.

Evlilikte Aynı Evde Yalnızlık

“Eskiden benimle daha çok konuşurdun.”

Bu cümle bazen büyük bir kavganın ortasında, bazen mutfakta çay hazırlanırken söylenir. Diğer eş “Ne konuşayım, bütün gün birlikteyiz” diye cevap verir. Gerçekten aynı evdedirler. Fakat konuşmalar alışveriş, faturalar ve ertesi günün işleri etrafında dönüyordur. Birbirlerinin gününü bilirler; içinden geçenleri pek bilmezler.

Eşlerden biri yakınlaşmak için soru sordukça diğeri sorgulanıyormuş gibi hissedebilir. Biri “Benimle ilgilen” demeye çalışır; diğeri “Yine yetemedim” diye duyar. Sesler yükselir. Ardından biri susar, öteki daha çok konuşur. Sonunda ikisi de yalnız kalır.

Bazen kavga bile olmaz. Akşam yemeği yenir, televizyon açılır, herkes kendi ekranına döner. “Sorunumuz yok” denir ama birlikte gülmek, dertleşmek, dokunmak azalmıştır. Kopukluğun ilişkideki bedeli bazen budur: Büyük bir olay yaşanmadan, birbirine ulaşmanın giderek zorlaşması.

Yeniden Konuşabilmek

İlk adım, kendimize “Neden böyleyim?” diye yüklenmek yerine, “Az önce ne oldu da kapandım?” diye sormaktır. Eleştirildiğimizi mi hissettik? Kırıldık mı? Yanlış bir şey söylemekten mi korktuk? Cevap hemen gelmeyebilir. Bazen yalnızca “İçim sıkıştı” diyebilmek bile bir başlangıçtır.

Partnerimize her şeyi bir anda anlatmamız gerekmez. “Sana kızgın değilim, şu an ne hissettiğimi anlamakta zorlanıyorum” demek, sessizliğin yarattığı belirsizliği azaltabilir. Molaya ihtiyacımız varsa ne zaman döneceğimizi söylemek ve o konuşmaya gerçekten dönmek önemlidir.

Dinleyen kişinin de hemen çözüm bulması gerekmez. “Bunda üzülecek ne var?” yerine “Seni neyin zorladığını anlamak istiyorum” demesi, konuşmayı kolaylaştırabilir. Bazen insanın ihtiyacı, derdinin çözülmesinden önce ciddiye alınmasıdır.

Küçük bir alışkanlık da denenebilir: Akşam birkaç dakika telefonları bırakıp gün içinde bizi etkileyen bir anı paylaşmak. “Bugün bir söze kırıldım” veya “Senin mesajın iyi geldi” gibi basit cümleler yeterli olabilir. Amaç kusursuz konuşmak değil, birbirimize biraz daha ulaşabilmektir.

Örneğin eşiniz bir planı size sormadan yaptığında “Tamam” deyip bütün akşam uzak durabilirsiniz. O, planı kabul ettiğinizi sanır; siz, fikrinizin önemsenmediğini düşünürsünüz. Söylenmeyen kırgınlık aranızda kalır. O anda “Bana da sormanı isterdim” diyebilmek çok küçük görünür ama önemlidir. Çünkü yakınlık, karşımızdakinin zihnimizi okumasını beklemekten çok, içimizde olanı paylaşabildiğimiz anlarda güçlenir. Bunun öğrenilmesi de zaman alabilir; ilk denemede rahat hissetmemek de oldukça anlaşılır bir durumdur.

Anlayış göstermek, sürekli görmezden gelinmeye razı olmak değildir. İki kişinin de duyulmaya ve sınırlarını korumaya hakkı vardır. Kopukluk sık tekrarlanıyor, hayatı ve ilişkiyi daraltıyorsa profesyonel destek yardımcı olabilir. Bazen değişim, çok büyük bir farkındalıkla başlamaz. “İyiyim” demeye alıştığımız bir anda durup “Aslında biraz kırgınım” diyebilmekle başlar.

Hasan Arslan
Hasan Arslan
23 Mayıs 1983 tarihinde Antakya da doğdu. İlk, orta ve Lise eğitimini Antakya da tamamladı. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümünde 2007 yılında Lisans, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Klinik Psikoloji Bilim Dalı’ndan 2010 yılında “Ebeveyn Kabul Reddinin Mizaç ve Karakter Özelliklerine Etkisi” başlıklı yüksek lisans tezi ile master derecesi almıştır. 2009-2012 yılları arasında “Erzincan Devlet Hastanesi”, 2010-2011 yılları arasında askerlik hizmeti kapsamında “Ankara Etimesgut Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümen Komutanlığı”nda,2007-2009 yılları arasında yarı zamanlı ve 2012-2016 yılları arasında tam zamanlı olarak “Ege Üniversitesi Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Şube Müdürlüğü’nde, 2016-2019 yılları arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Klinik Nöropsikoloji Birimi’nde ve 2019-2020 arasında İzmir Özel Kent Hastanesi ve Kent Onkoloji Merkezinde Uzman Klinik Psikolog olarak görev yapmıştır. 2020-2022 yılları arasında İzmir de çeşitli merkezlerde çalışmıştır. Eylül 2022 den bu yana kendine ait İzmir de bulunan merkezde danışanlarını görmektedir. Bireysel ve çift terapisinin yanısıra Nöropsikolojik Değerlendirme de yapmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar