Salı, Eylül 29, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Sosyal Medyada Herkes Mutluyken Kendimizi Neden Geride Hissediyoruz?

Sosyal Medyada Herkes Mutluyken Kendimizi Neden Geride Hissediyoruz?

Telefon ekranını açıyoruz ve sosyal medya hesabımıza girdiğimiz zaman bir arkadaşımız yeni bir işe başlamış, bir başkası uzun zamandır gitmek istediği şehirde, birinin düğün fotoğrafları karşımıza çıkıyor, başka biri spor salonundaki değişimini paylaşıyor. Bir başkası ise “Hayatımın en güzel dönemindeyim.” yazıyor. Birkaç dakika sonra telefonu kapatıyoruz ve bazen zihnimizde tek bir soru beliriyor:

“Herkes hayatını yaşıyor da ben neden yerimde sayıyorum?”

Belki de sosyal medyanın bizi en çok etkileyen tarafı, başkalarının hayatlarını göstermesi değil; onların hayatlarını kendi hayatımızı değerlendirmek için bir ölçüt haline getirmemiz. Çünkü ekranda gördüğümüz şey çoğu zaman bir insanın hayatının tamamı değil. O hayatın seçilmiş, düzenlenmiş ve paylaşılmaya değer bulunan birkaç anı. Fakat zihnimiz bu ayrımı her zaman hatırlamıyor. Başkalarının hayatlarına bakarken kendimizi değerlendiriyoruz. İnsan zihni kendisini değerlendirmek için başkalarına bakmaya oldukça yatkın. Psikolojide sosyal karşılaştırma olarak adlandırılan bu süreç, kişinin kendi özelliklerini, başarılarını ve yaşam koşullarını başkalarıyla kıyaslayarak anlamlandırmasını içeriyor. Aslında bu, hayatımızın her döneminde karşılaştığımız doğal bir süreçtir. Çocukken sınıf arkadaşımızın notlarına bakıyoruz. Ergenlikte görünüşümüzü ve sosyal ilişkilerimizi çevremizdeki insanlarla kıyaslıyoruz. Yetişkinlikte ise kariyerimizi, ilişkilerimizi, ekonomik durumumuzu veya yaşam tarzımızı başkalarınınkiyle karşılaştırabiliyoruz. Ancak sosyal medya bu karşılaştırmanın boyutunu değiştirdi. Artık yalnızca yakın çevremizle değil, hayatlarını hiç bilmediğimiz yüzlerce insanla kendimizi kıyaslayabiliyoruz. Üstelik onların hayatlarının tamamına değil, çoğunlukla göstermeyi seçtikleri kısmına maruz kalıyoruz. Kimse genellikle iş görüşmesinde reddedildiği anı paylaşmıyor. Partneriyle yaşadığı tartışmayı her zaman göstermiyor. Kendisini yetersiz hissettiği geceyi, başarısız olduğu sınavı veya geleceği konusunda yaşadığı belirsizliği hikâyesine eklemiyor. Ama yeni işini paylaşabiliyor. Tatil fotoğrafını paylaşabiliyor. Başarısını paylaşabiliyor. Böylece farkında olmadan kendi hayatımızın tamamını, başkasının hayatının seçilmiş anlarıyla karşılaştırıyoruz.

Sosyal medyada gördüğümüz hayat ne kadar gerçek?

Sosyal medya bize insanların hayatlarını olduğu gibi değil, çoğunlukla sunmayı tercih ettikleri biçimde gösteriyor. Bir fotoğraf seçiliyor, bazen tekrar tekrar çekiliyor, düzenleniyor ve paylaşılıyor. Bir cümle yazılıyor, beğenilmediğinde siliniyor, yeniden yazılıyor. Sonunda karşımızda o kişinin hayatının tamamı değil, onun göstermek istediği bir kesit kalıyor. Bu durum, başkalarının yaşamlarını olduğundan daha olumlu algılamamıza neden olabiliyor. Sürekli seyahat fotoğrafı paylaşan birinin hayatını özgür ve heyecanlı olarak düşünebiliyoruz. Arkadaşlarıyla sürekli fotoğraf paylaşan birinin hiç yalnız hissetmediğini varsayabiliyoruz. Kariyerindeki başarıları paylaşan birinin hayatının genel olarak yolunda olduğunu düşünebiliyoruz. Oysa gördüğümüz şey yalnızca birkaç saniye. Bir insanın hayatının birkaç saniyesi, o insanın bütün hayatı değildir. Yine de zihnimiz bazen bu birkaç saniyeyi bir bütüne dönüştürüyor. “Onun hayatı böyle.” ve hemen ardından: “Benim hayatım neden böyle değil?” “Bende neden yok?” sorusu geliyor.
Sosyal medyada özellikle kendimizi daha başarılı, daha güzel, daha mutlu veya daha iyi durumda görünen kişilerle karşılaştırdığımızda, bu karşılaştırma bizi kendi hayatımızı sorgulamaya götürebiliyor. Bir arkadaşımızın akademik başarısını gördüğümüzde yalnızca onun başarısını fark etmiyoruz. Kendi akademik hayatımızı da değerlendirmeye başlıyoruz. Birinin romantik ilişkisini gördüğümüzde yalnızca onun mutluluğunu değil, kendi yalnızlığımızı fark edebiliyoruz. Birinin fiziksel dönüşümünü gördüğümüzde onun bedeninden çok kendi bedenimize yönelik eleştirilerimizi düşünmeye başlayabiliyoruz. Dolayısıyla mesele yalnızca ne gördüğümüz değil, gördüğümüz şeyin bize kendimiz hakkında ne düşündürdüğü. Aynı paylaşım bir kişide ilham yaratırken başka bir kişide yetersizlik duygusuna neden olabilir. Bir kişi “Ben de bunu yapmak istiyorum.” diye düşünürken, başka biri “Ben bunu hiçbir zaman başaramayacağım.” diye düşünebilir. Bu nedenle sosyal karşılaştırmanın sonucu her zaman aynı değildir. Bazen bizi harekete geçirir. Bazen ise kendimizi küçümsememize neden olur. Sosyal medya bizi gerçekten mutsuz mu ediyor? Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. “Sosyal medya mutsuzluğa neden olur.” demek oldukça kolay bir açıklama olsa da bilimsel tablo bundan daha karmaşıktır. Çünkü sosyal medya kullanımı tek tip bir davranış değildir. Bir arkadaşımızla mesajlaşmakla saatlerce başkalarının profillerini sessizce incelemek aynı deneyim değildir. Bir topluluk içinde destek almakla sürekli kendimizi başkalarıyla kıyaslamak da aynı psikolojik sürece karşılık gelmemektedir. Araştırmalar, sosyal medya ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin kullanım biçimine, kişinin özelliklerine ve içinde bulunduğu bağlama göre değişebildiğini göstermektedir. Özellikle sosyal karşılaştırmanın yoğun olduğu kullanımlarda olumsuz duygular ve daha düşük iyi oluşla ilişkiler görülebiliyor. Buna karşılık sosyal bağlantı kurmak, iletişim kurmak ve destek almak bazı kişiler için olumlu deneyimler sağlayabiliyor. Bu nedenle belki de asıl soru: “Sosyal medyada ne kadar zaman geçiriyorum?” değil. “Sosyal medyada geçirdiğim zaman boyunca kendim hakkında ne düşünüyorum?” olmalıdır. Bazen sorun sosyal medya değil, kendimize baktığımız gözlerdir. Sosyal medyada gördüğümüz bir paylaşım, bazen zaten içimizde var olan bir düşünceye dokunuyor. “Yeterince başarılı değilim.” “Benim hayatım çok sıradan.” “Herkes bir yerlere geldi, ben hâlâ aynı yerdeyim.” “Bende bir şeyler eksik.” Belki de sosyal medya bu düşünceleri her zaman yaratmıyor. Bazen onları yalnızca görünür hale getiriyor. Çünkü aynı paylaşımı yüz kişi görebilir. Bir kişi ilham alır. Bir kişi hiçbir şey hissetmez. Bir başkası ise saatlerce kendisini yetersiz hissedebilir. Farkı yaratan yalnızca ekran değildir. Ekranın bizde dokunduğu yer de önemlidir. Bu nedenle sosyal medya kullanımımızı değerlendirirken yalnızca süreye değil, deneyimin kendisine de bakmak önemlidir. Bir hesabı takip ettikten sonra kendimizi sürekli yetersiz hissediyorsak, belki de problem o kişinin hayatının gerçekten bizden daha iyi olması değildir. Belki de o içerik, bizim hassas olduğumuz bir noktaya dokunuyordur.

Kendimizi korumak mümkün mü?

Sosyal medyadan tamamen uzaklaşmak her zaman gerçekçi veya gerekli olmayabilir. Bunun yerine sosyal medyayı kullanma biçimimizi fark etmek önemli olabilir. Bir paylaşım gördüğümüzde kendimize birkaç soru sorabiliriz: “Ben gerçekten onun hayatını mı istiyorum, yoksa onun hayatında gördüğüm belirli bir şeyi mi?” “Bu paylaşımı gördükten sonra kendim hakkında ne düşünmeye başladım?” “Onun hayatının tamamını mı biliyorum, yoksa yalnızca birkaç saniyesini mi görüyorum?” “Bu karşılaştırma bana ilham mı veriyor, yoksa kendimi küçümsememe mi neden oluyor?” Bu sorular sosyal karşılaştırmayı tamamen ortadan kaldırmayabilir. Fakat otomatik olarak ortaya çıkan düşünceyle aramıza küçük bir mesafe koyabilir. Çünkü bazen ihtiyacımız olan şey telefonu tamamen kapatmak değil, ekrana baktığımızda kendimize nasıl baktığımızı fark etmektir. Belki de geride değiliz. Sosyal medya hayatı zaman zaman bir yarış gibi gösterebiliyor. Yeni iş, yeni ev, yeni ilişki, yeni şehir, yeni beden, yeni başarı. Sanki herkes bir sonraki seviyeye geçiyor ve bizim sıramız bir türlü gelmiyormuş gibi görünmektedir. Oysa insanların hayatları aynı hızda ilerlemiyor. Herkes aynı şeyleri istemiyor. Herkes aynı başlangıç noktasından başlamıyor ve hayatın herkes için geçerli tek bir takvimi yok. Birinin 25 yaşında evlenmesi, başka birinin 30 yaşında kariyer değiştirmesi, bir başkasının 35 yaşında yeniden başlaması; bunların hiçbiri tek başına bir insanın diğerinden daha ileride olduğunu göstermiyor. Belki de sosyal medyada kendimizi geride hissettiğimiz anlarda kendimize sormamız gereken soru: “Onlar benden ileride mi?” hayır değil. Daha önemli bir soru var: “Ben kendi hayatımı neden başkalarının seçilmiş anlarıyla ölçüyorum?” Çünkü ekranın diğer tarafındaki kişinin en güzel gününü, kendi hayatımızın en zor günüyle karşılaştırdığımızda sonuç baştan eşit değil. Belki de bazen ihtiyacımız olan daha başarılı, daha güzel, daha sosyal ya da daha “mükemmel” bir hayat değil. Kendi hayatımıza daha adil bakmayı öğrenmektir. Çünkü başkasının hayatındaki birkaç saniye, bizim hayatımızın tamamına karşı bir ölçüt olmak zorunda değildir.

Kaynakça

  • Chou, H.-T. G., & Edge, N. (2012). “They are happier and having better lives than I am”: The impact of using Facebook on perceptions of others’ lives. Cyberpsychology, Behavior, and Social Networking, 15(2), 117–121. https://doi.org/10.1089/cyber.2011.0324
  • Kross, E., Verduyn, P., Demiralp, E., Park, J., Lee, D. S., Lin, N., Shablack, H., Jonides, J., & Ybarra, O. (2013). Facebook use predicts declines in subjective well-being in young adults. PLOS ONE, 8(8), e69841. https://doi.org/10.1371/journal.pone.0069841
  • Meier, A., & Johnson, B. K. (2022). Social comparison and envy on social media: A critical review. Current Opinion in Psychology, 45, 101302. https://doi.org/10.1016/j.copsyc.2022.101302
  • Midgley, C., Thai, S., Lockwood, P., Kovacheff, C., & Page-Gould, E. (2021). When every day is a high school reunion: Social media comparisons and self-esteem. Journal of Personality and Social Psychology, 121(2), 285–307. https://doi.org/10.1037/pspi0000336
  • Verduyn, P., Gugushvili, N., & Kross, E. (2021). The impact of social network sites on mental health: Distinguishing active from passive use. World Psychiatry, 20(1), 133–134. https://doi.org/10.1002/wps.20820
  • Verduyn, P., Lee, D. S., Park, J., Shablack, H., Orvell, A., Bayer, J., Ybarra, O., Jonides, J., & Kross, E. (2015). Passive Facebook usage undermines affective well-being: Experimental and longitudinal evidence. Journal of Experimental Psychology: General, 144(2), 480–488. https://doi.org/10.1037/xge0000057
Emine Kurtboğan
Emine Kurtboğan
Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi KKTC Akademik Birimi Psikoloji Bölümü’nden onur derecesi ile mezun olmuştur. Lisans eğitimi süresince hem akademik hem de mesleki alanda aktif olarak deneyim kazanmış; farklı sektörlerde çalışarak iletişim, empati ve problem çözme becerilerini geliştirmiştir. ÖZEV, Algım Eğitim Kurumları, Uyuşturucu Mücadele Komisyonu ve Yakın Doğu Hastanesi’nde gerekli stajlarını tamamlamış ayrıca özel kliniklerde gönüllü staj yapmıştır. Bilişsel Davranışçı Terapi alanında çeşitli eğitim ve sertifika programlarını tamamlamış ve halen Yakın Doğu Üniversitesi Klinik Psikoloji Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir. Psikoloji alanında kendini sürekli geliştirmeyi ve edindiği bilgi ve deneyimleri yazılarıyla paylaşmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar